'Aşk reytingi geçti, kuralları, saçmalıkları geçti, memleket Alya ve Cihan’ın birleşmesini bekliyor'
Mevzu belli. Ekranlardaki "AŞK." Belki de yüreğimizden sızıp reytingleri alt üst eden tek şey...
Hatırlarsanız geçen gün “Bu memlekette futbolu bile geride bırakan bir şey var artık, "O da; gerçek aşk hissi” diye yazmıştım.
Okuyuculardan sayısız mesaj, mail aldım.
Öyle yürekten duygularını dile getirdiler ki, çoğu da “İşte biz bunu istiyoruz işte” diyor.
Yani; neyi istiyorlar? Gerçek duyguyu, gerçek hissi, gerçek sevilmeyi, gerçek olmayı.
İşte hiç beklenmedik yerden gelip reytingleri alt üst eden Ayla ve Cihan aşkı sadece kadınları değil, erkekleri de dağlıyor.
Uzak Şehir’in Alya ve Cihan’ı bu hafta da şaşırtmadı.
Duyguları alt üst etti.
Ciğerleri söktü aldı, götürdü.
Alya ile Cihan’ın hikâyesi ve yaşadıkları, sadece birer dizi senaryosu değil. Bunlar, yıllardır içimize gömdüğümüz bir boşluğun, bastırdığımız bir ihtiyacın ekrana taşmış hali. O yüzden reyting rekorları kırıyor.
O yüzden sosyal medya dizi bittikten sonra dahi, sabaha kadar susmuyor. O yüzden insanlar “dizi bu ya” deyip geçemiyor.
Çünkü mesele dizi değil.
Mesele hasret.
Uzun zamandır bu ülkede kadınlar sevilmiyor, idare ediliyor.
Erkekler sevmiyor, tahammül ediyor.
İlişkiler korunmuyor, erteleniyor.
Ve en kötüsü: “Bırakmam” diyen erkek neredeyse masal karakterine dönüşüyor.
İşte Alya’yla Cihan tam da buradan vuruyor.
Kadın sevdiği için adamın elini sımsıkı tutuyor.
Adam sevdiği için “Ne pahasına olursa olsun seni bırakmam” diyor.
Bu cümle artık o kadar yabancı ki, izleyenin kalbi de haliyle cız ediyor. Çünkü yıllardır duyulmuyor bu sözler ne yazık ki!!!
Etrafımda kime baksam, kime dokunsam yaralı, bıkkın, mutsuz. Ya sevilmedik ilişkilerin içinde mecburen duruyor ya da rol yapıyor.
Ama Cihan ve Alya öyle mi?
Onlara aşk öyle zorlu bir sınav ile geldi ki! Bizler bile isyan ediyoruz, hatta; “Olmaz böyle artık” diyoruz.
Ama Alya ve Cihan öyle güzel seviyor ki, karşı duyduğumuz ne varsa yok sayıyor.
Ve bu dizide bir de kadının yine bir başka kadınlar yüzünden canının yanmasına da şahit oluyoruz ki, aslında en fazla da burası çok can yakıyor.
Çünkü diziler şunu açık açık söylüyor: Kadınlar en çok hemcinslerinden yara alıyor.
Dedikodu, kıskançlık, susturma, dışlama…
Erkek vuruyor deniyor ama çoğu zaman bıçağı tutan el başka bir kadının eli oluyor ne yazık ki!
Şimdi tabii bazıları; “Abartıyorsun, dizi bu” diyebilir elbet. Ancak tek bir şey soralım: "Gerçek hayatta hiç Alya yok mu? Gerçek hayatta Cihan yok mu?
Hiç sevdiği için her şeye katlanan, ama yine yalnız bırakılan kadın ya da erkek yok mu?
Var.
Hem de yanıbaşımızda.
Bu diziler bize ütopya satmıyor bence. Bize şunu hatırlatıyor: Sevilmek bir lüks değil, insani bir ihtiyaç.
Ve tabii son yıllarda yaşananlara bakıp, tanık olunca şunu da çok net anlıyoruz ki, seyirci artık kötü söz duymak istemiyor, aşağılanmak istemiyor, kandırılmak, yarım bırakılmak, hele ki, “Erkekler böyledir” diye avutulmak istemiyor.
Seyirci diyor ki: “İyiler kazansın, kötüler cezasını çeksin, kadın sevilsin, Cihan karakterleri çoğalsın. Sevdiği kadına sahip çıksın” diyor.
Bu kadar basit!!!
Gerçekten bu, bu kadar zor hale geldiği için de, “Uzak Şehir” zirveyi zorluyor.
Pazartesi akşamları...
Ve dizi bitiyor, tartışmaları sabaha kadar, hatta diğer bölüme kadar sürüyor.
Çünkü bu ülke şunu haykırıyor:
Biz aşka hasretiz.
Samimiyete hasretiz.
Dürüstlüğe hasretiz.
Ve biri çıkıp ekranda bunu gösterdiğinde, sahip çıkıyoruz işte arkadaş.
Çünkü kalpler hâlâ atıyor ama artık birinin “Ben buradayım” demesine ihtiyaç var.
Belki de bu dizilerin asıl başarısı şu ve bize şunu tekrar hatırlatıyorlar:
Sevilmek hâlâ mümkün.
Sahip çıkmak hâlâ bir tercih.
Ve aşk, hâlâ bu memlekette en çok izlenen şey.
Ve tabii Cihan Albora’yı oynayan Ozan Akbaba, Alya’yı oynayan Sinem Ünsal döktürüyor.
Ve tabii kızdığımız, nefret ettiğimiz Sadakat Albora’yı canlandıran Gonca Cilesun da öyle.
Ve bütün oyuncular gerçekten evimizin, ailemizin bir ferdi, üyesi gibi oldu. Bu yazı da dün akşam gelen mesajlar üzerine, “Hadi Uzak Şehir yazsana seni bekliyoruz” diyen okuyucunun ısrarı üzerine yazılıp sıcak sıcak fırından çıktı.
Bir izleyici olarak söylemem gerekirse, Boran’dan ben de inanın nefret ediyorum, hatta bir an önce çıksın, gitsin istiyorum. Hatta bir an önce Bulgarlar gelip götürsün istiyorum. Senarist duy sesimizi…..
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kilo sadece bir kilo mu?'
'Dünya bu adamı konuşuyor: Bad Bunny'
'Yaşlanmak mı, yaşlanmamak mı?'
'Kapadokya’da bu kez, hıza ve yeniliğe ayak uydurduk'
'Işıkların altında kalan en derin şey: Yalnızlık'
'Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu'
'Bu dünyadan bir Haldun Dormen geçti'