'Kaynana Victoria Beckham ve travmaları'
Malum, son yıllarda dünya tuhaf bir yer hâline geldi. Dünya liderlerinin bir araya geldiği Davos Zirvesi’nde Macron’un Ray-Ban gözlüklerle konuşmasına mı şaşırayım, yoksa Trump’ın 70 dakikalık konuşmasında arada bir belden aşağıya vurduğu cümlelere mi bilemedim. Şaşkınlıkla Davos zirvesi haberlerine bakarken, “Esin çık burdan çık” diyerek hızla o kıtalardan Victoria Beckham’a doğru yol aldım.
Malum, dünyanın diğer bir konuştuğu konu da “kaynana Victoria”
Hem de öyle böyle değil…
Oğlu Brooklyn, gerek düğün sürecinde gerekse düğün sonrasında eşi Nicola Peltz’e yapılanlar yüzünden annesi Victoria Beckham’ı affetmedi. Yetmedi, olan bitenin sorumlusu olarak gördüğü tüm aileyle bağlarını kopardı.
Bu köşede en son “Victoria Beckham da olsa, kaynana kaynalığını yapar” diye yazdıktan sonra çok sayıda gelinden mesaj aldım.
Kimi, “Benim kaynanam melek gibi, çok şükür” dedi.
Kimi ise, “Benim kaynanam da tam bir cadı. En sonunda oğlu ‘Yeter’ dedi; ne annesini ne babasını görüyor. Nedir bu kaynanalardan çektiğimiz?” diye yakındı.
Benim Annem de çok çekmiş kayınvalidesinden. Daha doğrusu rahmetli babaannemden.
Yani anlayacağınız; Türkiye’de de olsa, Los Angeles’ta da olsa kaynana kaynanadır.
İster ülke değişsin ister dil, din, ırk, ün, şöhret… Kaynanalık evrensel bir refleks. İsteyen için sınır yok.
Hal böyle olunca dönelim konumuzun merkezine: Victoria ve takıntılarına…
Victoria Beckham, milyonların hayalini süsleyen bir evlilik yaptı yapmasına. Hatta peş peşe çocuklar doğurdu, anneliği defalarca tattı. Pop yıldızı olarak ünlenip David Beckham’la evlendi ve 24 yıllık bir evliliği de kariyerine ekledi.
İşte tüm bunların anlatıldığı, Netflix’te yayınlanan üç bölümlük “Victoria Beckham” belgeselinden bahsetmek istiyorum. Aslında daha önce yazacaktım ama araya başka konular girdi. Hal böyle olunca şimdi tam zamanı. Çünkü Victoria Beckham belgeselini izlerken, ciddi takıntıları olan, kaygılı ve çözülememiş travmaları ile sorunlu bir kadın izliyorsunuz.
51 yaşında, bir dönemin Spice Girls’teki “Posh”u, bugünün moda tasarımcısı Victoria’yı izlerken de sık sık “Bu inanılmaz travmatik” demekten kendimi alamadım.
Sürekli güneş gözlüklerinin ardına saklanmış ifadesiz bir yüz, bitmek bilmeyen hırs ve takıntılı bir kilo meselesi…
Kadının hayatı, adeta o gözlüklerin arkasına ve çocuk bedeni kadar ince kemiklerinin arasına sıkışmış gibi. David Beckham’la tanıştığından bu yana neredeyse sadece ızgara balık ve buharda pişmiş sebze yediğini söylüyor. Bunu da David Beckham bizzat doğruluyor ve: “Tanıştığımızdan beri hep aynı yemeği yiyor. Çok nadiren sapıyor” dedi.
Bu bile başlı başına derin bir güvensizliğin göstergesi.
Ben izlerken; güvensiz, kontrolcü ve sorunları olan bir kadın gördüm. İstemeden de şu soruyu sordum kendime: “En büyük oğlu Brooklyn ‘Yeter’ dediyse, 22 yaşındaki Romeo, 20 yaşındaki Cruz ve 13 yaşındaki Harper ne zaman diyecek?”
Çünkü belgesel tam olarak bu duyguyu veriyor. Bir noktada şunu da düşündüm: “David Beckham gerçekten çok âşık olmalı” Çünkü Victoria Beckham’la bir ömür yürümek hiç ama hiç kolay değil.
Bakın, normalde kadınlar için bu tür cümleler kurmayı sevmem. Ama Victoria’nın tavırları fazlasıyla zorlayıcı. Belgeselde, kocasını harcadığı anları da izliyorsunuz. Dünyanın en beğenilen futbolcusuna “Evet yakışıklı ama çok horluyor” deyip geçmesi bile bunu anlatmaya yetiyor.
Victoria Beckham için varsa yoksa kendisi.
Başka birinin onun önüne geçmesine tahammülü yok. 24 yıllık eşi bile olsa…
Velhasıl; inatçı ve hırslı Victoria, Spice Girls’ün Posh’luğundan çıkıp adını moda dünyasına yazdırmayı başardı. Hatta moda dünyasında yatırımları ve fazlaca harcamaları yüzünden batmanın eşiğinden dönüp yeniden zirveye çıktı. Ardından makyaj ürünleriyle bir kez daha sahne aldı.
Sosyal medyada da fazlasıyla aktif. Bornozuyla makyaj yaparken videolar çekip paylaşıyor. Zirvede kalmak için her role girmeye hazır.
Gerekirse çocuklarını bile görmezden gelerek…
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kilo sadece bir kilo mu?'
'Dünya bu adamı konuşuyor: Bad Bunny'
'Yaşlanmak mı, yaşlanmamak mı?'
'Kapadokya’da bu kez, hıza ve yeniliğe ayak uydurduk'
'Işıkların altında kalan en derin şey: Yalnızlık'
'Herkes bir anda psikoloji profesörü oldu'
'Bu dünyadan bir Haldun Dormen geçti'