'Yaşlanmak mı, yaşlanmamak mı?'
Son yıllarda yaşını göstermeyen, olduğundan çok daha genç görünen insanlar etrafta cirit atıyor. Kimlikte yazan yaş ile gerçek hayattaki görüntüsü arasında hiçbir bağ olmayan insanlarla “yaşlanmamak” meselesi o kadar çok konuşuluyor ki, bu konudan kaçmak artık mümkün değil. Sosyal medyada her gün bu başlık dönüyor.
Kadınlar kadar erkekler de genç görünmek için bıçak altına yatıyor. Birbirinden farklı ilaçlar içiliyor, sayısız krem kullanılıyor. Her türlü gençlik iksirinin peşinden sürüklenen insanların döneminden geçiyoruz; haliyle bu rüzgârdan uzak durmak da kolay değil.
Olay yıllar önce botoksla başladı.
Sonra sosyal medya filtreleri geldi. Ah o filtreler…
Bizi aynadaki hâlimizle ciddi ciddi küstürdüler. Ardından filtreli hâlimizle öyle bir barıştık ki, filtresiz yüzümüzü görünce “Bu kim?” diye sormaya başladık.
Yetmedi, sokakta da o hâlimizle dolaşmak istedik.
Hatta filtreli fotoğrafıyla doktor doktor gezen insanların sayısı hızla arttı.
Tabii talep olunca arz da gecikmedi. Uzmanlar, sosyal medyadaki filtreli hâlimize yaklaşabileceğimiz estetikler, minik dokunuşlar, “kimse anlamaz” müdahaleler derken işi fazlasıyla ciddiye aldı.
Bir de krem cephesi var…
Artık öyle kremler var ki sürüyorsun ve bir an durup “Ben az önce kaç yaşındaydım?” diye düşünüyorsun.
Açık söyleyeyim; ben bir kadın olarak bu hızda çıkan ürünleri takip edemiyorum. Yeni bir serum öğreniyorum, üç gün sonra “artık eskidi” deniyor. Bu işin merkezi de malum: Kore. Biz kadınlar da son dönemde Kore ürünlerini duyunca teslim oluyoruz.
Derken çok sevdiğim eski dostum Dilcu Aygün, “Esin, mutlaka gelmelisin. Seni inanılmaz bir kremle tanıştıracağım” deyince, “Ben anlamam bu krem işlerinden. Bir de cildim aşırı sorunlu, her kremi süremem. Doktor ne verirse onu sürüp geçiyorum. Bir de ben öyle süslü püslü bir tip değilim” diye söylene söylene kendimi Soho House’ta düzenlenen bir davette buldum.
Davet, meşhur Koreli bilim insanı Dr. Kim’in geliştirdiği dermokozmetik markası Cellvane içindi. Marka artık Türkiye’de. Bunun arkasındaki isim ise Prof. Dr. Cem Dergin.
Kendisi 50 yaşındaymış. Ama bakıyorsun 35. hadi bilemedin 38.
Erkeklerin de estetik ve krem işine ne kadar meraklı olduğunu anlatmaya gerek yok. Yıllardır yazıyorum zaten: Biz kadınlar ne yaptırdığımızı açık açık anlatıyoruz, erkekler ise gizli gizli yüzlerine bir şeyler yaptırıyor.
Cem Hoca’ya “Şimdi yüzünüzde hiç dolgu falan yok mu yani hocam” dedim. Koskoca profesörün üstüne gittim de gittim. Kendisi Kore’de bu ürünü test etmiş, denemiş ve öyle de girişmiş mevzuya.
E o gece de etrafımda gayet iyi görünen erkekler vardı. Hepsi maşallah hem fit hem de yüzleri gergin mi gergin. Cem Bey’le sohbet ederken de söyledim. “Erkekler maşallah acayip iyi görünüyorlar, siz de öyle" dediğimde, “Herkesi gençleştireceğiz” diye cevap verdi.
İddia büyük.
Zaten son zamanlarda çoğu doktordan benzer cümleler duyuyoruz. Hatta “Üç sene içinde yaşlanma tarihe karışacak” diyenler bile var.
Şimdi durup düşünelim…
Gerçekten yaşlılık tarihe mi karışıyor?
Çevreme bakıyorum; son beş yılda yaşı ilerlemiş ama yaşını asla göstermeyen insan sayısı inanılmaz arttı. Bana da sık sık “yaşını göstermiyorsun” diyorlar. Tamam, yüzümüz yaşımızı göstermeyebilir. Enerjimiz de öyle.
Peki ya ruhumuz? Ya da bedenimiz?
Bazen ruhumuz 20’lerde, bedenimiz 50’lerde.
Bazen bedenimiz genç, ruhumuz “beni yalnız bırakın” modunda.
Tam bu karmaşanın ortasında kafamda deli sorular dolaşıyor.
“Eveeeet arkadaş… Biz acayip bir döneme denk geldik” diyorum. Teknoloji, yapay zekâ, robotlar derken yetmedi, bir de “yaşlanmama baskısı” eklendi.
Ne yediğimize dikkat ediyoruz, ne sürdüğümüze dikkat ediyoruz, hatta kaç yaşında hissettiğimize bile dikkat ediyoruz.
Tamam, ben kendimi 50 yaşında hissetmiyorum.
Ama rakam ne olacak?
Bana göre ürkütücü.
Bu rakamlara da bir müdahale yapılsa, bu nedir arkadaş!
Çocukluğumu hatırlıyorum; o zamanlar 35 yaş “teyze”ydi.
Şimdi 13 yaşındaki çocuk annesine bakıyor, “Hangimiz küçüğüz?” diye düşünüyor. Anneler, babalar çocuklarıyla neredeyse aynı görünüyor.
E bu aynı görünme mevzusu çocukların davranışlarına da yansıdı. Bu konuyu başka bir zaman yeniden masaya yatırırız ama bu gençlik olayı çok acayip çok diyor; Belki de mesele yaşlanmak ya da yaşlanmamak değil.
Belki mesele, kaç yaşında olduğumuzu artık kimsenin gerçekten umursamaması.
Yazara Ait Diğer Yazılar
'Kenan Doğulu sahnedeyse yerinde durmak mümkün değil'
'Hazar Ergüçlü'nin 'hevesim yok' sözleri bu çağın hastalığı'
'8 Mart Dünya Kadınlar Günü'
'Bir günün adı 8 Mart, gerçeğin adı Fatmanur'
'Bu yüzyılın ah'ı'
'Mutlululuğun evlilikle ilgisi var mı Abidin?'
'Masumiyet Müzesi: Çok talihsiz bir zamanda karşılaştık'