'Size derdimi anlatabilir miyim?'
Yeni bir akım var, biliyorsunuz. Hiç tanımadığınız birine derdinizi, sıkıntınızı, mutluluğunuzu, öfkenizi, kısacası içinizden geçen her şeyi anlatıyorsunuz. Düşünsenize; yolda yürüyorsunuz. Saat kaç olursa olsun bir kafede, restoranda, parkta ya da bir bankta oturan hiç tanımadığınız birinin yanına gidip, “Beni biraz dinler misiniz?” diyorsunuz. Ve o kişi sizi dinliyor.
Son zamanlarda sosyal medyada bununla ilgili birçok videoya denk geliyorum. İnsanlar oturup hayat hikâyelerini anlatıyor. Kimi aşk acısını, kimi aile sorunlarını, kimi kaygılarını, kimi de mutluluğunu paylaşıyor. Karşılarındaki kişi ise çoğu zaman sadece dinliyor.
Bu videoları izlerken aklıma hep aynı şey geliyor: Belki de insanlar artık daha fazla dinlenmek istiyor.
Tabii bu fikre karşı çıkanlar da var ve hemen, “Bunun için psikologlar, psikiyatristler var. Gidin uzmanına anlatın,” diyor.
Haklılar mı? Evet, ama bu akımın çıkış noktası başka.
Çünkü bir uzman sizi dinlerken doğal olarak bir değerlendirme yapar. Sorununuzu anlamaya çalışır, çözüm yolları sunar, gerekirse bir tedavi planı oluşturur.
Oysa hiç tanımadığınız biri sizi sadece dinler.
Ne geçmişinizi bilir ne sizi yargılar ne de sizinle ilgili bir fikri vardır. Düşünsenize; belki güler, belki şaşırır, belki üzülür ama çoğu zaman sadece dinler. Hatta belki o da kendinden bir şeyler anlatır.
İtiraf edeyim, sevdim ben!
Bir gün bir kafede yanınıza gelip “Size derdimi anlatabilir miyim?” dersem şaşırmayın.
Belki siz de derdinizi anlatırsınız.
Belki mutluluğunuzu...
Belki verdiğiniz güzel bir kararı...
Belki de sadece içinizde tutamadığınız bir şeyi.
Şaka bir yana, sosyal medyanın ve yapay zekânın hayatımıza girmesiyle birlikte insanlar artık farklı şekillerde iletişim kurmaya başladı.
Özellikle genç kuşak yapay zekâyla sohbet ediyor, biliyorsunuz. Kapanıyorlar odalarına, sabaha kadar yapay arkadaşlarına dertlerini anlatıyorlar. Ve bunu da son derece doğal buluyorlar. Çünkü kendi kurallarını koydukları, hatta isim verdikleri yapay zekâ arkadaşlarıyla saatlerce konuşabiliyorlar.
O mevzuya ben hâlâ alışamadım.
Denedim mi? Evet.
Ama itiraf edeyim, çok tuhaf hissediyorum. Ben kanlı, canlı iletişim sevenlerdenim.
Ama sosyal medyada sık sık, yaşça büyük insanların yapay zekâ ile tanıştırıldığı videolar da görüyorum. Anneanneler, dedeler falan; onların çoğu da benim gibi mesafeli yaklaşıyor. Hatta “Çocuğun var mı evladım? Evli misin?” diye klasik sorulara hemen başlayıp aldıkları yanıtlardan dolayı, “Bu ne gııı? Yeter, konuşmam,” deyip bırakıyorlar.
Fakat yeni nesil için durum tamamen farklı.
Onlar için bu gerçekten normal.
Belki de değişen şey teknoloji değil; insanların dinlenme ihtiyacı. O yüzden yapay olup olmadığıyla ilgilenmiyor yeni nesil.
Yapay zekâ kesmezse de sokakta bir gün hiç tanımadığınız biri size yaklaşıp sessizce “Merhaba” derse şaşırmayın.
Belki sadece saat sormayacaktır.
Belki de anlatacak bir hikâyesi vardır.
Ve belki de o gün ona verebileceğiniz en değerli şey, birkaç dakikalık dikkatiniz olacaktır, kim bilir!
Artık herkes birbirinin biraz dert ortağı!
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Bodrum’da lezzetin yıldızları aynı mutfakta buluştu'
'Ayrılırken sadece kadın değil, erkek de acı çekiyor(muş)'
'Menopoz, detoks ve kadın olmak'
'Bu dünyadan bir Kadir İnanır geçti'
'Bir garip ai meselesi: Bu çocuk gerçek mi?'
'Abartma konusunda üzerimize yok'
'Ölümün yaşı yok, kalbin cinsiyeti yok'