'Argiros fırtınası'
Son yıllarda, özellikle kapı vizesinin hayatımıza girmesiyle birlikte Yunanistan’a ve adalarına akın ediyoruz. Ama bizim Yunanistan sevdamız yalnızca deniz, uzo, kalamar ve gün batımıyla sınırlı değil. Biz Türkler, sevdiğimiz Yunan sanatçılarını da bağrımıza basmak konusunda oldukça cömertiz.
Anna Vissi’den Antonis Remos’a, Nikos Vertis’ten Haris Alexiou’ya, Helena Paparizou’dan Sakis Rouvas’a kadar pek çok Yunan yıldızını yıllar içinde defalarca izledik. Hem Atina’da hem Türkiye’de sevdik, dinledik, şarkılarını ezberledik.
Şimdi sıra yeni nesilde.
Ve görünen o ki hem Yunanistan’ın hem de Türk seyircisinin aradığı kan bulundu. Hatta fazlasıyla!
Karşımızda: Konstantinos Argiros.
Önceki akşam Bodrum Günay’da, Niyazi ve Hasena Mete’nin davetlisi olarak Argiros’u izledik arkadaşlarımızla.
Aslında Türkiye’de onu artık pek çok kişi tanıyor. Çünkü Harbiye Açıkhava’da Sıla ile yaptığı “Yanımda Uyu” düetinden sonra, adını daha önce duymayanların bile radarına girdi. O düet, Argiros’un Türkiye’deki popülerliğini gerçekten çok başka bir seviyeye taşıdı.
Peki bu adam gerçekten anlatıldığı kadar iyi mi? Gerçekten bir “star” mı? Ve yıllardır izlediğimiz diğer Yunan yıldızlarından farkı ne?
Yukarıda adını saydığım sanatçıların çoğunu birden fazla kez sahnede izlemiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; evet, Argiros farklı.
Çünkü adamda tam anlamıyla bir “star paketi” var.
Sadece şarkı söylemiyor; konuşmadan, duruşuyla da kendini çok iyi anlatıyor.
Öncelikle Argiros, sadece bizim ülkemizde değil, dünyaya da en başarılı şekilde pazarlanan Yunan yıldızlarından biri ve son derece doğru hamleler yapıyor. Ama şunu da söylemek gerek: Pazarlama tek başına kimseyi yıldız yapmaz. Altının dolu olması lazım ve Argiros’un altı oldukça dolu.
Güçlü şarkıları var. İyi bir sahnesi, sağlam bir orkestrası ve yıllardır adım adım inşa ettiği ciddi bir kariyeri var. Üstelik yalnızca Yunanistan sınırları içinde konser veren yerel bir isim değil. Londra’da Royal Albert Hall gibi dünyanın en prestijli salonlarından birinde sahneye çıkmış; Avustralya’dan Amerika’ya, Yunan diasporasının güçlü olduğu pek çok yerde konserler vermiş. İstanbul konserlerini de bu uluslararası büyümenin önemli bir parçası olarak görüyorum. Belli ki Argiros sadece Yunanistan’ın değil, çok daha büyük bir dünyanın yıldızı olma yolunda ilerliyor.
Yani Argiros için "Sıradan bir Yunan yıldızı" deyip geçemeyiz.
Peki o “star paketi”nin içinde ne var?
Bir kere son derece yakışıklı ve bakımlı.
İyi giyiniyor.
Kameranın nerede olduğunu ve kamerayı nasıl kullanacağını çok iyi biliyor.
Ama daha da önemlisi, seyirciyi nasıl avucunun içine alacağını biliyor.
Modern bir sound’u var, romantik şarkıları çok güçlü. Karizmatik görüntüsü ve iyi orkestrası da cabası. Bence Türkiye’deki başarısının en önemli sırlarından biri de tam olarak burada yatıyor: Argiros’u sevmek için Yunan müziğinin fanatiği olmanız gerekmiyor.
Yunanca bilmeniz hiç gerekmiyor. Şarkının sözlerini anlamasanız bile sahnedeki enerjiyi hissediyorsunuz. Çünkü iyi bir sahne performansının tercümeye ihtiyacı yoktur.
Günay Bodrum sahnesinde ne yaptı?
Saat 23.00’te sahneye çıktı ve aralıksız devam etti. Önünde herhangi bir prompter yoktu ve bütün gece seyirciyle doğrudan iletişim kurdu. Gülümsedi, dans etti, dans ettirdi. Masalara baktı, insanlarla tek tek göz göze geldi.
Hani bazı sanatçılar sahneye çıkar, şarkısını söyler, programını tamamlar ve gider ya... İşte Argiros öyle değil. Sahnede “Ben buradayım” diyor ama bunu seyirciye tepeden bakarak yapmıyor. Tam tersine, herkesi şovun bir parçası haline getiriyor.
Önceki akşam bunu çok net gördüm. Program bitti, alkış tufanı koptu. Argiros kulise kaçmak yerine sahnede durdu. Uzun uzun alkışları kabul etti, seyirciye bakıp gülümsedi; o anın tadını çıkardı, aceleye getirmedi. Sonra da sahneden ayrılmadan bis yapıp birkaç şarkı daha söyledi.
İşte star olmak biraz da böyle bir şey: Sakin kalmak, anı aceleye getirmemek ve ne yaptığının farkında olmak. Şarkı söylemek ayrı bir şeydir, seyirciye kendini özel hissettirmek bambaşka bir şey... Argiros bu ikincisini harika başarıyor. Rahat tavırları, sempatik halleri, güler yüzü ve profesyonel sahne hakimiyetiyle Günay’daki herkesi kendine hayran bıraktı.
Biz Türkler bir sanatçıyı seversek çok hızlı sahipleniriz; mesafeli durmayız, "bizim" yaparız. Argiros da şu anda tam olarak o noktada.
Doğru organizasyonlar, doğru mekanlar, güçlü sosyal medya kullanımı, İstanbul ve Bodrum sahneleri, tabii ki Sıla ile yaptığı o başarılı düet... hepsi üst üste geldi. Ama yine söylüyorum; bunların hiçbiri altyapı olmadan yeterli olamazdı. Adamda malzeme var: Ses var, şarkı var, karizma var, sahne var ve seyirciyle muazzam bir iletişim var. Bir de üstüne Royal Albert Hall referansı var... Daha ne olsun?
Şu anda Türkiye’de en hızlı yükselen ve en çok konuşulan Yunan yıldızlarından biri olduğu kesin ve bu hikaye burada bitmeyecek gibi görünüyor.
Kaçıranlara küçük bir not: Konstantinos Argiros, İstanbul Günay sahnesine devam edecek ve ayda bir kez İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. "Ben nasıl kaçırdım?" diyenlere ve bir sonraki sefere orada olmak isteyenlere duyurulur!
