'Kosinüs teoremi bebeğim!'
Eskiden reklamlar düşünülürdü. Üzerinde çalışılır, tartışılır, kafa yorulurdu. Bir fikir bulunur, o fikrin peşinden gidilir, bazen de o fikir uğruna risk alınırdı...
Özellikle 90’larda, Türkiye’de özel televizyon kanallarının patlamasıyla birlikte reklamcılık adeta altın çağını yaşadı. Birbirinden yaratıcı işler arka arkaya gelmeye başladı. Reklamcılar Derneği tarafından 1988 yılında başlatılan Kristal Elma Türkiye Reklam Ödülleri de dönemin en önemli, en çok konuşulan, en prestijli gecelerinden biri haline geldi.
Muhabirlik yıllarımdan hatırlıyorum; o yıllarda ödül alan reklamlar, reklamcılar, yaratıcı ekipler günlerce konuşulurdu. Kristal Elma almak prestijdi; herkes daha iyisini yapmak, daha yaratıcı olmak için yarışırdı.
Ve ortaya hâlâ hatırladığımız işler çıkardı.
Mesela; “Daha karpuz kesecektik”, “Aganigi naganigi”, Cem Yılmaz’ın Telsim reklamları ve “Merhaba merhaba Ajda Pekkan… Ne o, gerginsiniz bugün?”, Aysel Gürel’den Aysun Kayacı’ya kadar hafızamıza kazınan nice reklam, nice karakter, nice replik…
Say say bitmez.
Çünkü reklam dediğin sadece bir ürünü satmıyordu.
Bir hikâye anlatıyordu. Bir karakter yaratıyordu. Bir cümleyi hayatımıza sokuyordu.
Sonra ne oldu?
Her şey yavaş yavaş birbirine benzemeye başladı.
Hele sosyal medya ve sonrasında yapay zekâ hayatımıza girdikçe “nasıl olsa yapılır” kolaycılığı yaratıcılığın önüne geçti.
Bütçeler kısıldı. Risk alma iştahı azaldı. Ve “izleyici bunu istiyor”, “şimdi trend bu”, “sosyal medyada böyle işler tutuyor” denile denile özgünlük törpülendi, bitti gitti. Ve ne yazık ki televizyonlar, programlar, reklamlar birbirine benzedi.
Hatta, insanlar bile birbirine benzemeye başladı.
Yapay zekâ ise şahane bir araç olabilecekken bazı ellerde yaratıcılığın yerine konuldu. Fikir üretmek yerine hazır formüller, aynı görüntüler, aynı duygusuzluk…
Sonuç?
Ruhu olmayan işler.
Ve tam da “Artık kimse düşünmüyor mu?” dediğimiz bir anda, bir reklam çıkageldi.
Seda Sayan’ın oynadığı reklamdan bahsediyorum.
Ama ne geldi, pir geldi!
Uzun zamandır pazarlama ve reklam dünyasında gördüğüm en zeki, en eğlenceli işlerden biri.
Çünkü sınav dönemi dediğin şey baştan sona zaten stres. Öğrenci stresli, anne stresli, baba stresli. Herkes kasım kasım kasılıyor. Ve sen böyle bir dünyanın tam ortasına mizahı öyle doğru bir yerden yerleştiriyorsun ki bir anda herkes aynı reklamı konuşmaya başlıyor.
Ve burada asıl mesele sadece senaryo değil; tabii ki Seda Sayan.
Kadın o rolü öyle doğal, öyle kendinden, öyle sahici oynuyor ki reklamı izlerken “Seda Sayan reklam oynuyor” demiyorsun. O kadının gerçekten var olduğuna inanıyorsun.
Ve sonra o cümle geliyor: “Kosinüs teoremi bebeğim!”
Geçmiş olsun. Replik artık reklamdan çıktı, günlük hayatımıza girdi. Masalarda söyleniyor, arkadaş gruplarında tekrarlanıyor, insanlar telefonlarından birbirlerine reklamı açıp izletiyor.
“İzledin mi?” “İzledim.” “Bir daha aç!”
İşte başarı tam olarak budur. Tıpkı hatırladığımız, özlediğimiz yıllardaki başarı gibi.
İnsanların reklamdan kaçtığı bir çağda insanlara reklamı kendi elleriyle açtırıp tekrar tekrar izletiyorsanız, orada artık reklam değil kültürel bir an yaratmışsınız demektir.
Ben bile kaç kere izlediğimi bilmiyorum. Ve her seferinde aynı şeyi söylüyorum: Şahane!
Kimin aklına geldiyse, kim yazdıysa, kim yönettiyse, kim ilmek ilmek işlediyse helal olsun.
Projenin arkasındaki isimlerden biri Aytaç Akdağ’mış. Kendisine ve bütün ekibe ayrıca teşekkür etmek gerek.
Çünkü bize şunu hatırlattılar:
Demek ki hâlâ fikir var. Demek ki hâlâ yaratıcılık var. Demek ki hâlâ cesaret var.
Yeter ki uğraş. Yeter ki ezberden gitme. Yeter ki “nasıl olsa izleyici bunu istiyor” bahanesinin arkasına saklanma.
Marka sahiplerinin, yapımcıların, televizyon yöneticilerinin bu reklamı açıp defalarca izlemesi gerekiyor bence.
Sonra da şapkalarını önlerine koyup tek bir soru sormalılar: “Biz nerede hata yaptık?”
Çünkü mesele bütçe değil. Mesele hâlâ fikir. Mesele hâlâ insan. Mesele hâlâ yaratıcılık.
Ve tabii Seda Sayan’ın hakkını ayrıca teslim etmek gerekiyor.
Bu kadar yıldır bu sektörün içinde olup hâlâ kendini başka bir yere koyabilmek, farklı tekliflere açık olmak, kendinle dalga geçebilmek, konfor alanından çıkabilmek kolay iş değil. Kafa TV’de, YouTube’da yaptığı işlerde de bunu görüyoruz. Seda Sayan kendisini tekrar etmek yerine başka alanlara girmekten korkmuyor.
Bu reklamda da aynısını yaptı. Cesur bir işe “evet” dedi. Rolün hakkını verdi. Ve yine kendinden söz ettirdi.
Oğlu Oğulcan Engin’in dediği gibi: “İnanılmaz bir kadınsın Seda Sayan.”
Kesinlikle öyle.
Ben uzun yıllardır bu mesleğin içindeyim. Çok yaratıcı insan gördüm, çok başarılı iş izledim, çok büyük çıkışlara tanık oldum.
Ve öğrendiğim bir şey varsa o da şu: Fark yaratmak istiyorsan risk alacaksın. Herkesin gittiği yoldan giderek kimsenin dönüp sana bakmasını bekleyemezsin. Ezberi bozmazsan konuşulmazsın. Cesaret etmezsen fark edilmezsin. Risk almazsan iz bırakamazsın. Bitti!!!
Seda Sayan’ın bu reklamı bana uzun zamandır özlediğim o eski reklamcılık heyecanını yeniden hatırlattı.
Bir gazeteci olarak peşine düşmek; kim yaptı, nasıl yaptı, kimin aklına geldi diye araştırmak istedim. Meğer ben bunu özlemişim.
İyi fikrin peşinden koşmayı özlemişim.
O yüzden bu reklam için söyleyecek son sözüm çok net: Oh be! Demek ki yaratıcılık ölmemiş.
Kosinüs teoremi bebeğim!