'Uludağ’ın havası da ruhu da bir başka'

Babam kayak tatili sevmezdi. Hatta yüzmeyi bile sevmezdi.  Ama bizi hiçbir şeyden mahrum bırakmadı. Kışları Uludağ’a, yazları ise o dönemin Bodrum’u olan Kumburgaz’a götürürdü...

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Uludağ’ın havası da ruhu da bir başka'

Annem de babam da gezmeyi severdi; o yüzden biz dünyadan bi haber büyüyen çocuklardan olmadık. 

Hatta benim çocukluğumda kar yağdığında mahallede kartonla yokuş aşağıya kayan, leğeni, naylon torbayı, tencereyi kızak yapan çocuklardık. 

Malum sınıf farkındalığı olmadıgı, zengini-fakiri, doktor, ögretmen, memur, zengin, kapıcı çocukları ile büyüyen sokakta kartopu oynayıp kardan adam yapan, kar yağınca içi içine sığmayan çocuklardık. 

Tabii o zamanların kışı şimdiki gibi “Acaba kış gelecek mi?” sorusunu sordurtmazdı; kara kış gerçekten kış gibi gelir, gökyüzü cömertliğini esirgemezdi. Bizim jenerasyon çok iyi anlar ne demek istediğimi. 

Yani şimdiki çocuklar gibi kışın Courchevel’de, yazın Miami’de büyümedik. 

Has çocukluk geçirdik. 

Kumburgaz’ı da biliriz, Şile’yi de, Bodrum’u da biliriz, Uludağ’ı da. Bu yüzden Uludağ ile yeniden kavuşunca çocuklar gibi şendim.

Berna Sağlam’ın davetiyle gittiğim Uludağ’da hem harika bir iş insanı hem de harika bir otel ile tanıştım. 

Çetin Çeylan’ın beş yıllık çalışmasının ardından açtığı, sürdürülebilir tasarımıyla, Uludağ’ın kendi kimliğinden beslenen hikâyesi ve dört mevsimi yaşatan deneyimiyle Ceylan Splend’or Uludağ’ı keşfettim. 

Biz gitmeden bir gün önce kar yağmış Uludağ’a.

Kar, Uludağ, kestane… Daha ne olsun. Aralık ayına şahane girdik.

Ve Ceylan Splend’or Uludağ öyle bildiğimiz bir otel gibi değil. Autograph Collection; sanat, gastronomi, doğa sporları ve wellbeing alanlarında sunduğu farklı bir otel. Daha doğrusu “Yazın da gelin. Uludağ yaz aylarında da şahane” dedirtiyor.

Yani Uludağ sadece kışın değil, yazın doğası, orman yürüyüşleri de çok güzel.

Aslen Bursalı olan Çetin Ceylan memleketine, toprağına sahip çıkan; özenli, titiz, vizyoner biri. Çok ciddi bir yatırım yapmış.

O yatırımı başka bir yerde değerlendirse belki çok daha fazlasını kazanırdı ama o memleketine yatırım yapmayı seçmiş. Bu bile başlı başına büyük bir tebriki hak ediyor. Böyle insanların varlığını bilmek bile insana umut veriyor.

Sonuç olarak burası bizim memleketimiz ve hepimizin de sahip çıkması gerekiyor.

Uludağ’ın Courchevel’den neyi eksik?

Geçen yıl Courchevel’e gittim, gördüm, deneyimledim. 

İnandığım bir şey var: Uludağ’ın fazlası var ama eksikleri de yok değil. Uludağ’ın altyapı, standartlaşma ve korunaklı alan düzeni anlamında geliştirmesi gereken noktalar hâlâ var. Courchevel bu konuda çok daha planlı, çok daha entegre bir yapıya sahip. Ama Uludağ’ın da öyle bir ruhu, doğallığı, içtenliği var ki… Bizim dağımızın hikâyesi daha gerçek, daha sıcak, daha bizden.

Ve özellikle de Ceylan Splend’or gibi otellerin varlığının çoğalması ve Uludağ’ı hak ettiği yerine getirecek ve daha fazlasını sağlayacaktır.'Uludağ’ın havası da ruhu da bir başka' - Resim : 1

Çünkü Uludağ’da;

-Doğal ruh, sıcaklık, samimiyet var.

-“Bizden” olan bir hikâye ve geleneksel dağ kültürü var.—

Kolay ulaşılabilirlik var. İstanbul’dan iki saatte ulaştık mis gibi.

-Yeni yatırımlarla (özellikle Ceylan Splend’or gibi) hızla yükselen kalite ve vizyon var.

-Kestane var.

Daha ne olsun. Eksikler de tamamlansa tadından yenmez. Mesela Uludağ’da Courchevel gibi; 

-Lüks segmentte dünya standartlarında markalar olsa.

-Michelin restoranlar, butik alışveriş kültürü olsa.

-Kusursuz güvenlik ve korunaklılık olsa ulaşır. 

Çetin Ceylan gibi yatırımcıların çoğalması ile bu da mümkün.

Yani ülkemize yatırım yapmak, inanmak, güvenmek ve alkışlamak gerek.

Çünkü; Uludağ’ın hikâyesi gerçek.

Courchevel’in parıltısı var; Uludağ’ın ise ruhu.'Uludağ’ın havası da ruhu da bir başka' - Resim : 2