Burnum niye kırmızı?

İlkbaharın gelişiyle başlıyordu her şey. Kabus gibi günler bahar yorgunluğu ile adlandırılamayacak kadar beterdi. Hem yorgun ve hatta bitkin hissediyor, hem de motivasyonu dibe vuruyordu. Bu kabus her yıl ama her yıl hiç sekteye uğramadan tekrar ediyor, atopik bünyesine lanet ediyordu.

Ne zaman başladı hatırlamıyordu. Ancak babasına göre bu tip bulgular ilk kez yeni doğduğu günlerde dirseğinin içindeki kabuklu, kuru, çatlak çatlak döküntüler ile başlamıştı. İkinci yaş gününü kutladıktan sonra şikayetler öncesinde kullanılan bir dolu kreme rağmen geçmeyen lezyonlar aniden geçmişti. Uzun bir dönemi de şikayetsiz geçirmişti. Ta ki onbir yaşında annesini aniden kaybedinceye dek.

Sanki bir dönüm noktasıydı. Annesini kaybetmenin verdiği hiç bitmeyen yalnızlık duygusu ile birlikte, hapşırıkları ve yavaş yavaş gelen burun akıntıları sanki bir ergenlik habercisi gibiydi.

Regl kanamaları başladığı yılla birlikte bu saman nezlesi de başlamıştı. Her yıl geliyor ve her yıl sanki biraz daha kötüleşiyordu. Burnu akmaya başladığı zaman sanki hiç bitmeyen bir kaynak gibi sürekli su gibi akıyordu. Bazen burnunu kağıt mendil ile tıkamak ihtiyacı duyuyordu. Bazen tıkanıyordu. İşte o zaman burnundaki ve yüzündeki dolgunluk hissi ve baş ağrısı dayanılmaz oluyordu. Zaman zaman da damakta ki kaşıntı hissi dayanılmaz oluyordu. Gözlerdeki kaşıntı, batma, yanma, yaşarma neyse de, sabahları içinde kum varmış gibi bir hisle uyanmak gerçekten zorlayıcı bir yakınmaydı.
Sabah kötü uyanıyordu. Bu sadece kötü uyuduğu için değildi. İyi uyusa bile sabahları her zaman kötü kalkıyordu. Bu sanki afyonu patlamamış gibi bir duyguydu. Bunu her sabah istisnasız yaşaması üzerine oturmuş bir zihin bulgusuydu ve ancak saat on buçuk gibi normale dönüyordu. Ancak saman nezlesi dönemi geldiğinde en büyük sıkıntısı burnunun ucundaki kırmızılıktı.

İşe gidiyordu yaptığı makyajda sık burnunu silmekten gidiyordu, sonuç olarak kendini palyaço gibi hissediyordu. Öğlen yemeğe çıkmıyor, akşam eve nasıl gideceğini bilmiyordu. Sadece kendisini kimse görmesin istiyor ve bir izolasyon yaratıyordu. Böylece aslında ruhunda olan bu genel insanlardan uzaklaşma isteği de destekleniyordu. Yalnızlığı sevmiyor ama bir kısır döngü gibi onun içinde kalmak için de bilinçsizce davranıyordu.

Diğer bir durum da sanki havadaki iyot kokusunun etkisiyle şikayetlerinin deniz kenarında iyileşmesiydi. Aslında deniz kenarında yaşadığı sadece fiziksel şikayetlerini değil, zihnini de rahatlatıyordu. O yüzden her sıkıntı yaşadığında, hemen deniz kıyısına gider, kendine gelinceye kadar yürürdü. Her ne kadar denize girmeyi çok sevmese de deniz kenarında olmak çok hoşuna giderdi. Ancak işten her çıktığında bunu yapamıyordu. Ev gidiyor ve yalnızlığına kavuştuğunda eğer annesini hatırlamışsa yalnızlığı içinde ağlıyordu. Normalde insanların arasında ağlayamazdı. Ama yalnız kalınca ağlayabiliyordu. Sanırım çizdiği güçlü, sorumluluk sahibi ve ciddi kişilik yapısını asla ve asla insanların arasında ağlayarak bozmak istemiyordu.

Bahar gelince başlayan alerji yüzünden bahar gelsin istemezdi. Sıcağı ve yoğun güneşi de sevmezdi. Böyle olunca kış aylarını severdi. Zaten üşümezdi de. Hep üşümenin çaresi var, bir kat fazla giyinirsin olur biter derdi, ama terlemenin çaresi yoktu. Aslında bahardaki hava sıcaklığı ideale bakınca harikaydı. Ama bu saman nezlesi yüzünden baharı sevmiyordu.

Gün boyu burnunu silmek çok zordu. Burun kenarlarında olan tahrişlerin ötesinde, burunu sürekli yukarıya doğru silmekten oluşan enine yatay çizgi estetik kaygı da oluşturuyordu. Estetik uygulayıcıları burnunu yukarıya doğru silmemesini önermişlerdi. Ama herhangi bir uygulama ile bu çizgiyi gidermek zordu. Belki dolgu işe yarayabilirdi.

Hem bu çizgi, hem de kırmızı burnu canını çok sıkmıştı.

Böylesi bir durumda bir şeyler yapmalıyım diye düşünmeye başlamıştı. Çünkü bir dolu ilaç kullanıyor ama bir türlü iyileşemiyordu. Başka bir arayışa girmeliyim diyordu. Bu amaçla akşam bilgisayarının başına geçti ve akşamı böylece geçirdi.

Öğrendikleri haftaya...