'Victoria Beckham da olsa kaynana oldu mu, kaynanalılığını yapar'

Bazı meseleler vardır; coğrafya tanımaz, statü dinlemez, pasaport sormaz. Kaynana-gelin meselesi oldu mu ülkeler fark etmez. Ne Los Angeles tanır, ne Türkiye. Sarayda yaşansa da mevzu değişmez, apartman dairesinde de. Çünkü bu iş modernlik değil, insanlık tarihi meselesi.

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Victoria Beckham da olsa kaynana oldu mu, kaynanalılığını yapar'

Son günlerde Beckham ailesinde yaşananlar bunu kanıtlıyor. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir aile tablosu sergileniyor. Ama vitrinin arkasında bildiğimiz hikâye var.; yani kontrol, sınırlar ve güç savaşı.

Victoria Beckham ile gelin Nicola Peltz arasında yıllardır konuşulan gelinlik krizi aslında bir kumaş tartışması değil. 

Gelinlikten çok daha fazlası. Ve bu, “Ailenin patronu kim?” sorusunun cevabı.

İşin en çarpıcı yanı ise Brooklyn Beckham’ın yaptığı son açıklama. 

Ne diyor Brooklyn; "Ailemle barışmak istemiyorum. Kontrol edilmeyi sevmiyorum ve hayatımda ilk kez hakkımı savunuyorum. Uzun zamandır ailem ilişkimi mahvetmeye çalışıyor. Ailem isim haklarımı satmadım diye bana kızgın. Düğünümde annem benimle uygunsuzca dans etti, hayatımda en utanç duyduğum andı. Eşime hiç kimse saygı duymuyor, sürekli geçmişimdeki kadınları dahil etmeye çalışıyorlar. Son görüşmek istediğimde, eşimin gelmemesini şart koştular."

Çünkü evlenen her erkek, bir noktada anne ile eş arasında taraf seçmeye zorlanır. Atasözleri boşuna denmemiş. Yani: “İki kaptan bir gemiyi batırır” hele konu gelin-kaynana olursa.

Ve hali hazırda bu hikâye de bize hiç yabancı değil. Bizde de yıllardır aynı senaryo oynanıyor.

Hatırlayın en son Reynmen ve ailesini izledik.

Reynmen’in annesine olan düşkünlüğüyle bilinen bir oğul, evlilik sonrası dengeyi kuramayınca fırtınanın ortasında kaldı. Eşi Emire Cansu Kurtaran’ın paylaşımları, annenin sözleri derken konu klasik bir kaynana-gelin çekişmesinden çıktı; doğrudan anne-oğul krizine dönüştü.

Daha örnek çok. Hangisini yazayım. 

E bizim toplum sever, işi olmayan ilişkiye karışmayı.

Sadece kaynanalar da değil hani; aile fertleri de patronluk taslar. Örnekleri çok. 

E bir de bizim toplumda aile, anne, baba kutsaldır; doğru. Ama kutsallık sınırsızlık demek değildir. Hele anne olmak başka, evliliğin merkezine oturmak başka bir şeydir. Sevgiyle yapılan her müdahale masum sayılmaz. Bazen iyi niyet, karşı tarafın hayatına açık bir müdahaleye dönüşür.

Atalar ne demiş; “Her sevgi yerini bilirse değerlidir”

Fakat kaynana figürü burada kilit rolde ne yazık ki!!! Çünkü kaynanalık, elinden tutma makamıdır; direksiyon başına geçme yetkisi değildir. Oğul büyür, evlenir, yeni bir aile kurar. O andan sonra anne bir adım geride durmayı bilmiyorsa, mesele gelinle sınırlı kalmaz; oğul da kaybedilir.

Ki bunun örnekleri çok fazla. 

Ve “Gelin ata binmiş, ya kısmet demiş ama kaynana dememiş” olunca olanlar da oluyor. Victoria, geline söz geçireceğim diye oğlundan oldu…

Bu yüzdendir ki, yüzyıllar geçmiş, isimler değişmiş, ünlüler gelmiş geçmiş… Ama hikâye aynı. Kaynana kaynanadır kabul ama unutulmaması gereken şudur: Aile olmak, birbirinin hayatını yönetmek değil; hayatına saygı duymayı bilmektir Victoriacığım. 

Hani diyorum, az biraz uyumlu olsan da, oğlunu kaybetmesen. Bak diğer oğullarını da kaybedersin aman diyim.