'Biz ne güzel çocuklardık, sadece hatırlamaya ihtiyacımız var'
Gazozumuzu içerken bile tetikteydik; hatta “Aman açık bir şey içme”, “Tanımadığın insanla konuşma”, “Biri sana bir şey ikram ederse iki kere düşün” diye diye büyüdük. Korkuyla mı büyüdük? Belki de “Evet” ama o korku bizi hayatta tuttu. Bizi korudu. Yani Yeşilçam’ın unutulmaz Türk filmleri ile büyüdü bizim nesil.
Bir yanda karanlık sokaklar, disko köşeleri, genç kızları “kötü yola” çekmeye çalışan Nuri Alço karakterleri ile...
Ama meğerse o filmler hep uyarıyor ve öğretiyormuş bizlere.
Bir dönüp bakıyorum Yeşilçam filmlerine açık açık “bak burası tehlike” diye bizlere öğretiyormuş.
Diğer yanda 'Neşeli Günler' vardı.
Münir Özkul’un sofrası, Adile Naşit’in kalbi, aile olmanın sıcaklığı vardı. Kemal Sunal’ın dürüstlüğü, Tarık Akan’ın vicdanı…
Kadir İnanır’la Türkan Şoray’ın göz göze bakarken dünyayı susturan aşkı.
Biz böyle bir dengeyle büyüdük.
Hem korktuk hem güldük. Hem sakındık hem sevmeyi öğrendik.
O filmler beynimize kazındı.
Annemizin kapıdan çıkarkenki son bakışı gibi.
Babamızın “akşam hava kararmadan gel” tembihi gibi.
Bugün dönüp bakınca şunu çok net görüyorum: Biz farkında olmadan korunmuşuz. Hikâyelerle, filmlerle, tembihlerle…
Bugün tablo ağır.
Haberleri açıyorsun; cinayet, şiddet, taciz… Sabah kuşaklarından, öğlen kuşaklarına, “Kandırma, yalan, dolan, iftira.
Meslek adına hele insanın içi sızlıyor.
Oysa ki bizim kuşak ana haberlerde Gülgün Feymanlar ile büyüdük. Diksiyonun düzgünlügü kariyerini gösterirdi.
Kıyafetinin net duruşu, hayatının duruşu tadındaydı.
Şimdi geldiğimiz nokta perperişan ve ne yazık ki, gazetecilik bu değil.
Gazetecilik, malzeme olmak hiç değil.
Haberci haber olmaz, olmamalı.
Etik diye bir şey var, ahlak diye bir çizgi var. Haberi yaparsın ama o çamurun içine batmazsın.
Yıllarca “Niye program yapmıyorsun?” dediler bana. “Çünkü kendi magazin malzemesi olmuş insanların haber olduğu programları sunmak istemiyorum” da ondan. O zaman da ne yazık ki, eleştirildim.
Olsun varsın ve evet hâlâ aynı noktadayım. Toplumun ahlakını aşındıran işlerin içinde yer almak zorunda değiliz.
Reyting her şey değil. Hiçbir zaman da olmamalı.
Hele günümüz dizilerine hiç gelmek istemiyorum ama ne yazık ki, gelmek durumunda kalıyoruz. Neredeyse hepsinde bir yerinden ahlaksızlık, edepsizlik sızıyor. Normalleştiriliyor.
Oysa bizim ihtiyacımız başka.
Kadını güçlü ama onurlu gösteren, genç kızlara “yalnız değilsin” diyen, erkek evlatlara sorumluluğu öğreten, çocuklara güvenli bir dünya hayali kurduran hikâyelere ihtiyacımız var.
“Televizyon izlenmiyor” diyorlar. Ki bence asla doğru değil.
Hâlâ izleniyor, hem de çok.
Sosyal medya ne kadar kirliyse, televizyonun sorumluluğu o kadar da büyük. Çünkü evin içine giriyor.
Salonda baş köşede oturuyor, çocuğun gözüne değiyor. Bu yüzden de, “Bu izleniyor” dan daha ötesi olup “Biz Türk halkına neler izletmeliyiz” en baş köşede olmadı.
Tabii umutsuz değili, umutsuz insan yaşar mı? Umutluyum elbet.
Çünkü bu ülke Münir Özkul’ları, Adile Naşit’leri çıkardıysa yine çıkarır.
Biz gazozuna sahip çıkan bir neslin çocuklarıysak, yeni nesle de sahip çıkabiliriz.
Biraz durup hatırlamaya ihtiyacımız var.
Nereden geldik, ne izledik, bizi ne ayakta tuttu…
Bizlerin güzel çocuklar olduğunu hatırlamaya ihtiyacımız var.
Ve inanın hâlâ da güzeliz, yeter ki hikâyemizi unutmayalım.
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Ben de artık balık etli kontenjanından devam ediyorum'
'Mabel’in 9/8’liği'
'Bildiğiniz kahvaltıları unutun'
'İki şef, muhteşem Boğaz manzarası ve bolca lezzet dolu bir gece'
'Kadının gücü: Filenin Sultanları tarih yazmaya devam ediyor'
'Düne kadar her şey çok güzeldi de bugün ne değişti?'
'Bodrum’da lezzetin yıldızları aynı mutfakta buluştu'