'Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu'
Nurtopu gibi yeni bir sosyal medya konumuz var: Nihilist Penguen. “Ritüel, akım, sosyal deney, psikoloji” adına ne derseniz, yeni dünya insanının ağzının suyunu akıtan başlıklar bunlar...
Hal böyleyken bir penguenin sürüyü bırakıp alıp başını dağlara gitmesi, varoluşunu sorguluyor gibi görünmesi neden ilgi çekmesin?
Bingo!!!
Ama mesele şu: Bu penguen yeni değil. Bu penguen 2007’den çıkıp geldi. Düşünün 19 yıl önceden. Yani insanlık yeni ayıyor. Çünkü o zamanlar sosyal medya dutluktu.
İnsanlar mutlu sayılırdı, kendini ve insanlığı bu kadar didik didik etmezdi. Kimse kimseye bu kadar öfkeli değildi. Kadın kadındı, erkek erkekti. Çocuk çocuktu. Anne anneydi, baba babaydı. Dostlukların bir ağırlığı, arkadaşlıkların bir kıymeti vardı. Yüzler daha çok gülerdi. (Meğer son yıllarıymış.)
Neyse…
Velhasıl bu penguen, bugün kendi hayatını sorgulayan insanlar için bir anda sembole dönüştü.
İnsanlığın beyninde bir ışık yandı ve; “Ben sürünün dışına çıkmak istiyorum” dedi. Ya da “Neden olmasın?” Dedi. Ya da, “Ben ne yapıyorum, istemediğim bir hayatı yaşıyorum” dedi… Dedi de dedi…
Ve yetmedi!!!
Ve klasik döngü başladı.
Sabah, öğle, akşam; paylaşımlar yapıldı. Yazıldı, çizildi, altı kalın çizili cümleler kuruldu. Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu sosyal alemde.
Bir penguenin sürüden ayrılıp 70 kilometre ötede, ıssız dağlara, muhtemelen ölüme doğru yürümesinin psikolojik arka planı didiklenmeye başlandı.
Belgeselin yapımcısı netti aslında: “Bu bir hayvan davranışı. Hatta bir tür hayvan deliliği” dedi.
Ama sosyal medya tatmin olmadı. Ritüelciler, anlam avcıları, metafor tüccarları hemen devreye girdi.
Ne dediler?
“Bu küçük beden insanın içindeki kopuş duygusunu hatırlatıyor.”
“Herkes aynı yöne giderken bazen biri durur ve başka bir yol seçer.”
“Duygusal gücü, penguenin ne düşündüğünü bilmememizden geliyor.”
“Herkes kendi hikâyesini yüklüyor.”
“O yalnız yürüyüşte aslında kendimizi izliyoruz.”
“Modern insan seçmediği yolları yürümeye zorlanıyor…”
Bla bla bla.
Arkadaş, biz yüzyıllardır belgesel izlemiyor muyuz? Böyle sahneleri ilk kez mi görüyoruz Allah aşkına. Bir hayvanın sürüden ayrılması ne zamandan beri kolektif varoluş krizine bağlandı?
Neden her gördüğümüz hareketi kendi hayatımıza entegre etmek zorunda bırakılıyoruz. Hayır böyle düşünmeyince de, “Acaba ben de bir sorun mu var” algısı oluşuyor beyinlerde. Dışlanmış duygusuna kapılıyoruz falan.
Yani illa her şey beni anlatmak zorunda mı?
Tamam, bir penguenin sürüden ayrılmasını konuşalım, tamam tartışalım. Merak edelim. Ama neden kendi hayatımızla denk düşürmeye çalışıyoruz?
Gerçekten soruyorum; Buzulların ortasında hayatta kalma savaşı veren bir penguenle bizim hayatımız aynı mı?
Gerçekten aynı mı?
Canı istemiş gitmiş arkadaş bu kadar yani.
Benim deli kedi mesela. Hatırlayanlar olacaktır Latte. Düşünün sokaktan aldım, evde krallar gibi bakılıyor. Yediği önünde yemediği arkasında. Hani o penguen gibi hayatta kalma mücadelesi de vermiyor. Evin içinde oh mis.
Paşalar gibi bakılıyor.
Ama ne yaptı? Kaçtı, gitti. O kadar, bitti. The End!!!
Ne oldu şimdi? Varoluş krizi mi yaşadı? Sistemi mi reddetti?
Belki de hayvanların her hareketine bu kadar anlam yüklemesek mi?
Belki de her şeyi kendimize bağlamasak mı?
Ama madem çok istiyorsunuz, sizi de kırmak istemiyorum, kandırılmak istiyorsanız şöyle de yazabilirim;
“Bir penguen bize gittiğimiz yolu hatırlattı.”
“O küçük bedende ne çok anlam saklıydı.”
“Resmen beni bana hatırlattı.”
“O penguen öleceğini bile bile yaşamayı seçti.”
Eğer böyle daha mutlu olacaksak yazarım ben ey okuyucu… Siz rahat olun.
Ama şunu unutmayalım; Herkesin hikâyesi farklıdır.
Yaşayın, keyfini sürün. Hatalarınız da!!!
Ve her penguen, bizim iç dünyamızın metaforu olmak zorunda değildir. Mesela benim bir sürü yanlışım var.
Bir sürü saçmalıklarım var.
Ama bir penguen ile örtüştürmedim inanın.
Çoğu zaman çekip gitmek istiyorum buralarda o ayrı… Onu da ayrı bir yazı konusunda tartışırız canlar.
Öptüm…
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kilo sadece bir kilo mu?'
'Dünya bu adamı konuşuyor: Bad Bunny'
'Yaşlanmak mı, yaşlanmamak mı?'
'Kapadokya’da bu kez, hıza ve yeniliğe ayak uydurduk'
'Işıkların altında kalan en derin şey: Yalnızlık'
'Bu dünyadan bir Haldun Dormen geçti'
'Kaynana Victoria Beckham ve travmaları'