Şebnem Cenevre'den bildiriyor

Mutluluğu bir insanda arıyoruz hep. Halbuki bizi başkası mutlu edemez. Mutsuz da edemez. Keşke böyle bir güce sahip süper kahramanlar olsaydı, ama yok.

BİR ŞEHRE KAÇ PİYANO SIĞAR? GÜNLERDİR CENEVRE’Yİ TURLUYORUM. Şehrin her köşesine piyano serpiştirmişler ve her birinden müzik sesi yükseliyor. Mesela şu an göl kıyısında oturmakta olduğum bankın hemen yanındaki piyanonun başına gençten bir çocuk geçiyor. Elindeki alışveriş torbalarını sakince yere bırakıp değme virtüözlere taş çıkaracak şekilde çalmaya başlıyor. Müzik bu şehre yakışıyor.

AKIŞ YENİLENEMEDİ

Çok para yazmasın diye cep telefonumun internet hizmetini seyrek aralıklarla açıp kapıyorum. Gelen giden bir şey var mı diye az önce niyetlendim ve internette dolanırken Selena Gomez’le ilgili bir habere tesadüf ettim. Kariyerine ara veriyormuş. Kendini yapay hissediyormuş. Müziğiyle arasında bir bağ kuramıyormuş. Tüm bunların sebebi de panik atak ve depresyon gibi yan etkileri olan Lupus isimli bir hastalıkmış. Ayrıca... O da ne? Telefonumun ekranında ‘akış yenilenemedi’ yazıyor. Bence de yenilenemedi. Yalnız bu sefer kendi hayatımın akışından söz ediyorum.

BU KİMİN HAYATI?

Lupus’um yok. Ancak ben de uzun zamandır kendimle bir bağ kuramıyorum. Bir yerlere gidiyorum, bir şeyler yaşıyorum, bir şeyler oluyor da sanki başkasının hayatını izler gibi bir ruh hali içerisindeyim. Hep ‘hayatın hızına yetişemiyorum’ deyip suçu hayatın üstüne attım. Belki de yetişemediğim kendi hızımdı. Teslimat tarihlerimle, gerçekleştirmem gereken planlarımla, yapılacaklar listemle birlikte bitmeyen bir koşturmacanın içindeyim. O açıdan bakınca çok mantıklı bir koşu gibi geliyordu da, bu açıdan bakınca her şey tam bir arapsaçı.

Bildiğin mutsuzum. En son ne zaman çılgınca mutlu olduğumu, yüksek volümlü bir kahkaha savurduğumu, etrafı umursamayıp dans ettiğimi, samimi insanlarla samimi bir sohbetin içinde kaybolduğumu inanın hatırlamıyorum. Oysaki bunlar çok sevdiğim şeylerdi.

Mutluluğu bir insanda arıyoruz hep. Halbuki bizi başkası mutlu edemez. Mutsuz da edemez. Keşke böyle bir güce sahip süper kahramanlar olsaydı, ama yok. Milyonlarca fanlı, bir rüyayı yaşayan, yıkılan güzellikteki Selena Gomez’i düşünün. Milyonlarca insan seni mutlu edemedikten sonra bir insan nasıl etsin ki? Mutluluk dünyanın en öznel hissidir. Nokta. Piyanonun başındaki çocuk hala çalmaya devam ediyor. Etraf umurunda değil. Yüzünde samimi bir gülümseme var.


TRİBÜNLERE OYNAYANLAR

Kendimizden uzaklaştıkça tribünlere oynamaya başlıyoruz. Ne hissettiğimizden çok, bizden beklenenlere odaklanıp o beklentileri dört dörtlük bir şekilde karşılamaya çalışıyoruz da... Dört dörtlük insan mı olur? Bir insanın ulaşabileceği maksimum değer dokuz sekizliktir. O insan mükemmel göbek atabilir mesela. Bir de mükemmel şnitzel yapan insan vardır ki bu zat Cenevre’nin meşhur restoranı Roberto’nun şefidir. Göl başında yeterli klasik müzik dozumu aldıktan sonra kendimi burada buldum. Aç Şebnem oynamaz. Velhasıl kelam aradığımız mutluluğa ulaşamamamızın sebebi, o mutluluğu uzaklarda aramamız. Halbuki mutluluk sandığımızdan da yakın. Biz kendimizi olduğumuz gibi seversek, bizi olduğumuz gibi seven insanları kendimize çekeriz. O zaman insanlar vitrinimize değil, iklimimize gelir. Doğal, samimi olduğumuz, tribünlere oynamadığımız zaman çok güzel şeyler olacak. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Hem büyük değişimler inanmakla başlamaz mı?