Hayatımızı savunma zamanı

Ne yazık ki yeni yıla güzel haberlerle giremedik.

Bıkkınlık, korku, üzüntü, gelecek kaygısı ve öfke giderek toplumu esir alıyor. Ve giderek artan teröre bir çare bulamayan insanlar bu öfkelerini birbirlerine yöneltip tam da belki terörün istediğini, en kırılgan, en tehlikeli fay hatlarını tetiklemeye başlıyorlar. Televizyonlara bakıyorum, tartışma programlarında kavga, dizilerde kavga, maç sonrası programlarında kavga, uyduruk giyim kuşam yarışmasında kavga, evlenme programlarında kavga, yarışmalarda kavga… Biz ne zaman bu kadar duyarsız, birbirimize karşı bu kadar acımasız hale geldik? Magazin dediğimiz şey, hayatında bir sürü sıkıcı şey yaşayan insanları bir süreliğine o dünyadan uzaklaştırmak, parlak dünyalara götürmek, biraz eğlendirmek demek… Ama bakıyorsunuz magazin programlarında bile kavga… Haberlerde bizim başımıza gelen felaketler de yetmiyor, Çin’deki kaza, Endonezya’daki cinayet bulunup onlar da ekleniyor.

Bu kadar sıradan programlarda bile kullanılan dil o kadar kaba, sert ve şuursuzca ki, hiçbirimiz bu programlarla, dizilerle yetişen çocuklarımızın gelecekte nasıl bir ruh haline bürüneceğini bilemiyoruz. Bu yalnızca rating kaygısı mı, yoksa gerçekten birbirimize olan öfkemizin, nefretimizin geldiği boyut mu, doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Hepimiz kendi hayatlarımızı, kendi yaptıklarımızı, hatalarımızı, yanlışlarımızı bir an düşünsek belki başkalarına karşı bu kadar acımasız olmaktan vazgeçeriz.

Türkiye’de düşünce özgürlüğünün her zaman lafta olduğunu söylemişimdir ama artık gerçekten de kimse düşüncesini söyleyemez hale geldi. Sosyal medyadaki tartışmalar çığırından çıktı. Bizim bu interneti, sosyal medyayı kullanma biçimimiz de zaten aslında ruh halimizi gösteriyor. Yalnızca YouTube’da bir müzik klibi izleyin, altındaki yorumları okuyun, inanamazsınız. Alelade bir pop şarkısı ya da şarkıcısı için bile yorum yazanlar birbirine saldırıyor, küfürler ediyor. Tabii toplumsal olaylarda durum iyice vahim bir hal alıyor. Nefret söylemleri, hedef göstermeler, yalan yanlış haberler, provokatif paylaşımlar, birilerince yönetildiği anlaşılan hesaplardan yapılan yönlendirmeler sosyal medyayı tam bir çöplüğe dönüştürüyor.

Sağduyu en tepeden kaybolunca artık eline telefonu ya da bilgisayarı alıp olur olmaz öfkesini kusan insanlardan fazlasını beklemek mümkün olmuyor. Bunların bir kısmı gerçek duygularımız olabilir. İnsanlar öfkeyle, o anda yaşanan çaresizlikle, bir suçlu bulma kaygısıyla akıllarına geleni yazabilirler. Bir kısmı, ne amaca hizmet ettiğini bilemediğimiz provokatörler de olabilir. Onun için özellikle böyle zamanlarda sözlerimize, yazdıklarımıza çok daha fazla dikkat etmeliyiz.

Terör eylemlerinin en önemli sonucu, daha doğrusu terörün beklediği sonuç, bir toplumdaki hassasiyetleri, gerilim hatlarını kullanarak iç çatışma çıkarmak… Kimin yaptığı, neden yaptığı, bu eylemlerin arkasında kim olduğu da önemli değil. Bunları tam olarak çözmek, anlamak çok zor. 70’li yılların sonunu hatırlayanlar bilir, o dönemde de her gün suikastler, sabotajlar, katliamlar üst üste geliyordu. Kimin hangi eylemi ne amaçla yaptığı, o eylemin gerçekte kimin işine yaradığı, hangi örgütlerin arkasında kimlerin olduğu anlaşılamaz hale gelmişti. Önemli olan toplumdaki ayrışmaları en üst noktaya getirmek, öfkeyi ve korkuyu yaygınlaştırmaktı.

Yaşanan olayların ardından insanların korkması, tedirgin olması, endişenin en üst noktalara ulaşması anlaşılır bir şey elbette. Ama hayattan koparak, gizlenerek, kaçarak hayata devam edemeyiz. Nasıl ki çok sağlıklı beslendiğimizi, spor yaptığımızı, kötü alışkanlıklardan uzak durduğumuzu sansak bile bazı hastalıklara yakalanmaktan kurtulamıyorsak, nasıl ki en güvenli evde oturduğumuzu sanırken depreme yolda ya da başka bir yerde yakalanmaktan kurtulamıyorsak, terörle ilgili durum da bundan farklı değil.

Terör, bazılarımızın yaşam biçimini değil, hepimizin hayatını hedef alıyor. Onun için hayatımızı savunmak yalnızca sosyal medyadan düşüncelerimizi, duygularımızı yansıtıp başkalarıyla kavga etmek değil, hayatımıza devam etmek demek… Ölümü savunanlar hayata karşı hiçbir zaman kazanamazlar, merak etmeyin.