'Aslında biz neyi tartışıyoruz?'
Bir süredir memlekette garip bir refleks oluştu; biri bir şey yapsın, biz de etrafında çember olalım. Yorumlayalım, didikleyelim, hüküm verelim, hatta mümkünse karakter analizi yapalım...
İşte son örnek; CapitaliZoo.
Yani konumuz Berem Saat’in yeni şarkısı. Performansı, kıyafeti, dansı, bla bla bla…
Ortada bir şarkı var.
Bir klip var.
Bir deneme var.
Ama konuşulan şey müzik değil; konuşulan şey cesaretin kendisi.
Çünkü biz hâlâ birinin sınır değiştirmesine alışamadık, alışamıyoruz.
Bir oyuncu neden şarkı söyler?
Ya da Beren Saat neden şarkı söyledi???
Sorunun kendisi bile aslında zihnimizi ele veriyor.
Sanatın doğası zaten geçişkenliktir.
Ressam film çeker, yönetmen roman yazar, müzisyen fotoğraf çeker.
Dünya bununla dolu.
Ama bizde kategoriler kutsal; “Oyuncu oyunculuk yapar. Ya da kendisi denemeler yapmasın. Bildik doğrularda ilerlesi” nokta!!!
Bu refleks yeni değil ama sosyal medya çağında turbo takıldı.
Eskiden bir şey beğenilmezdi, kapatılırdı.
Şimdi beğenilmeyen şey üzerine konferans veriliyor.
Herkes yorumcu, herkes uzman, herkes küratör. Bir anda mahalle bakkalı bile prodüksiyon kalitesi konuşur hâle geldi.
Dinlemek yerine yargılamak daha cazip çünkü.
Asıl mesele şu; İnsanlar kötü buldukları bir işi değil, yerini yadırgadıkları bir hamleyi eleştiriyor.
“Niye yaptı?”
“Buna gerek var mıydı?”
“Etrafında şu kadar usta varken…”
Bakın, sanat tam olarak bu yüzden yapılır. Gerek olmadığı için.
Mantıklı olmadığı için.
Kariyer planına uymadığı için.
Güvenli olmadığı için.
“Güvenli olan zaten yapılmış olandır” degil mi?
Bizim kültürel refleksimiz ise güvenli olanı alkışlamak, risk alana ise açıklama yaptırmak. O yüzden bir şarkı konuşulmuyor; bir cesaret sınavı izleniyor.
Ve herkes jüri koltuğunda.
İşin komik tarafı şu; Şarkının kendisi üzerine müzikal analiz neredeyse yok.
Ton, ritim, anlatı, performans…
Bunlar konuşulmuyor.
Konuşulan şey “yakıştı mı”.
Bu sanat eleştirisi değil; bu rol dağıtımı.
Oysa izleyici için en sağlıklı ilişki en basitidir:
Beğenirsin — dinlersin.
Beğenmezsin — geçersin.
Bu kadar basit…
Ama biz geçemiyoruz.
Çünkü yorum yapmak artık tüketimin bir parçası.
Bir şey hakkında konuşmadan var olamıyoruz. Beğenmek yetmiyor; pozisyon almak gerekiyor. Sosyal medya bize sadece fikir vermedi, fikir beyan etme zorunluluğu verdi.
Bir şarkı çıktı ve insanlar kendi kimliklerini tartışmaya başladı.
Kimi “sanat böyle olur” dedi.
Kimi “sanat böyle olmaz” dedi.
Hiç kimse “ben beğenmedim” demekle yetinmedi.
Çünkü artık mesele zevk değil, taraf.
Şunu da kabul edelim; Bu kadar konuşulması aslında işin amacına ulaştığını gösterir.
Sessizlik en büyük başarısızlıktır.
Tartışma ise yaşam belirtisi. Beğenmeyenler bile eserin parçası hâline gelir. Modern pop kültürünün matematiği bu; Görmezden gelmek öldürür, kızmak büyütür.
Bir de şu var…
Biz sanatçının mutlu olup olmadığını bile onun yerine düşünüyoruz. Oysa sanatçı çoğu zaman tam olarak bunu ister; reaksiyon.
Tepki.
Hatta itiraz.
Çünkü kayıtsızlık korkutucudur, eleştiri değil.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu; Bir şarkıdan çok daha büyük bir şey izledik. Toplumun konfor alanıyla ilişkisini izledik. Risk karşısındaki refleksini izledik. Kategorilere olan bağımlılığını izledik.
Belki de mesele müzik değildi zaten.
Belki mesele şu soruydu; Bir insanın kendini yeniden denemesine gerçekten izin verebiliyor muyuz?
Beğenmeyebilirsiniz.
Gayet normal. Ama bu kadar öfke genelde estetikten değil, alışkanlıktan doğar.
Çünkü alışkanlık düzen ister.
Sanat ise ihtimal.
Ve ihtimal her zaman biraz rahatsız eder.
Yani Beren Saat’in kocası Kenan Doğulu, kaynı Ozan Doğulu, konşuzu Sezen Aksu ve daha fazlası…
Zaten istese inanın zaten çok kolaydı…
Beren kolayı değil, kendi bildiği yolu seçti. Bence bu bile başarı…
Nokta!!!
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kenan Doğulu sahnedeyse yerinde durmak mümkün değil'
'Hazar Ergüçlü'nin 'hevesim yok' sözleri bu çağın hastalığı'
'8 Mart Dünya Kadınlar Günü'
'Bir günün adı 8 Mart, gerçeğin adı Fatmanur'
'Bu yüzyılın ah'ı'
'Mutlululuğun evlilikle ilgisi var mı Abidin?'
'Masumiyet Müzesi: Çok talihsiz bir zamanda karşılaştık'