Çok güldük, kesin başımıza bir iş gelecek!

Mutlu olduğum her şey bitecek diye korkuyorum.

Çok lezzetli bir yemek yerken, doymaktan korkuyorum mesela. O çok sevdiğim şarkı radyoda çıkınca bitecek diye huzursuzlanıyorum. Sevgilimin dizine yatıp, film izlerken; ayrıldığımız zaman ne yaparım diye kara kara düşünüyorum. Sevdiğim insanların öleceklerini düşünüp ağlamaya başlıyorum. Cuma günü, pazartesi gelecek diye mutsuz oluyorum. Arkadaşlarımla eğlenirken, ya hepsi benden önce uyursa diye telaşlanıyorum. Ve daha binlerce şey.
Çok uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla geçenlerde yemeğe çıktık. ‘Ne güzel, artık çok mutlusun’ dedi bana. O lafı duyar duymaz, ayak parmaklarımdan saç telime kadar irkildim. İnanılmaz bir korku sardı bedenimi. Bir anda kafamın içinde ‘Kesin kötü bir şey olacak’ diye geçti. Mutlu olduğunu anlayamama diye bir olay var. Ve ben mutlu olup olmadığımı anlamıyorum. Bunu fark ettiğimden beri de sürekli kendime, ‘Mutlu muyum lan acaba?’ diye sorup sorup duruyorum. Yemek yapmayı seviyorum mesela, yemek yaparken ‘Şu an mutlu muyum, bence mutluyum ya, mutluyum tabii’ diye telkinler verip; ardından ‘Ya beğenmezlerse yaptığımı, içine o kadar soğan atmasa mıydım, ya offf neden atarsın di mi!’ diye kızmaya başlıyorum. Anı yaşama olayını zaten hiç anlamamışımdır. Ben böyle sürekli duygularımı sorgularken, kötü anlarımda kendimi daha rahat hissettiğimi fark ettim. O sevdiğim şarkı radyoda çıkınca ani bir sevinç, sonrasında bitecek kaygısıyla şarkıdan bir şey anlayamama; bittiği zaman ise ‘ben demiştim’ hissi. O ben demiştim hissinin bende yarattığı derin bir oh çekiş. Ya da dolapta çikolatalı pasta var... O pasta mutlaka bitecek! O pasta oradayken hiç mutlu değilim. Bittiği zaman ise, kafamın içinden çıkıp gittiği için, yine aynı o derin bir oh çekiş. Mazoşist miyim neyim diye aldı beni bir düşünce. Ayrılık aşamalarında da mesela, bir acı çekiyorum Allah Allah. İlişkideyken de sürekli o acı çekişi düşünüyorum. Acı çekmek, acıyı beklemekten daha korkutucu geldiği için ise, kaçıyorum. Şey gibi, tam yatağa yatıyorum uyumaya hazırlanırken salondan tıkır tıkır ses geliyor. Yattığım yerden, hırsız mı üç harfliler mi diye düşünürken deli oluyorum. Oysa kalkıp baksam, belki kedi köpek çıkacak. Onun yerine saklanıp, hırsızın beni nasıl öldüreceğini düşünüyorum. Aslında bu bir kaygı bozukluğu, bunun için bir doktora falan gitmek en mantıklısı. Ama etrafımda kimle konuştuysam, o aynı korkuları yaşadığını görünce, kendi kendime bunu aşabileceğimi düşündüm. İlk aşama zaten bunu kabullenmek oldu. O bitince olan rahatlığımın nedenini bulmaya çalıştım. Ne zaman paniğe kapılsam, bitecek diye telaşlanmaya başlasam, hemen iyi düşünmeye kendimi adapte ettim. Bu açıkçası biraz zor oldu. ‘Hayır, bu ilişki bitmeyecek, her şey daha da güzel olacak’ demeye başlar başlamaz, ‘Ne zaman güzel oldu, şimdi bunu dedim ya kesin daha kötü olur’ diye içimden diğer ses konuşmaya başladı. İç sesim, birken iki oldu yani. Kaçmak yerine yüzleşmeyi tercih ettim. Aklıma kötü bir şey geldiği zaman, uyumak, alkol içmek ya da onu düşünmemek için Instagram’a bakmak yerine, çözüm yolu bulmaya çalıştım. Gerçekten neden zevk alıp, almadığımın listesini çıkarttım. Bazı şeyleri sırf millette gördüm diye yapıyormuşum. Onları eledim gitti. Şu olumlamalar falan bana hikaye gibi gelirdi. Denemekten ne kaybederim diyerek, telefonumun ekranına, ‘Çok mutluyum!’ yazdım. Sabahları gülümseyerek, ‘Bugün harika geçecek!’ diye uyanmaya başladım. Şimdilik iyi gidiyor. Korkularımdan tam arınsam, ‘anda kalma’ durumuna da gireceğim. Bence az kaldı, bekle beni ‘şu an’ ben geliyorum, az kaldı!