Elele Online
Sezon
Modası
Sokak
Modası
Gözümüze
Çarpanlar
Sağlık
Güzellik
Ayın
Konusu
Ayın
Konuğu
Astroloji Gezi
Aşk ve Seks Psikoloji Alışveriş Ayın Ürünü Trendler Röportaj Forum Ana Sayfa

Elele Kasım Sayısı
Üye Girişi
Ad:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓
Elele okurlarına sorduk
SİZİ GERÇEKTE ne mutlu eder?

Daha zengin, daha ince, daha başarılı ya da daha iyi bir anne olmak mı? Özel anketimizde tam 6 bin kadına sorduk: Sizi ne mutlu eder? Elele kadınlarının yanıtı, hiçbiri oldu! Okurlarımız için mutluluğun tanımı, düzenli ve sorunsuz bir ilişki. Bakın sırada neler var...

Daha zengin, daha ince, daha başarılı ya da daha iyi bir anne olmak mı? Özel anketimizde tam 6 bin kadına sorduk: Sizi ne mutlu eder? Elele kadınlarının yanıtı, hiçbiri oldu! Okurlarımız için mutluluğun tanımı, düzenli ve sorunsuz bir ilişki. Bakın sırada neler var...

Ayaklarınızı yerden kesecek kadar sizi mutlu edecek ne olabilir? Maaşınıza zam, daha uzun bacaklar ve Vakko kıyafetlerle dopdolu bir gardırop mu? Ya da sahilde bir yazlık, daha çok kendinize ayıracağınız boş zaman ve eşinizle/sevgilinizle daha çok vakit geçirmek mi?

Biz kadınların öncelikleri, 30 yaşından itibaren değişmeye başlıyor. Bunun en güzel kanıtı, bu ay gerçekleştirdiğimiz anketimiz oldu. E-kolay.net'in kadın portalı mahmure'de ve dergimizin internet sitesi elele.com.tr üzerinden yaptığımız ankette, ''Sizi ne mutlu eder?'' diye sorduk. Tam 6 bin kadın yanıtladı sorumuzu ve önceliklerini sıraladı.

Anketimizdeki sıralamaya bakarsak, şöyle bir sonuç açığa çıktı: Birazdan sevdiğiniz adamın kollarında olacak, sonra spor yaparak harika bir vücuda doğru yol alacak, ardından işinize gidecek ve son olarak da çocuklarınızla ilgileneceksiniz!
Aslında 1990'ların başından beri, hayatında, kişisel doyum arayan kadınların sayısı iki katına çıktı. Örneğin, 37 yaşındaki Merve'nin hayatına şöyle bir bakalım: İki yıl öncesine kadar, İstanbul'daki bir şirketin reklam temsilcisi olarak oldukça hızlı bir hayatı vardı. Ofise sabah 8:30'da gelir, gece 11'den önce de pek çıkamazdı. Ta ki aşık olarak evlendiği eşiyle arasının eskisi gibi ''sıcak'' olmadığını fark edene kadar! Ayrıca 1 yaşındaki kızıda mutlu gözükmüyordu... ''Upuzun günler ve saatler boyunca çalışmak ve bunun karşılığında her hafta sadece bir günü eşime ve kızıma ayırmak ilişkimi çok olumsuz etkilemeye başlamıştı. Eşim artık bana anlayışlı davranmıyor, evdeki en ufak bir aksaklıktan beni sorumlu tutuyordu. Düzensiz iş saatlerim yüzünden beslenmem de sağlıksızdı ve ofiste olur olmaz zamanlarda pizza, hamburger yemekten kilo almıştım! Bir şeyler yapmam gerektiğini anladım. Eşimle konuştum, işten ayrılma kararımı sevinçle karşıladı! Meğer o da bunu beklermiş. Evimiz zaten Anadolu yakasında sahildeydi. Yani kızımla her sabah yürüyüşe ve parka gidip istediğimiz kadar birlikte vakit geçiriyorduk. Hafta sonları eşim de bize katılıyordu. Sanki ilişkimize bir sihirli değnek dokunmuş ve eski huzurlu, mutlu günlerimiz geri gelmişti! Şimdi öyle mutluyum ki anlatamam! İş hayatı, kariyer umrumda bile değil''

Bu arada anketimiz bir gerçeği daha ortaya çıkardı. O da şu: İstemek ve yapmak zorunda olduğunuzu hissettiğiniz şeylerle gerçekten istediğiniz şeyler arasında büyük bir fark var. Yani günümüz şartları çalışmayı gerektirse de ezici bir çoğunluk, mutluluğu düzenli ve mutlu bir ilişki olarak tanımlıyor, başarı, kariyer gibi zamane zorunluluklarını, alt sıralara atıyor.

Mutluluğun formülü: Bir sen bir ben!

Bizi neyin mutlu edeceğiyle ilgili istekler çeşitlilik gösterse de herkes, hayatını paylaşacak birini istiyor. Bu konuda hemfikiriz. Ayrıca düzenli ve sorunsuz bir ilişkiyi her şeyden üstte tutuyoruz. 31 yaşındaki Ela, yakın bir geçmişe kadar bilindik bir kadın dergisinin moda editörüydü. Ancak sevdiği adam için işini bıraktı. Peki böylesine şahane bir işi bırakmasına ne ve nasıl biri sebep olabilirdi? ''Mutlu değildim'' diyor ısrarla. ''Sanki biri mideme yumruk vuruyordu sürekli. Bir gece İstanbul'un trendy barlarından birinde içkimi yudumlarken fark ettim ki bu yaşadığım hayatı biriyle paylaşmadığım sürece hiçbir anlamı yok. Her zaman çok özgür olmuştum ve artık bu durumdan sıkılmıştım!'' Ela, bir seyahati sırasında hayatının erkeğiyle tanıştı ve işini bırakmaya karar verdi! Ancak Bodrum'a yerleşmesi gerekiyordu. Tereddüt bile etmedi! İşin tuhaf tarafı, arkadaşlarından hiçbiri de bunu acayip bir olay gibi karşılamamış. Ela, bununla ilgili olarak şu yorumu yapıyor: ''Bu, benim yaşımdaki kadınlar arasında sessiz bir gerçek. Şehirli kariyer sahibi kadınların hayatı her ne kadar pırıltılı gözükürse gözüksün, bunu paylaşacak biri olmadığında büyük bir boşluk hissi oluyor.'' Banu da Ela'nın bu görüşünü destekliyor:
''Ally McBeal'dan Bridget Jones'a ve Carrie Bradshaw'a doğru geçen yıllarda aşk ve ilişki, kadınların hayatında bir numaralı öneme sahip oldu. Ela gibi önceliklerini açıkça söyleyen cesur ve dürüst kadınlar olduğunu görmek çok güzel. Ama şunu vurgulamakta da fayda var. Biz burada herhangi, gelip geçici bir ilişkiden söz etmiyoruz. Herhangi sorunlu bir ilişki yaşamaktansa yalnız olmayı tercih ederiz!''

Banu'nun bu tespiti oldukça önemli. Çünkü onunla birlikte anketimize katılan 6 bin kadının 2874'ü, düzenli ve sorunsuz bir ilişki istediğini vurguluyor.

İdeal mesleğiniz

İlginçtir, 6 bin kişilik anketimizdeki öncelikler sıralamasında kariyer ve başarı ilk sıralarda yer almıyor. Mutluluk sebebi olarak yüzde 47'niz düzenli ve sorunsuz bir ilişkiyi ilk sırada sayıyor. Peki acaba iş ve kariyer aşkımıza ne oldu?
80'lerde kadınların iş hayatında başarılı olabileceğini kanıtlamaları gerekiyordu. Rol modellerimiz, her şeye sahip olan süper şehir kadınlarıydı. Sonra 90'lar geldi; bütün mesele statü stresiydi. Herkesten meşgul olduğumuzu göstermemiz gerekiyordu sanki! Fakat artık biz kadınlar bütün bu aşamalardan geçtikten sonra itiraf edebiliriz ki, uzun çalışma saatleri ve iş yerindeki yüksek gerilim hattı çoğu zaman önceliklerimize uymuyor. Artık elimizi işten çekeceğimizi, evde reçel ve çocuk yapacağımızı söylemek bir utanç değil, ferahlama etkisi yaratıyor!

Bu demek değil ki artık kadınlar iş hayatında yer almayacak. Elbette, Türkiye'de çalışan kadın sayısının artması, kadınları girişimcilik konusunda yüreklendirmek adına yaptığımız kampanyalar sürüyor. Özellikle kendi işimizin sahibi olmak, kendi kurallarımızla çalışıyor olmak, günümüz dünyasında biz kadınların en büyük arzusu. Bu arada 6 bin kadının katıldığı anketimizdeki çok küçük bir yüzde çalışmayı tamamen bırakmayı düşünürken, büyük bir çoğunluk kendi işini yapmak istiyor. Yani Türk kadınları da çalışma saatlerini kendi belirlemek, istediği yerde yaşamak istiyor.

Bu sonuçlar inanılmaz gibi gelse de 30'lu yaşlardaki kadınların eğilimlerini gayet iyi tarif ediyor. Buna en iyi örnek, Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman olsa gerek! Türkiye'de hem çok çalışan hem de çok tanınan bir gazeteci olarak yaşarken evlendiğinde sevgilisinin işi gereği üç yıllığına Dubai'ye yerleşmesi gerekti. Ve o ne yaptı? Bir ayağı Dubai'de değeri İstanbul'da olan bir hayat modeli geliştirdi. Bu arada bir de kızı oldu. 30'lu yaşlarındaki şehirli kadınların eğilimlerini ve de anketimizi doğrulayan en güzel örnek Ayşe Arman.

Yüzde 21 kusursuz bir vücut peşinde!

Zenginlik, ince ve daha genç gözükmekten daha önemli olabilir mi? Hayııııır! Anketimizden anlaşılan, 30'lu yaşlarındaki kadınlar için fit bir vücudun her şeyden daha önemli olduğu. Bu yaşlardaki şehirli kadınlar, iyi bir vücut için oldukça çaba gösteriyor, ciltlerine de vücutlarına da bakıyorlar. En çok istenen, ince bir bel dolgun kalçalar ve düz bir karın. Aslında dünyada bu trend geçerliliğini yitiriyor. Model fiziğine sahip olmaktansa, kendi vücuduyla barışık, huzurlu ve mutlu bir yaşam isteyen kadınlar çoğunlukta. Yani beden değil, ruhun güzelliği ve huzuru önem kazanıyor. Ünlü markalar reklam kampanyalarında halktan kadınları kullanıyorlar. Ancak bu durum, biz Türk kadınları için geçerli değil. Henüz geniş kalçaları ya da ayva göbeklerini kabullenmiş değiliz anlaşılan; içimizde hep, günün birinde Gisele Bundechen vücuduna sahip olma hayaliyle yaşıyoruz. Çünkü az bir rakam değil, altı bin kadının 1284'ü kendisini kusursuz bir vücudun mutlu edeceğini itiraf etmiş durumda!

Önceliklerimiz

Artık kariyerimizle bir bütün olmadığımızın farkındayız. Ancak uzmanlar daha önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Geçtiğimiz 20 yılda sadece ne istediğimiz değişmedi, onu elde etme biçimimiz de değişti.

Bunu izlediğimiz Tv programlarından daha güzel hiçbir şey yansıtamaz. 90'lardaki kadın karakterler mutluluğu daha gelişigüzel yollardan buluyordu. Ancak Friends'deki Rachel Green ve Sex and The City'deki Carrie Bradshaw karakterleri bu değişimi en iyi anlatanlardı. Her ikisi de hayatındaki öncelikler sıralamasında ilk sıralara çarpıcı bir kariyeri değil, erkekler, arkadaşlık ve eğlenceyi koymuşlardı. 2006'da ise Rachel ve Carrie yerini, mutluluğun peşinde koşan Desperate Housewives'a (Umutsuz Ev kadınları) bıraktı. Her birinin önceliği farklı olan bu kadınların en büyük özelliği, istedikleri ve onları mutlu edecek bir durum söz konusu olduğunda değişime açık olmaları. Bugünün 30'lu yaşlarındaki kadınları, mutluluk arayışlarını kişisel bir yolculuk olarak görüyorlar.
Örneğin, Madonna'ya bakalım. O bize, hayattaki sıralamayı değiştirebileceğimizi gösterdi. Geç denebilecek bir yaşta çocuk sahibi olup sonra da evlenmek mesela. Yani mutluluğu bulmak için ille de doğru bilinen cevapları işaretlemek gerekmiyor hayatta!

Peki ya annelik?

Anketin ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise ''erkek''lerin ''çocuk''tan daha önce geldiği. Ancak çocuk sahibi olma fikri kadınların aklını karıştırıyor. Esra, eylülde evlenecek. ''Herkes çocuk isteyip istemediğimi soruyor. Ama beni neyin mutlu edeceğini bilemiyorum. Bugüne kadar hep kariyer odaklı yaşadım ve patronlarım yükseleceğimi söylüyorlar. Ama şu an kendimle tartışma halindeyim, acaba kendimi aileme adamak mı beni daha mutlu edecek? Yoksa kariyerime odaklanmak mı? Gerçekten ne yapacağımı bilemiyorum.'' Çoğunluk tarafından yaşanan bir ikilem bu. Özellikle de bu dönemde 30'lu yaşlarını yaşayanların yaşadığı bir ikilem; hangi tarafın ağır bastığını bilememek: İş mi, aile mi? Çünkü çocuk sahibi olmak, büyük sorumluluk. Ayrıca kadınlar genellikle hayatlarıyla ilgili daha esnek davranabilseler de çocuklar bu esnekliğe engel tek faktör! Pek çoğumuz bu ikilem arasında kayboluyor, dolayısıyla anneliği erteliyor, erteliyoruz. Bu da, son zamanlarda 40'lı yaşlarında anne olanların sayısının her geçen gün artmasının nedenini gayet güzel açıklıyor açıklıyor.

© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.