'Dijital vicdan: Bir tıkla rahatlayan kalpler çağı'
Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için seçtiği kelime 'Dijital vicdan' oldu. Geçen yılın kelimesi 'Kalabalık yalnızlık'tı. Şimdi o yalnızlığın içine bir de ekran ışığı girdi ve bingo; artık daha parlak, daha gürültülü ama bir o kadar hissiz...
Yaklaşık 300 bin oyla seçilen bu kavram, dijital çağda vicdanın nasıl evrildiğini ya da daha doğru bir ifadeyle nasıl eridiğini anlatıyor. Artık üzülmek için kalkıp birinin yanına gitmeye gerek yok.
Bir emoji yeter.
Bir story paylaşımı.
Bir “Çok yazık” yorumu. Sonra gönül rahatlığıyla aşağı kaydır.
Oysa ki, vicdan, sorumlulukla birlikte yürür. Ama dijital dünyada vicdan, sorumluluktan ayrıldı ve son yıllarda dijital dünya ile vicdanlarımız arasında ciddi bir savaş oluştu.
Aslında her şey gözümüzün önünde; şiddet de adaletsizlik de yalnızlık da. Hatta ölüm bile.
Ama soru şu: Görüyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?
Mesela Güllü’nün ölümü.
Bir insanın, ekranlar önünde parça parça yok oluşu. Yorumlarda ahkâm kesenler, “keşke yardım edilseydi” diyenler, birkaç gün sonra başka bir gündeme geçenler.
Ve en acısı evladının bir anneyi öldürmesi diye uzayıp giden vicdansızlık karnesi.
Bu yıl daha da acımasızca kaybettiklerimiz oldu.
İsimler değişti ama senaryo aynı kaldı.
Dijital kayıtlar doldu taştı; vicdanlar ise sessiz moddaydı.
Birinin yardım çığlığı canlı yayında izlenirken, ekran kaydı alan binlerce insan vardı.
Ama yanında olan kaç kişi vardı?
İşte dijital vicdan tam burada devreye giriyor.
Acıya tanık olup, sorumluluğu başkasına atan o garip rahatlama hâli; “Ben paylaştım, görevimi yaptım. Hadi sıradaki” gelsin.
Garip ama buna da alıştık.
Ben eskiden yazılarıma, “Gülüyoruz ağlanacak halimize” diye yazardım. Çok uzun süredir bunu da yazmadığımı fark ettim! Değişiyor, dönüşüyoruz.
Çünkü artık kimse ağlanacak halimizi bile fark etmiyor.
Ve tabii!
Aday kelimelere bakınca tablo daha da netleşiyor; Vicdani körlük, eylemsiz merhamet, tek tipleşme. Hepsi aynı yaraya işaret ediyor.
Algoritmalar bize neyi ne kadar hissedeceğimizi söylüyor. Bir gün çok üzülüyoruz, ertesi gün unutuyoruz. Herkes aynı cümleleri kuruyor, aynı tepkileri veriyor. Farklı hissetmek bile zahmetli artık. Beyinlerimiz tembelleşti farkında değiliz.
Oysa ki, vicdan zahmet ister; keza rahatsız eder, yerinden kaldırır.
Dijital vicdan ise tam tersini yapıyor: Rahatlatıyor, uyuşturuyor, sessizleştiriyor.
Oysa ki; 'dijital vicdan' kelimesini şu acıdan düşünmemiz yerinde olacak. Bu kelime sadece bir kelime değil; bir aynadır.
Ve gerçekten bir kelime bize şunu soruyor: Bir insanın acısına gerçekten dokunduk mu, yoksa sadece izledik mi?
2026’ya girerken artık şunu kabul etmemiz gerekiyor: Her şeyi kayda almak, her şeye tanık olmak bizi daha iyi insanlar yapmıyor. Yani hanımlar-beyler vicdan, Wi-Fi ile çalışmaz, bir tuşla açılıp kapanmaz. Ve asla sadece “online” kalmamalı.
Gerçek vicdan hâlâ sokakta olmak, yan yana durabilmek ve el uzatabilmektir.
Yani vicdan, ekrandan değil, kalpten çalışıyor.
Ve evet, bu çağda vicdanlı kalmak zor, ama zor olan şeyler zaten gerçek olanlar değil midir? Bu yüzden bir kelimenin üzerinde iyi düşünmek, tartışmak gerek. Bu kelimeler boşuna ortaya çıkmıyor.
Düşünün derim.
Hazır zorlu bir seneyi bırakmaya bir gün kalmışken iyice düşünün. Tartın, ölçün, biçin derim.
Yazara Ait Diğer Yazılar
'İstanbul sahnesine çıktı Tarkan, ama ne çıkış'
'Kırmızı halı konuşur, stil susmaz'
'Dünya yeni fark ediyor, biz uzun zamandır izliyoruz'
'Memleket Alya ve Cihan’ın birleşmesini bekliyor'
'Hiç sadece “Mutluluk” dilediniz mi?'
'Sevgilinin ya da eşinin telefonunu karıştırır mısın?'
'Futbolu bile eleyen şey: Özlenen Aşk'