'Bu yüzyılın ah'ı'
Son yılların en popüler cümlesi bu; “Ne tuhaf bir yüzyıla denk geldik.” Masada çay soğurken, haberler arka planda akarken, biri mutlaka söylüyor. Ama durup düşünelim; hangi yüzyıl normaldi ki?
Annem geçen gün arkadaşlarıyla otururken iç çekti; “Ah kızım, biz neler yaşadık…”
O “ah”ı çekenler bugün 80’lerinde.
Darbeler, yokluklar, kuyruklar, mektupla gelen haberler, aylarca beklenen telefonlar… Onların hikâyesi başka bir sertti.
Sonra sıra bize geliyor; “Ah, asıl biz neler gördük!”
Terör, kriz, pandemi, deprem, savaş, ekonomik çalkantı, dijital devrim. Biz de kendimizi çağın yükünü omuzlamış hissediyoruz.
Büyük ihtimalle yıllar sonra çocuklarımız da aynı cümleyi kuracak; “Ah, biz ne yaşadık…”
Demek ki mesele yüzyıl değil. İnsan olmak.
Bir de sürekli eleştirdiğimiz o nesil var ya;
“Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında.”
“Şımarıklar.”
“Çalışmayı bilmiyorlar.”
“Her şeyleri var.”
“Ana karnında sosyal medyayla tanıştılar.”
Peki gerçekten her şeyleri var mı? Belki de tarihe “her şeye sahip görünen ama hiçbir şeye doyamayan nesil” olarak geçecekler.
Çünkü bu dönemin en büyük yükü kıyas.
Lüks evde oturan, “Bir şeyi mi kaçırıyorum?” diye endişeli.
Orta halli evde oturan, “Neden ben orada değilim?” diye huzursuz.
Biri tatilde story atıyor, diğeri kendi salonunda eksik hissediyor.
Birinin arabası, ötekinin uykusunu kaçırıyor.
Birinin ilişkisi, başkasının yalnızlığını büyütüyor.
Arzu hiç bitmiyor. Tatmin duygusu ise sanki sürgünde.
Anne-babalarımızın derdi geçimdi. Ekmekti, faturaydı, çocuk okutmaktı.
Komşunun salonunu bilmiyorlardı.
Bir yabancının sabah kahvaltısını görmüyorlardı.
Savaş varsa gazeteden okuyorlardı, görüntüsü evin içine düşmüyordu.
Şimdi ise her şey avucumuzun içinde.
Dünyanın öbür ucundaki patlamayı canlı izliyoruz.
Bir annenin çığlığını, bir çocuğun korkusunu, bir enkazın tozunu anbean görüyoruz.
Bir yandan da filtreli mutluluklar, kusursuz sofralar, pürüzsüz hayatlar akıyor ekranımızdan.
Böyle bir çağda zihnin sakin kalması mucize.
Bence bu yüzyılın en yaygın hastalığı grip değil, kalp değil, ekonomi değil.
Mutsuzluk.
Sessiz ama yaygın.
Lüksle de gelmiyor, yoklukla da gitmiyor.
Kalabalıkta da var, yalnızlıkta da.
Belki de asıl mesele şu; eskiden hayat daha kolay değildi. Ama daha sınırlıydı.
Şimdi hayat daha konforlu olabilir. Ama zihnimiz sınırsız uyarana maruz.
Ve insan zihni bu kadar yükü taşımak için tasarlanmadı.
O yüzden “Ne acayip bir yüzyıl” demeden önce şunu kabul edelim:
Dünya her zaman zordu.
Ama ilk kez bu kadar şahitiz.
Belki de çözüm, biraz görmemeyi seçmekte.
Biraz kıyas etmeyi bırakmakta.
Biraz kendi evimizin ışığını, başkasının salonuna bakmadan yakmakta.
Yoksa her nesil kendi “Ah”ını büyütmeye devam edecek.
Ve biz, mutsuzluğu çağın kaderi sanacağız.
Yanıbaşımızda yaşanan insanın içini parçalarken, bir an durmak en doğrusu gibi.
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Hazar Ergüçlü'nin 'hevesim yok' sözleri bu çağın hastalığı'
'8 Mart Dünya Kadınlar Günü'
'Bir günün adı 8 Mart, gerçeğin adı Fatmanur'
'Mutlululuğun evlilikle ilgisi var mı Abidin?'
'Masumiyet Müzesi: Çok talihsiz bir zamanda karşılaştık'
'Hayırlı Ramazanlar'
'Aslında biz neyi tartışıyoruz?'