Beden İmajı Algısı

Modanın bedeni var mı yok mu?

Feyza Bayraktar

Feyza Bayraktar


Beden İmajı Algısı

Bu sıralar sosyal medya üzerinden tartışılan önemli bir konu da moda dünyasının belli başlı isimlerinden birinin “büyük beden” (plus size) üzerine söylemleri oldu. Moda devinin dile getirdiği üzere 38 beden büyük beden kategorisine giriyor. Bu tanım sosyal medya üzerinden kullanıcıların ilgi ve tartışma odağı oldu elbette. Bir diğer önemli gelişme de İngiltere’de büyük beden modası üzerine teması ile dikkat çeken derginin yayınlanması oldu. Bu olayın sonrasında derginin teması birçok kesim tarafından takdire şayan bulundu. Burada iki farklı bakış açısı hatta belli iki farklı uçta olan görüşlerden bahsedebiliriz. O halde, moda dünyasında kabul edilen ölçütler nedir? Herhangi bir ölçütün kabul edilmesi gerekir mi? bu soruların yanı sıra insanların bu tür tartışmalar veya medyanın beden imajı üzerine göndermiş olduğu örtük ya da doğrudan mesajlar psikolojik ve duygusal olarak bireyleri nasıl etkiliyor?

Öncelikle beden imajı algısı ergenlik dönemi itibariyle bireylerde ön plana çıkmaya başlıyor. Elbette ki çocukluk döneminde beden imajı algısına yönelik bilişsel altyapı oluşmaya başlıyor. Beden imajı algısına yönelik çarpıtmalar ise ergenlik dönemindeki hızlı gelişim ile kendisini göstermeye başlıyor. Özellikle genç kızlarda bu durum genç erkeklere göre daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Peki bunu tetikleyen sizce nedir? Elbette ki büyük ölçüde medya ve medyanın beden imajı ile ilişkilendirdiği kavramlar. Yazılı veya görsel medya araçlarına baktığımız zaman bunu anlamamız çok zor olmayacaktır. Yukarıda da bahsi geçtiği üzere, sosyal ortamda kabul edilebilmek veya belirlenen standartlara uymak adına medya bizlere mesajlar gönderiyor. Hal böyle olunca da kişiler kendi bedenlerinden mutsuz olup farklı yöntemlerle değişim çabası içerisine girebiliyor. Sinema dünyasında kadın bedeninin representasyonu, başrol oyuncusunun çoğunlukla zayıf ve “düzgün fiziğe sahip” bayanlardan oluşması bireylerde gücü ya da aşkı bu tipteki insanlar elde edebilir düşüncesine sürükleyebiliyor.

Medyanın gücü bireylerin olması gereken vücut ölçüleri konusunda fikirlerini değiştirmekle birlikte birbirlerine karşı yaklaşımlarını da zaman içerisinde etkiliyor. Peki modaya dönecek olursak, gerçekten modayı takip edebilmenin koşulu belli beden ölçülerine sahip olmaktan mı geçiyor? Yoksa moda, gerçekten de kişinin kendisine yakışanı giymesi midir? Yapılan araştırmaların, insanların içsel olarak birtakım ilişkilendirme mekanizmasına sahip olduklarını saptamış. Yani kişilerin güzellik algısı çevresel uyarıcılarla birlikte zaman içerisinde zayıf olmak ile ilişkilendirilmiş. Normatif olarak kabul edilebilecek bu algı ise bunun aksi şekilde düşünen ve girişimde bulunan görsel veya yazılı medya araçları ile bertaraf edilmelidir. Şöyle ki, beden algısı bozukluğu ve yeme bozukluğu birbirleri ile iç içe görülebilecek psikiyatrik problemler ve kişiler toplumun belirlediği ya da dayatılan kriterlere uygun olmak için yanlış çabalar içerisine girip ciddi problemlerle karşılaşabiliyorlar. Bu riskli durumların önüne geçilmesi için farkındalık sağlayacak antitezlere ihtiyacımız var.

Güzel olmanın amaç veya araç haline getirilmesi de ayrı bir tartışma konusu. Ünlülere benzemek için estetisyenlerin kapısını çalanlar, zayıflamak isteyen kızların odasını manken fotoğrafları ile süslemeleri bunlara örnek olarak gösterilebilir. Medya araçlarının çoğunluklu olarak verdiği mesajlar neticesinde güzellik kavramının standartlaştırılması gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. İnsanların bu mesajla birlikte 38 bedenin altında olmayı bir güç unsuru olarak görmesi ile patolojik bir hal alabiliyor ve bu noktada problematik davranışlar görülebiliyor. Beyoncé Knowles’in “Pretty Hurts”(Güzel Olmak Yaralar) şarkısının klibinde mankenlerin güzellik uğruna nelere katlandığını ve o belirlenen ölçütlere ulaşmak ya da bulundukları konumdan düşmemek adına neler yaptığını güzel bir şekilde anlatıyor. Her şeyden önce büyük resmi görmekte yarar var diye düşünüyorum. Bizi biz yapanın sadece dış görünüşün olmadığı ve yeterliliklerimizin çok farklı alanlarda olabileceğini küçük yaştan itibaren bireylere doğru bir şekilde aktarmakta yarar var.