Sizinle konuşmuyorsa...

İletişim kurabilmek için bazen rutin kalıplardan sıyrılmak gerekiyor.

Altı yıllık annelik sürecimde öğrendiğim şeyleri alt alta sıralamam gerekirse, ilk beşte yer alan madde; ‘ne çocuğum bana benziyor, ne ben anneme’ olurdu. İyi ya da kötü özellikleri ayırmadan diyebilirim ki, kendi annemizle kurduğumuz ilişkinin çocuğumuzla kurduğumuzla alakası yok. Ha, zaten olmasın da! Kuşak çatışması ezberini tekrar etmek istemiyorum ama gerçekten arada uçurumlar var. Neden mi? Kusura bakmayın ama günümüz çocukları neden-sonuç ilişkisini kuruyor, düşünüyor, sorguluyor. Biz öyle miydik? Ergenlikteki tutturmalarımız, anne-kız çatışmalarımız değil sözünü ettiğim şey. Bir kurallar silsilesi vardı ki, mıh gibi hala aklımda. Onlara uymak zorundaydık. Oysa bizden sonraki kuşak kendi kurallarıyla doğdu geldi kucağımıza. Ne masallardaki, ninnilerdeki gibiler ne annelerimizin doğrularındaki gibi. Özetle duyguları ile mantığı kusursuz işleyen büyük insanlarla muhattabız kabul edelim. Hal böyle olunca o seviyede iletişim kurabilmek için rutin kalıplardan çok çabuk sıyrılmak gerekiyor.

Bir kere çok hızlı gelişiyorlar, büyüyorlar. Evre ilkokul düzeyine gelince annenin stresi daha da artıyor. En azından bende durum şu an böyle. Neden mi? İşten eve geldiğimde bakıcıdan aldığım özetler, yuva zamanı gönderilen günlükler artık bitti. İlkokulla birlikte top artık Leyla’da; “Günün nasıl geçti?” sorusunun cevabı, onun iki dudağının arasında.

İlk günler heyecan vardı; yeni arkadaşlarının adını sıralıyor, kiminle teneffüslerde daha çok vakit geçirdiğini anlatıyordu hevesle. Sonraki zamanlarda aldığım cevap “Sıradan bir gündü işte”ye dönmeye başladı. Eyvahlar olsun! Neyse ki 1-2 ters köşe sorudan sonra, soruları değiştirmem gerektiğini çabuk fark ettim. Artık ona “Günün nasıl geçti?” diye sormamaya çalışıyorum. Onun yerine, “Öğlen yemeğinde kiminle yan yana oturdunuz?”, “Ders arasında hangi oyunu oynadınız?”, “Öğretmenin sana ne diye sesleniyor?”, “Sınıfta hoşuna gitmeyen kurallar var mı?”, “Bugün komik bir durum oldu mu?”, “Seni üzen bir olay yaşadın mı?” gibi sorulara yöneliyorum. Ne kadar heyecanla yanıtladığını görünce hala inanamıyorum. Hatta Leyla aynı soruları benim iş yerime uyarlayarak bana soruyor. Bu arada babasının “Bana bir şey anlatmıyor, sana niye anlatıyor?” şeklinde yakınmaları bile başladı!

Ha bu arada bir tavsiye daha; okul sonrası sohbetlerinizi yatana kadar paylaştığınız vakte yayın. Yani tek seferde, tek soruyla çocuğun her şeyi anlatmasını beklemeyin. Yemek yerken edin sohbetinizi, banyo sonrası saçını tararken mesela… Benim favorim uyku öncesindeki zaman dilimi… Bir ince kitap okurken neler anlattığına şaşırıp kalacaksınız.
Sevgiyle…