'Kalbim Karadeniz’de kaldı'
Çayın izini sürmeye, doğduğu topraklarda hikayesini dinlemeye ve doya doya çay içmeye; memleketin en güzel, en yeşil, en harika yerlerinden Rize’ye gittim...
Karadeniz uzaktan çok ama çok güzel, evet. Ama içine girmek, görmek, hissetmek, havasını içine çekmek, deneyimlemek ve o uçsuz bucaksız yeşili izlemek paha biçilmez. Gerçekten tarifi yok.
Sizi bilmem ama ben bazı yerlere gidince dönmek istemiyorum. Biraz daha kalayım, biraz daha bakayım, o havayı biraz daha içime çekeyim istiyorum. Karadeniz de tam böyle işte.
Ben Rize’ye, 2025 yılında Efor Holding bünyesine katılan Ofçay’ın davetlisi olarak “Çay Hasadından Fincana” deneyimini yaşamak için gittim. Çayın dalından toplandığı ilk andan üretime, oradan da sofralarımıza uzanan yolculuğunu izlemek için...
Tabii önce kendimi doğaya, çayların arasına attım. Keşanımı/Çemberimi başıma bağladım, makası elime aldım ve işte buradayım. Kendimi tamamen akışa, yani doğaya teslim ettim.
Gerçekten inanılmaz heyecanlıydım. Daha önce birçok farklı deneyim yaşadım ama bir türlü çay hasadı deneyimi yaşayamamıştım. Bu sebeple çok heyecanlıydım. O güzelim yeşilin içinde, toprağın mis gibi koktuğu yerdeydim. İnanın, çay bahçesine uzaktan bakmak güzel, çok güzel de o bahçenin içine girip yaprağa dokunmak bambaşkaymış meğer.
Bir kere hiç kolay bir iş olmadığını söylemem gerekir. Gün boyu çay kesmek, çay hasadında bulunmak ciddi emek istiyor. Her gün elimizin altında olan, bazen farkına bile varmadan içtiğimiz bir bardak çayın arkasında inanılmaz bir emek var. Ve bunu hissetmek, deneyimlemek, görmek insanı etkiliyor.
Düşünün; o dik yamaçlarda çalışmak, yaprağı toplamak, işlemek başlı başına bir sanat. Sonra bütün o emeğin demlikte buluşması, ince belli bardağa dolması ve masaya gelmesi de ayrı bir yolculuk.
Ne yalan söyleyeyim, o günden sonra çayı başka türlü içmeye başladım. Daha bir kıymetini bilerek, daha bir düşünerek...
Çay eksperliği üzerine yapılan buluşmada da öğrendim ki mesele yalnızca yaprağı toplamakla bitmiyormuş. Hangi yaprağın nasıl değerlendirileceği, içtiğimiz çayın karakterinin nasıl oluşacağı başlı başına bir uzmanlık alanı. Bilgi istiyor, deneyim istiyor.
Ofçay, 40 yılı aşkın bir geçmişe sahip. Markanın hikayesini dinlerken o çayın arkasındaki insanları ve emeği de tanımış oldum. Zaten benim bu gezilerde en sevdiğim şey bu: Bir ürünü sadece sofrada görmek değil; geldiği toprağı, onu yetiştiren insanı ve arkasındaki emeği tanımak.
Çay dediğin biraz da muhabbet...
Bir de çayın bizim hayatımızdaki yeri var tabii. Sabah gözümüzü açarız, çay. Bir dost gelir, çay. Uzun bir sohbet başlar, hemen çay demlenir. Üzülürüz, “Dur, sana bir çay koyayım” der biri. Seviniriz, yine çaylar gelir. Türk kahvesiz de olmaz elbet ama çay başka bir yol arkadaşıdır. Olmazsa olmazdır…
Çünkü bazen bir bardak çayla açılır insanın dili. Bazen de konuşmaya gerek kalmaz, yan yana oturup içmek yeter. Bizim için sadece bir içecek olabilir mi? Dostluğun, misafirperverliğin, paylaşmanın içinde hep o var. Rize’de bunu daha da iyi anlıyorsunuz. Çay bahçede, evde, sofrada, sohbette... Hayatın tam ortasında! Dışarıda yağmur yağarken önünüze gelen sıcacık bir bardak çayın keyfi de başka oluyor tabii.
Bu arada Karadeniz yemeklerini de es geçmemek gerek. Çünkü Karadeniz’in bir başka güzel tarafı da mutfağı. Karadeniz’e gidip de mutfağından bahsetmeden dönmek olur mu?
Muhlaması, mısır ekmeği, karalahana çorbası, Rize kavurması, etli kuru fasulyesi, pidesi... Hamsili pilavından pazı tavalısına kadar başlı başına bir yazı konusu!
O sofralarda da tıpkı çay bahçelerinde olduğu gibi toprağın, emeğin ve yıllardır yaşatılan alışkanlıkların izini görüyorsunuz.
Ben memleketin kültürünü, örf ve adetlerini, böyle sofraları seviyorum. Yemeğin yanında hikayesinin de anlatıldığı, sohbet uzadıkça uzayan sofraları... Ve tabii sofraya en güzelinden tavşan kanı bir çay gelip tamamlamasını.
Çünkü yemek bitse de muhabbet bitmiyor.
Rize’den döndüm ama aklımda hâla o yemyeşil yamaçlar, toprağın kokusu, çay bahçeleri ve o yağmurun sesi var. Seneye 15 gün yaylalara çıkacağım, kararlıyım.
Dedim ya; kalbim Karadeniz’de kaldı.