'Hiç sadece “Mutluluk” dilediniz mi?'
Şimdi size çok uzaklarda kalmış bir pandemi dönemi hatırlatacağım. Çünkü o dönemden bu yana kocaman, derin bir mutsuzluk yumağı, insanların yüreğine çöreklendi gitmiyor.
Hatırlayın dünya evlere kapandı ve insanlık bambaşka bir deneyim yaşadı. Sonrasında hayat normale döndü gibi gözüktü ama aslında hiçbir şey tam anlamıyla normalleşmedi. Sanki pandemiyle birlikte yalnızca bir virüs değil, kolektif bir ruh hali de yayıldı. Ve dünya olarak sürekli “mutsuzluğu” konuşmaya başladık. Ve tabii asık yüzler, mutsuz insanlar, sürekli söylenen, dert anlatan, of-pof diyen insanlar!!!
Pandemi öncesinde de dertlerimiz vardı elbette. Ama bu kadar bilinçli, bu kadar sürekli dile getirilen bir mutsuzluk yoktu sanki.
Şimdi mutsuzluk herkesin dilinde; podcast’lerde, köşe yazılarında, story’lerde laf sokarak kendini gösteriyor.
Hatta neredeyse bir kimlik gibi taşınıyor. Mutluysan açıklama yapman gerekiyor, mutsuzsan anlaşılmış sayılıyorsun.
İnsanlık olarak evlerimize kapandığımız o dönemde başkalarının hayatlarını izlemeye fazlasıyla alıştık hatırlarsanız. İnsanların pijamalarından, yatak odalarına kadar izledik, öğrendik.
Sosyal medya, gerçekliğin yerini aldı.
Herkes başka biri gibi görünmeye başladı. Daha üretken, daha başarılı, daha keyifli, daha “olmuş” gibi.
Gerçek hayatta ise insanlar yorgun, kopuk ve tahammülsüz.
Bu çelişki insanın içine sessizce işledi.
Kiminle sohbet etsem, konu dönüp dolaşıp “mutsuzluğa” geliyor.
Sık sık, “Mutsuzluk” hakkında yazan, çizen biri olarak uzun süredir Raj Raghunathan’ın “Bu Kadar Akıllıysan Neden Mutlu Değilsin” kitabını okuyorum.
Raj Raghunathan, Teksas Üniversitesi’nde profesör. İnsanların yargılarının ve kararlarının mutluluklarını ve doyumlarını nasıl etkilediği üzerine çalışıyor.
Ve çok net bir yerden konuşuyor.
Şunu söylüyor: Zeki, eğitimli, hedef odaklı insanlar mutsuzluğa daha yatkın. Çünkü daha çok düşünüyor, daha çok kontrol etmeye çalışıyor ve en önemlisi kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslıyor.
Yani; akıl, yanlış kullanıldığında mutluluğun en büyük sabotajcısı oluyor.
Kitapta çarpıcı bir örnek var. Diyor ki; “Karşına bir cin çıksa ve üç dilek hakkı verse, ne dilerdin?” Araştırmalar klasik.
Beni şaşırtmadı. Sizi de şaşırtmayacak bence.
Evet insanların çoğu: para, şöhret veya güç dilemiş. Mutluluk ise neredeyse hiç dilenmemiş.
Oysa aynı insanlar, anketlerde mutluluğu hayatlarının en önemli hedefi olarak göstermiş.
İşte hayatımızın belki de en büyük paradoksu tam burada başlıyor.
Mutluluğu her şeyden çok istediğimizi söylüyor, sonra da onu sürekli başka şeyler için feda ediyoruz.
-Eski sevgilim dönsün başka bir şey istemem.
-Bir ev alayım.
-Bir arabam olsun.
-Ben de lüks çantalar almak istiyorum, tatillere gitmek istiyorum bilmem gibi….
Diye uzayan mutlu olunacağına inanılan istekler listesi.
Ve bunun için de sosyal alemde gelişim üzerine videolar, konuşmalar, tartışmalar, röportajlar var. Ve sürekli şu cümleler dolaşıyor:
“Evrene güzel mesaj yolla”,
“Ne dilediğine dikkat et”,
“Cümlelerine dikkat et”,
“Yok kelimesini çok kullanma”,
“Yok dersen yok olur”
“Bunu dilersen ev alırsın”,
“Bunu dilersen koca bulursun” …
Sadece “Mutluluk” dileyen yok. Tüm bunlar olunca mutlu olacağız zannediyoruz.
Yani, pandemiden başladım yazıya, anlatmaya çalıştığım da bu. Orada bir şey oldu tüm insanlığa sanki. O iğnelerde sanki mutsuzluk aşılandı bizlere. Daha önce alışık olmadığımız huyların, duyguların çıktığını görüyorum.
Kötü daha kötü oldu.
Sinsi daha sinsi.
Vicdansız daha vicdansız.
İnsanlar daha agresif, daha sabırsız, daha kopuk.
Raj Raghunathan’ın kitabında; mutluluğun en büyük düşmanlarından birinin de “karşılaştırma” olduğunu söylüyor.
E tamam işte. Pandemi sonrasında daha çok karşılaştırır olmadık mı?
“Kim nerede?”,
“Kim ne almış?”,
“Kim ne başarmış?”,
“Onlar eğlenirken ben evde oturuyorum bir şey mi kaçırıyorum?”
Sürekli bir vitrin.
Sürekli bir yarış.
Sürekli bir “geri kalıyorum” hissi.
Ve; Daha çok kıyas, daha az tatmin.
Ve; mutsuzluk.
Kitapta mutluluğun beş temel bileşeninden de söz etmiş. Diyor ki: Kontrol duygusu, yetkinlik, ilişkiler, anlam ve haz.
Pandemi bu beşlinin neredeyse tamamını zedeledi. Kontrol kayboldu, ilişkiler koptu, anlam sorgulandı. Geriye sadece haz kaldı.
O da kısa süreli ve doyumsuz.
Bugün geldiğimiz noktada bunu görmek zor değil.
Ben çok net görüyorum. Hele ki, ülkemizde… Ahlaki çöküş, yalan üzerine kurulu hayatlar, dostluklar. Biten evlilikler, ilişkiler. Menfaat üzerine kurulan evlilik, dostluk, arkadaş ve kardeşlikler.
Tuhaf ama ironik olan da şu ki; mutsuzluk bulaşıcıdır.
Yani diyeceğim odur ki, insanlar birbirini gerçekten etkiliyor. Sürekli mutsuzluk konuşmak, sürekli karanlık senaryolar paylaşmak, sürekli şikâyet etmek. Bunların hepsi bir enerji yaratıyor.
Ve o enerji yayılıyor. Sosyal alemde sürekli negatif haberlere denk geliyor, sürekli içimizi karartan gündemle karşı karşıyayız kalıyoruz. Haliyle mutluluğu unuttuk.
Ve zaten de artık mutluluk konuşulmuyor, eğlence, gülmek, keyif alınan basit programlar yok.
İşte bu kitapta özellikle altının çizildiği bir yer var ki; “Mutluluk bir lüks değil, bir beceridir. Ve öğrenilmediğinde kaybolur” beni çok etkiliyor.
Bence pandemiyle başlayıp hâlâ devam eden şey büyük bir travmadan çok, büyük bir yön kaybı. Ne istediğimizi, neyi arzuladığımızı, neyin bizi gerçekten iyi hissettirdiğini unuttuk.
Evrene çok şey söylüyoruz ama kendimize doğru düzgün bir şey sormuyoruz.
Belki de artık dilek listelerimizde;
Daha büyük değil.
Daha pahalı değil.
Daha gösterişli hiç değil.
Sadece; “Mutlu olmak istiyorum” demek yeterli olacak.
Bu kadar.
Yani; kimin ne düşündüğü değil, sizin ne düşündüğünüz.
Kimin nerede, ne yaptığı değil, sizin nerede ne yaptığınız.
Kimin kiminle mutlu olduğu değil, sizin kiminle mutlu olduğunuz.
Gibi uzayıp giden: Sizin, kendiniz ile mutluluk yönünüzü, yolunuzu belirleyip, çizmeniz gereken bir yol.
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kilo sadece bir kilo mu?'
'Dünya bu adamı konuşuyor: Bad Bunny'
'Yaşlanmak mı, yaşlanmamak mı?'
'Kapadokya’da bu kez, hıza ve yeniliğe ayak uydurduk'
'Işıkların altında kalan en derin şey: Yalnızlık'
'Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu'
'Bu dünyadan bir Haldun Dormen geçti'