'Kilo sadece bir kilo mu? Yoksa; aynadaki bedenin ve ardındaki hikâye mi?'
Kilolar ah şu kilolar. Daha “Nasılsın iyi misin?” diye sormadan direkt kilo muhabbetinin merkeze oturduğu o bitmek bilmeyen çilemiz. Şimdi bir de yaz kapıda… Milletin ağzında “Kilo da kilo” sohbetleri başladı bile.. Ve hayatımızın neredeyse her döneminde bir şekilde gündeme giren, tartının üstünde rakama dönüşen ama aslında hiçbir zaman sadece rakam olmayan o mesele...
Kimimiz için inatçı birkaç kilo, kimimiz için yıllardır süren bir mücadele. Diyet listeleri, yasaklar, pazartesi başlangıçları, cuma kaçamakları…
Döngü tanıdık.
Ama dürüst olalım; bu iş hiçbir zaman sadece “Az ye, çok hareket et” kadar basit olmadı.
Çünkü bazı kilolar yağdan değil, yaşanmışlıktan.
Bazı fazlalıklar sofradan değil, geçmişten.
Benim de çok sevdiğim, 15 yıl önce yolumun kesiştiği Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden mezun olduktan sonra, meslek hayatına İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Diyabet Anabilim Dalı'nda başlamış, uzun süre birçok yerde Diyet Hizmetleri Bölümünü kurarak uzun yıllar bölüm şefi olarak görev yapan Nüket Aksakal Bağışgil’in “Bir Tartıdan Fazlası” kitabı elime geçince dikkatimi çeken tam da buydu.
Çünkü ben de tam olarak bununla boğuşuyorum.
Yani; dertlerim, sıkıntılarım, üzüntülerim, ihanetler, konuşamadıklarım. Sessizliğim…
Yani yıllardır kilo alıp veren, zaman zaman mutfağı bir sığınak gibi kullanan, duygusal boşlukta buzdolabının kapağını açarken aslında aç olmayan bir kadın olarak…
Bu kitabın satır aralarında kendimi gördüm.
Kitap şunu söylüyor; “Her kilo bir hikâyede sıkışıp kalmış olabilir. Her fazla lokma, doldurulamayan bir boşluğun yerini tutmaya çalışıyor olabilir.”
Yemeğin sadece fizyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir ayna olduğunu anlatıyor. Çocukluk travmalarının, duygusal ihmallerin, erken kayıpların yeme biçimini nasıl şekillendirdiğini…
Sevgi eksikliğinin çoğu zaman değersizlik hissine dönüştüğünü; o değersizlik hissinin de bazen bir teselli tabağına, bazen bir ödül çikolatasına, bazen de sessiz bir protestoya evrildiğini.
Bu çok sert bir gerçek ama net olan; sevgi görmeyen insan, çoğu zaman kendini doyurmaya çalışıyor ne yazık ki!!! Ya da beklediği sevgiyi görmeyen. Ya da ihanete uğrayan… (Hiç beklemediği kişiden) diye uzayıp giden bir liste.
Neyse efendim; Nüket Hoca’nın yaklaşımı tam da burada ayrılıyor. O, “Kibrit kutusu kadar peynir, üç zeytin, saat beşten sonra yasak” klişesinin peşinden gitmiyor kendisi.
Önce hikâyeni dinliyor.
Hastanede de, özel kliniğinde de görüştüğü danışanlarının isimlerini değiştirerek tuttuğu notlar aslında birer yol haritası olup bizlere bi kitapta ulaşmış.
Çünkü o biliyor ki, kalıcı değişim listelerle değil, farkındalıkla başlıyor.
Benim de yıllar önce Nüket Hoca’dan öğrendiğim çok şey olmuştu.
Ve diyor ki; “Aynaya bakarken kilonu değil, kendini gör”
Bingo!!!
Bu cümle hafife alınacak bir cümle de değil hani!!!
Ben de yıllar önce Nüket Hoca’nın karşısına o tanıdık hikayelerle oturmuştum.
Ve ciddi bir farkındalık yaşamıştım.
Evet, o dönem çok ciddi kilo vermiş ama sonra, zaman zaman da kilo aldım.
Hâlâ da alıyorum ve çünkü ben de bir kadınım. Ve duygularıyla hareket eden bir kadınım.
Duygusal boşlukta mutfağa sığınan günlerim oluyor elbet. Kadınsal sorunlar, hastalıklar, stres derken hooop gelsin abur cubur.
Ama Nüket Hanım ile tanıştığım yıllardan sonra öyle çok fazla uçurumlar oluşturmadım. Çünkü artık şunu biliyorum: Önemli olan düşmemek değil, düştüğünde orada kamp kurmamak.
Kendini dinlemeyi öğrenince kilo kalıcı olmuyor ben bunu çözdüm mesela.
Ve kitabı okuyunca da kilo aldığım dönemlerdeki kendimi!!!
Fakat girdaba kapılsan da çıkış yolunu biliyorsun ve hoop çıkıyorsun. Ve kısa süre içinde o aldığım kilolara “Bye bye” diyorum. Şükür bunu oluşturabildüm.
Şimdi sırada o kilo aldığım dönemlerde yaşadığım çöküntüleri tekrar tekrar yaşamamak amacım.
Ve “Yeme davranış” diyen Nüket Hoca, “Erken yaşta kayıp yaşayan ya da duygusal ihmale uğrayan bireylerde çoğu zaman sözel değil, davranışsal bir ifade biçimidir.” Diyor.
Yani bazı insanlar konuşamaz; yer. Bazı acılar anlatılamaz; bastırılır.
Ve bingo!!! O benim işte…
Konuşmadıklarımla tabakları dolduruyorum. Ve midemi taşırıyorum. Ve kitapta da şu cümle bence en dikkat çeken cümlelerden; “Aynadaki bedenin değil, içindeki ses seni tanımlar. O sesi şefkatle değiştirmek gerçek değişimin ilk adımıdır.”
Bu yüzden ben, duygusal boşlukla yediğim yemeklerin sonunda hep mutsuz oldum. Çünkü mesele açlık değildi.
Mesele, içimde konuşan o sesi susturmaya çalışmaktı.
Ve kadın ya erkek. Sevgili ya da dost.
İnandım; yanıldım.
Güvendim; kazık yedim.
“Asla yapmaz” dedim; yaptı.
O dönem olmak istemediğim yer de olup kabul etmediysem; şiştikçe şiştim.
Ve konuşamadıklarımı, kendime itiraf edemediklerimi yemeklerde teselli ettim.
Ve elbet biliyorum, yalnız değilim. Çoğumuz aynı döngüdeyiz.
Bu yüzden bu kitaptan söz etmek istedim sizlere de. Belki birine dokunur. Belki birine “Demek ki sorun iradesizlik değilmiş” dedirtir.
Belki fazla kiloların sebebi gerçekten sadece fazla yemek değildir.
Belki mesele, yıllardır içimizde taşıdığımız ama yüzleşmediğimiz hikâyelerdir.
Ve belki de çözüm, ilk kez gerçekten “Önce sen” demektir.
O yüzden önce kendinizi umursayın hanımlar-beyler.
Kilo alınır verilir….
Önemli olan kendini keşfedip, kendine değer vermen. Ben kitabı bir oturuşta bitirdim. Eğer sizin de duygusal boşluğunuz var ise önce onu çözün sonra kilo gider inanın.
Sorunlar çözüldükçe kilo da barınmıyor zaten…
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kenan Doğulu sahnedeyse yerinde durmak mümkün değil'
'Hazar Ergüçlü'nin 'hevesim yok' sözleri bu çağın hastalığı'
'8 Mart Dünya Kadınlar Günü'
'Bir günün adı 8 Mart, gerçeğin adı Fatmanur'
'Bu yüzyılın ah'ı'
'Mutlululuğun evlilikle ilgisi var mı Abidin?'
'Masumiyet Müzesi: Çok talihsiz bir zamanda karşılaştık'