'Yaşamdan İzler'

Malumunuz, uzun yıllardır ekranda herhangi bir şey yapmıyorum. Neden mi? Çünkü magazin dünyasının eski kalitesinden uzaklaştığını düşünüyorum. Elbette ben de işimi en iyi şekilde yapmak istedim...

Esin Övet

Esin Övet

Tüm Yazıları Görüntüle

'Yaşamdan İzler'

Ama olmadı… Olmadı, olduramadım. Gelen teklifleri ben sevmedim, gelen tekliflerle uyuşamadım. Hep bir yerinde “Ahlak bekçiliğine” dayanıyordu. Onu da istemedim. Ben kimim, neden birinin ahlakının bekçiliğini yapayım öyle değil mi? Habercilik, haber verme, doğru haberi yansıtma, merak ettiğin bir şeyi öğrenmek benim haberciliğim anlayışım. Gerisi beni bozdu.

Ta ki bugüne kadar.

Prof. Dr. Aycan Kavala’nın “Esin hadi” demesine kadar.

İki hafta önce yayına başlayan “Yaşamdan İzler” programı sonrası gelen tepkilere baktığımda şunu gördüm; “Meğer biz böyle keyifle izlediğimiz programlara ne kadar hasret kalmışız.”

Ekranlarda elbette iyi işler var. Ama işin içine magazin girince, bazı programların nasıl sevimsizleştiğini de görmezden gelemeyiz.

İşte biz bu programda; magazin, sağlık ve hayatın içinden sohbetleri bir araya getiriyoruz.

Amacımız hem bilgilendirmek hem de izleyeni biraz olsun gülümsetmek.

Herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir program yapıyoruz.

Ve bu, bir haberci olarak beni gerçekten mutlu ediyor.

Düşünün; eve iki doktor misafir gelmiş…

Ne yaparız?

“Hocam annemin dizi ağrıyor, babamın şöyle bir sorunu var, benim belim tutuluyor…” diye başlarız anlatmaya.

Hem derdimizi dökeriz hem de merak ettiklerimizi sorarız.

Programda da tam olarak bunu yapıyoruz.

Ünlü konuklarımız kendi yaşadıkları sorunları anlatıyor, uzmanlar yanıtlıyor.

Bir nevi terapi gibi…

Daha ne olsun?

Zaten adı üstünde; “Yaşamdan İzler”

Hepimizin merak ettiği, konuşmak istediği ne varsa dokunmaya çalışıyoruz.

Çünkü kabul edelim…

Hayat şu sıralar her zamankinden daha zor.

Dertler büyümüş, sıkıntılar katlanmış durumda.

Her gün yeni bir problem.

Özellikle büyük şehirlerde… Özellikle İstanbul’da.

Bu noktada Nurgül Yeşilçay’ın videosuna denk geldiniz mi bilmiyorum.

“İstanbul’dan kaçmak için üç sebep” diyor;  Birincisi trafik. Artık saat fark etmiyor, her an trafik var. İkincisi insanların mutsuzluğu. Üçüncüsü ise her şeyin lezzetsizleşmesi.

Abartı yok.

Hatta az söylemiş, çoğu içimizde kalmış.

Gerçekten de İstanbul’da bu üçlüyle boğuşuyoruz; Trafik, mutsuzluk ve lezzetsizlik.

Dışarı çıkıyorsun, trafik çilesine rağmen bir mekâna gidiyorsun…

Ödediğin paraya rağmen lezzet yok. E bir de etrafın mutsuzluğu katlanınca sıkıntı büyüyor. 

Evde yap, ye tamam, ama dışarıda da bir keyif arıyor insan.

O da olmayınca her şey daha da sevimsizleşiyor.

İşte biz de “Yaşamdan İzler”de biraz dertleniyoruz, biraz gülüyoruz.

Üstüne bir de bilgi ekliyoruz.

Bir nevi nefes alma alanı. Kafayı toparlama, biraz olsun rahatlama hali.

Ben inanıyorum ki bu programda büyükten küçüğe herkes kendinden bir şey buluyor. Ve açıkçası, daha ilk günden bunun karşılığını da görüyoruz. İçinde olmak da bana ayrıca keyif veriyor. Başladığımız günden bu yana destek olan, beğenisini esirgemeyen herkese gönülden teşekkür ederim.

Bakalım, daha neler olacak.

Ünlü konuklarımız da kendinde bir şey buluyor, hatta keyiflenerek ayrılıyor. Bu da benim için ayrıca güzel.

Sizler de merak ettiklerinizi yazın bana. Hep birlikte öğrenelim. 

Ne dersiniz?