Elele Online

http://www.elele.com.tr/roportaj/01013/
Bir inat uğruna sörfçü oldu!

Rüzgar sörfü... Belki de dünyanın en havalı sporlarının başında geliyor. Kıskandıran ve insanı heveslendirecek kadar ''cool'' bir kere! Asi, büyüleyici ve özgür. Hele izlediğiniz kişi Bora Kozanoğlu ise, bir o kadar da karizmatik...

Çeşme-Alaçatı dendi mi, akla ilk gelen şeylerden biridir; rüzgar sörfü. Ve dolayısıyla kaslı vücutlarıyla dalgaların arasında adeta süzülen yakışıklı sörfçüler! Bu sporun, tüm sporların arasında apayrı bir yeri var bence. Sörfe meraklıların bu kadar cool ve asi durmalarının sebebi de bu olsa gerek. Sanki bir dokunulmazlık vardır hepsinin üzerinde. Ve onları seyrettikçe rüzgarın kızı ya da oğlu nasıl olunurmuş anlarsınız... Alaçatı'da rüzgarın oğullarından biri var ki; kendi adıyla birlikte Türkiye'yi de dünya çapında duyuruyor. Daha çocuk yaşlarda bir Alman'a inat başladığı rüzgar sörfü, bugün onun en büyük tutkusu. Hem öyle sadece kaslı vücudu ve sörfe olan yeteneğiyle de dikkat çekmiyor. ''On parmağında on maharet''çilerden. Rüzgar sörfü'nün yanı sıra mesleğini yapmasa da, o bir inşaat mühendisi. Gitar çalıyor, yazıyor ve çiziyor... Milli sörfçümüz Bora Kozanoğlu sadece karizmasıyla değil, yetenekleriyle de kadınların ilgisini üzerinde tutuyor.

Sörf macerasınız nasıl başladı?
Aslında tamamen tesadüf. Yüzmekten hiç hoşlanmayan biri olarak, rüzgar sörfü tutkunu olmam da enteresan aslında... Yedi yaşlarındayken babam, Alman bir arkadaşından sörf yapmayı öğrenmiş. O zamanlar A'sı bile bilinmeyen Alaçatı'da her yaz sörf yapardı. Yüzmekten hoşlanmayan hatta nefret eden bir çocuk olarak ben de bütün gün ya gitar çalar ya da sahilde otururdum. Bir gün; yine babamı sörf yaparken seyrettiğimde içimden denemek geldi. Board'a çıktığımda müthiş bir duygu olduğunu anladım ve bir daha bırakamadım.
Bu heves nasıl profesyonelliğe dönüştü peki?
Baktılar, bende yetenek var; Altınyunus Otel'deki sörf okuluna gitmemi önerdiler. Harry Nass adında Alman bir şampiyonun okuluydu burası... İçlerinde hoşlandığım kızın da bulunduğu kalabalık bir grupla okula gittik, sörf öğrenmek istediğimizi söyledik. Hocayla sohbet ederken; adam bana bakıp aynen şöyle dedi: ''Türkler'den hiçbir şey olmuyor. Hiçbir Türk'e de sörf yapmayı öğretemedim zaten! Senin vücudun da hiç atletik değil. Sörfü unut sen!''
Bir ergene, hele bir Türk'e en söylenmeyecek sözler bunlar...
Evet. Tabii ki, yediremedim kendime. Bir yanımda hoşlandığım kız var, bir yanımda arkadaşlarım... Rezil olmuştum. Ama pes etmek yerine daha da hırslandım. Bugün bu kadar başarılıysam, o hocanın çok büyük etkisi var bunda.

Niye olmazmış Türkler'den sörfçü?
Ukalalık... Allah'ın Alman'ı işte! Acayip sinirlenmiştim. İçten içe de ''Bak ben sana Türk'ten sörfçü olur mu, olmaz mı göstereceğim'' demiştim. Üç yıl boyunca yurt dışından sörf dergileri, eğitici sörf kasetleri getirttim. Tek başıma kimseler görmeden çalıştım.
Başarı nasıl geldi peki sonra?
Dediğim gibi iyice hırslandım. Tam dört yılım bu şekilde geçti. Daha sonra ilk yarışıma 17 yaşındayken katıldım. Bahsettiğim Alman favori gösteriliyordu, her yıl olduğu gibi. O yarışta ben üçüncü, o da dördüncü olmuştu. Hiç unutmam...