Sahnede beden, güç ve estetik: Showgirl olmanın gerçek hikâyesi

Parıltılı kostümler, tüy başlıklar, ışıltılı sahneler… Bu göz alıcı ilüzyon, showgirl imgesinin akla ilk gelen hali. Ama showgirl’lüğün tarihi, sadece sahnede dans eden figürlerden çok daha fazlasını içeriyor.

Tüyler savruluyor, taşlar ışığı yakalıyor ve gösteri başlıyor. Bir showgirl sahneye çıktığında zaman yavaşlar, tüm bakışlar aynı noktada kilitlenir. Bu büyülü sahnenin ardında ise koca bir tarih yatıyor. 19. yüzyılın kabarelerinden günümüz pop kültürüne uzanan bu miras, dansın, modanın ve özgüvenin en sahnelenmiş hali. Ama o sahne ışıklarının altında her zaman renkli parıltılar yok. Işıltının ardında sert bir rekabet, gençliğin dayatıldığı bir sistem ve kadın bedeninin kolayca tüketime sunulduğu karanlık bir düzen gizli. Showgirl kimliği göründüğünden daha ağır gelebilir. Taylor Swift’in son zamanlarda tekrar bize hatırlattığı showgirl’lerin aydınlık ve gölgeli yolculuğuna çıkıyoruz.

Fotoğraf: GettyImages

Showgirl’lüğün kökenleri

Showgirl kavramının kökleri 19. yüzyılın sonlarında kabarelerin ve müzikallerin parladığı döneme kadar uzanıyor. Paris’teki Moulin Rouge ve Folies Bergère gibi kabareler, dans, kostüm, gösteri üçlüsünü bir eğlence ayinine dönüştürürken kadın figürü sahnede hem meta hem de oyuncu haline geldi. Kadın bedeninin estetikleştirildiği, izleyicinin arzularıyla oynandığı ama aynı zamanda toplumun normlarıyla sınandığı bu gösteriler dönemin kültürünü bir ayna gibi yansıtıyor. 20. yüzyılın başlarında ise Amerika’da vodvil, revü ve Broadway müzikalleri bu estetiği yeni bir forma taşıdı. Ziegfeld Follies gibi prodüksiyonlar, showgirl’ü “Amerikan rüyasının sahnedeki sureti” haline getirdi. Kadın dansçılar, senkronize hareketleri ve kusursuz koreografileriyle bir güzellik ideali yarattılar. Bu, Hollywood’un altın çağındaki Busby Berkeley müzikallerinde, dev geometrik dans sahneleriyle doruğa ulaştı.

Fotoğraf: GettyImages

Günah şehri Las Vegas’ın yükselişiyle 1950’lerden itibaren showgirl figürü artık sadece sahneye çıkan kadın değil, endüstriyel bir simgeye dönüştü. Tüyler, taşlı korseler, görkemli şapkalar ve devasa sahne dekorlarıyla “Las Vegas Showgirl” kavramı doğdu. Sahneye çıkan kadınlar için bu dünya hem bir şov hem de bir sınav alanıydı. Kadınlar kendi bedenlerinin ve sahne kimliklerinin sahibi olabiliyor, ama aynı zamanda erkek bakışının kural koyduğu sistem içinde var olmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle showgirl’lük, özgürlükle nesneleşme arasındaki dengede ip cambazlığı yapıyordu.

Fotoğraf: GettyImages
Josephine Baker, muz yapraklarından oluşan eteğiyle sahneye çıktığında, çıplaklığı özgürleşmenin simgesi olarak kullanıyordu.

O bir dansçı, o bir ajan… Karşınızda Josephine Baker

Showgirl tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri kuşkusuz Josephine Baker’dı. 1920’lerin Paris’i, kabarelerin altın çağıydı. Ama o sahnede kimse Josephine Baker kadar unutulmaz olamadı. Işıklar ona çevrildiğinde sadece dans etmiyor, aynı zamanda dönemin tüm sınırlarını yerle bir ediyordu. Muz yapraklarından oluşan eteğiyle sahneye çıktığında, çıplaklığı özgürleşmenin simgesi olarak kullanıyordu. Amerika’da siyah bir kadın olarak görmezden gelinen Baker, Avrupa’da özgürlük, zarafet ve başkaldırının vücut bulmuş haliydi.

Baker’ın dansı erotik bulundu ama o bunu bir protestoya dönüştürmeyi başardı. Bedenini seyirlik olmaktan çıkarıp “görünürlüğün gücü” haline getirdi. Afrika kökenli bir kadının Avrupa sahnesinde yıldızlaşması, dönemin ırkçı ve cinsiyetçi dünyasında başlı başına bir devrimdi. Kariyeri Paris kabarelerinden Hollywood’a, oradan da Fransız Direnişi’ne uzandı. İkinci Dünya Savaşı’nda casus olarak görev aldı, savaş sonrasında ise ırkçılığa karşı yürüttüğü aktivizmle sahne ışıklarını bir kez daha politik bir araca dönüştürdü. Josephine Baker, gösterinin yalnızca bir eğlence biçimi olmadığını, bir duruşa, bir kimlik ifadesine dönüşebileceğini de kanıtladı. Bugün hala “showgirl” denildiğinde akla gelen arketip, onun mirasıyla şekilleniyor.

1995 yapımı Showgirls, vizyona girdiğinde aşırı cinsellik ve şiddet nedeniyle skandal yaratmış, “fazla ileri gitmekle” suçlanmıştı.

Bir showgirl trajedisi

1995 yapımı Showgirls, sahne ışıklarının altındaki parıltıyı değil, arkasındaki karanlığı anlatan bir dönüm noktasıydı. Film, Las Vegas sahnelerinde yükselmeye çalışan Elizabeth Berkley’nin canlandırdığı Nomi Malone adlı dansçıya odaklanıyor. Vizyona girdiğinde aşırı cinsellik ve şiddet nedeniyle skandal yaratmış, “fazla ileri gitmekle” suçlanmıştı. Showgirls, kadın bedeninin hem metalaştırıldığı hem de direniş alanına dönüştüğü ikili yapıyı tüm çıplaklığıyla gösteriyordu aslında. Bu erotik dramada yer aldığı için eleştirilen Berkley, gerçek showgirl’lerin karşılaştığı baskıyla yüzleşmek zorunda kaldı, sadece bir showgirl’ü canlandırdı diye. Oyuncu, o zamanlar çok fazla zorbalığa maruz kaldığını, “Neden suçlandığımı anlamıyordum. Bir aktör olarak görevim, yönetmenin vizyonunu yerine getirmek. Yapmam gereken her şeyi yaptım. Filmle ilgili kimse beni korumadı. Ortada bırakıldım ve çok çalıştığım sektörde dışlandım” sözleriyle anlatıyor.

Showgirls’ün tartışmalı gösteriminden sonra Berkley, film yapımcıları ve yönetmeninin direnişiyle karşılaştı, birçoğu onunla görüşmeyi bile kabul etmedi. Böylece o da sektöre ve filme küstü. Ancak filmin artan popülaritesiyle Berkley, filmle ateşkes imzaladı ve Showgirls şu an kült filmler kategorisine yerleşti.

Fotoğraf: GettyImages
Türkiye’deki showgirl kavramı Batı’daki gibi özgürlük olarak değil, çoğu zaman “fazlalık” olarak algılandı.

Provokatif dönem

Son dönemde Taylor Swift’in The Life of a Showgirl albümü, müzikal olarak olmasa da estetik açıdan bu kavramı yeniden gündeme taşıdı. Tüy başlıklar, taşlı elbiselerle “sahne tanrıçaları”ndan ilham aldığı açıkça görülüyor. Albümde klasik “showgirl” hikayeleri anlatılmıyor hatta eleştirmenlerin en çok tartıştığı nokta da bu. (Swiftie’ler peşimize düşmeyin!) Buna rağmen, albümün görsel dünyası o kadar güçlü ki, müziğin önüne geçmeyi başarıyor. Mert Alaş ve Marcus Piggott imzalı albüm çekimlerinde Swift, adeta modern bir showgirl olarak yeniden doğuyor ve ortaya, kariyerinin en provokatif ve göz kamaştırıcı görsel evrenlerinden biri çıktı.

Showgirl estetiği başlı başına bir hikaye anlatımı. Tüy başlıklar, kristal taşlar, el yapımı korseler, dev fırfırlar ve parlak saten kumaşlar sahnede ışığı yakalamanın sanatına hizmet ediyor. Teatral kıyafetler, abartılı makyajlar ise bu dünyanın doğasında. Bol sim, dev bukleler, parıltılı elbiseler, kalın eyeliner, kıvrık kirpikler, belirgin elmacık kemikleri ve ışıkta parlayan bir ten... 1940’ların kabarelerinden 2000’lerin pop ikonalarına uzanan bu estetik, her zaman “kusursuzdan biraz fazla” görünmeyi hedefliyor.

Işıldadıkça giriyorum çekimine

Türkiye’de “showgirl” kelimesi hiçbir zaman doğrudan kullanılmadı ama her zaman bir karşılığı oldu. 1980’lerde Zeki Müren ve Bülent Ersoy’un revü estetiğiyle birlikte sahne kültürü değişmeye başladı. Sanatçılar sahneye artık sadece şarkı söylemek için değil, bir gösteri sunmak için çıkıyordu. Kostümler büyüdü, koreografiler planlandı, ışık tasarımı bile kimlik meselesine dönüştü. Ancak bu dönüşüm Batı’daki gibi özgürlük olarak değil, çoğu zaman “fazlalık” olarak algılandı. Sahneye çıkan sanatçı ne kadar parladığıyla değil, ne kadar açıldığıyla yargılandı. İşte bu atmosferde Türkiye’nin modern showgirl’leri sahneye çıktı.

Gülşen, Türkiye sahnesinde en yakın showgirl ruhunu taşıyan sanatçıların başında geliyor. “Gülşen acaba konserde ne giymiş?” diye sayfaları refresh yaptığımız bir dönem vardı. Kabul edelim, bu işi layığıyla yapıyor. Toplumun ahlak kalıplarına meydan okurken sahnede kendi estetiğini inşa etti. Dita Von Teese gibi cüretin sadece bir kıyafet değil, bir duruş biçimi olduğunu gösteriyor. Hadise de, Türkiye’de sahneyi bir pop konserinden performansa dönüştüren isimlerden. Dansçılar, ışık geçişleri, provokatif koreografileriyle sahnede showgirl gibi parlıyor.

Showgirl sahnesi dışarıdan bakıldığında bir rüya gibi görünüyor. Ancak o parıltının ardında kadınlar yoğun bir baskıyla mücadele etmek zorunda kaldı.

Kostümlerini bir anlatım aracı gibi kullanan Hande Yener, tıpkı Batı’daki büyük showgirl’ler gibi kendi evrenini ve persona yarattı. Sahnede karakter inşa etme pratiği onu Türkiye pop sahnesinde ayrı bir yere yerleştiriyor. İrem Derici, Türkiye pop sahnesinde showgirl estetiğini en görünür biçimde sahiplenen isimlerden biri. Parıltılı elbiseleri, taş işlemeli kostümlerini, sahne ışıklarıyla yarışan makyajını performansının bir uzantısına dönüştürüyor.

Bugün showgirl’lük artık sadece tüyler, taşlar ve dans figürlerinden ibaret değil. O bir kimlik ifadesi, bir sahne manifestosu. Bir kadının, gözlerin içine baka baka “Ben buradayım ve bu gösteriyi ben yönetiyorum” deme biçimi. Bu yüzden eleştirildiği kadar ilham da veriyor. Çünkü her kuşakta o ışığın altına çıkacak, bedeniyle, sesiyle, tavrıyla sahneye sahip çıkacak bir kadın mutlaka oluyor.

Tarihten showgirl’ler

Bir dönemin sahnelerini, tüylerle süslü kostümlerden çok daha fazla şey şekillendiren showgirl’lerin tarihine baktığımızda, her dönemin kendi “ışık altında direnen” kadınları dikkat çekiyor.

Fotoğraf: GettyImages

Zekasıyla soyunan kadın
Gypsy Rose Lee
2010’ların yoğun pudralı, kuru mat teni geri döndü ama bu kez çok daha modern. Artık hedef donuk matlık değil, kontrollü bir ışıltı sunuyor. Cilt mat ama cansız görünmüyor. Makyaj olduğu belli ama abartı değil.

Fotoğraf: GettyImages

Feminen ikon
Marilyn Monroe
Showgirl denildiğinde akla gelen ilk siluetlerden Marilyn Manroe, masumiyet ve baştan çıkarıcılık arasında salınan bir enerjiyle 1950’lerin Hollywood’unda feminenliğin ikonu haline geldi. Monroe, görünmenin bedelini herkesten daha iyi bilen biri olduğundan, showgirl mitinin hem en parlak hem de en trajik yüzüydü.

Fotoğraf: GettyImages

Entelektüel dokunuş
Marlene Dietrich
Takım elbisesiyle maskülen bir imaj çizen, döneminin çok ötesinde olan Marlene Dietrich, 1930’ların Hollywood’unda cinsiyet rollerini altüst etti. Showgirl kavramına entelektüel bir dokunuşta bulundu.

Fotoğraf: GettyImages

Burlesk kraliçesi
Dita Von Teese
Retro estetikle çağdaş feminizmi birleştirerek “showgirl” kavramını yeniden tanımlayan Dita Von Teese, modern çağın burlesk kraliçesi. Margarita bardağında, tüyllerle yaptığı gösteri kendi bedenine, zevkine ve arzularına sahip çıkan bir kadının manifestosunu taşıyor. Dita, erotizmi utançtan kurtardı ve bir sanat biçimine dönüştürdü.

Fotoğraf: GettyImages

Kimlik oyunu
Cher
Her dönemde kostümünü, tarzını, sesini, hatta kimliğini değiştirerek showgirl’lüğü bir kimlik oyununa çeviren Cher, Bob Mackie tasarımı kostümleri ve dev prodüksiyonlarıyla pop tarihinin en büyük sahne kadınlarından biri.

Fotoğraf: GettyImages

Glam showgirl
Kylie Minogue
Kylie Minogue pop müziğin minik devi ama sahnede dev bir ikon. Turne şovlarını modayla, dansla ve ışık tasarımıyla birleştirerek 2000’lerin “glam showgirl” estetiğini yarattı. Hem nostaljik, hem modern hem de teatral.

Utangaç mı ilgisiz mi? Utangaç bir erkeği anlamanın 24 yolu Güldür Güldür yeni bölüm neden yok? Yeraltı bugün var mı? İzlemeyen kalmasın! IMDb’ye göre en kaliteli 33 Kore dizisi IMDb’nin zirvesindeki 30 efsane yabancı dizi Kimler Geldi Kimler Geçti 2. sezon Leyla'nın takılarını bulduk!