Çocuklara nasıl hitap etmeli?

Son yıllarda birçok anne çocuklarına ‘anneciğim’ diye hitap ederken, bir başka grup ise onları bilinçsizlikle suçluyor. Gerçekten nereden çıktı bu ‘anneciğim-babacığım’lar ve çocukları nasıl etkiliyor?
Yazı: Elif Girgin

Altı yaşındaki kızım bir gün bana, “Neden bana ‘anneciğim’ diyorsun, ben senin annen miyim ki?” diyene kadar farkında değildim aslında. Eşim de ben de kızımıza hitap ederken, anneciğim, babacığım, aşkım tarzı kelimeler kullanıyorduk. Bilinçli miydi? Hayır... Bir şekilde önce kulağımıza sonra dilimize yerleşmişti. Sorgulamamıştık bile! “Çocuğumuz olursa ona şöyle hitap edelim de kendini özel ve değerli hissetsin” gibi bir yaklaşımımız yoktu yani. Kendiliğinden gelişivermişti. Çocukların bu hitabı anlamasının aslında ne kadar zor olduğunu işte o zaman anladım ve ‘anneciğim, babacığım, teyzeciğim, halacığım, aşkım, sevgilim, prensesim, paşam’ şeklinde hitap etmenin onların psikolojisini nasıl etkileyebileceğini, anne-babaların hangi psikolojiyle böyle davrandığını ve asıl olması gerekenin ne olduğunu Uzman Psikolog Aynur Sayım’a danıştım. Bakın Uzm. Psk. Sayım neler anlatıyor: “Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. Öğretmen, mühendis ya da sanatçı olmak, eş olmak, asker olmak, teyze, hala, babaanne olmak gibi… Çocuğumuzla ilişkimizdeki rolümüz ise anne ve baba olmak. Çocuğumuzdan birinci derecede bizim sorumlu olduğumuzu düşünürsek, ona nasıl baktığımız, nasıl gördüğümüz, bu rolümüzü belirleyen en önemli unsur. Hani ‘Hiç büyümesen, hep böyle kalsan’ deriz bazen. Hep sevimli kalsın, biz onu sevelim, mıncık mıncık edelim isteriz. Biz çocuğumuza nasıl hissettirirsek çocuk da kendisine biçilen bu role bürünür, benimser ve öyle davranır gerçekten! Bir çocuğa ‘Yaramaz oğlum benim, cin gibisin, çok tatlısın ama çok yaramazsın yavrum’ diye hitap ettiyseniz, çocuk önce bu durumu anlamaya, hazmetmeye çalışır, sonra o role bürünür ve bu rolü oynamaya devam eder. Ona ne denilirse ona inanır çünkü. Okulda tembel damgası yiyen bir çocuk tembel olduğuna inanır, gerçekten öyle değilse bile, “Ne yapsam olmayacak” düşüncesi ile pes eder, kendisini var etmek için başka yollar denemeye çalışır; ders çalışmak hariç!”

Onun bir adı var
“Anne-babaların bu hitap şekillerinden en fazla kullandıkları ‘anneciğim, babacığım, bebeğim, aşkım, sevgilim’ gibi çocuğu fazlaca sahiplenen, sınırlarına giren, işgal eden bir tutum sergilediklerini görüyoruz” diyen Uzm. Psk. Sayım şöyle devam ediyor: “Her şeyden önce çocuğumuzun bir adı ve bazı özellikleri var. Anne-babalar bu ifadeleri sevgi dili olarak kullanıyorlar. Fakat çocuğu fazlaca odak noktası yapmak, bu sırada ‘sen her şeyden önemlisin’ mesajı vermek sandığımız kadar olumlu bir etki yaratmıyor. Önemli olan bu sevgi dilini çocuğun nasıl algıladığı...”

Prensesim, paşam…
Aşkım, paşam, aslanım, prensesim gibi ifadelerden de kaçınmak gerekiyor. Bu ifadelerin çocuğu fazlasıyla yücelten, çok önemli hissettiren, aynı zamanda korumacı, işgalci bir ebeveyn tutumunu simgelediği belirtiliyor. Çocuğa asıl hissettirilmesi gereken onun ayrı birey olduğu. Bunu nasıl mı hissedecek? Destekleyici aile tutumu ile! Destekleyici tutum, gerektiği yerde yardım eden ama çocuğun yapabileceği durumda çekilip izleyebilen bir tutum anlamına geliyor. Bu hitap şekilleri ise, fazla bağlayıcı, fazla sahiplenen, korumacı tutumların bir parçası olduğu için çocuğun gelişiminde olumsuz etki yaratabiliyor.

Babası hem ona hem annesine, ‘sevgilim’ deyince çocuğun kafası karışıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.