Yeme Bozuklukları: Doğru Bilinen Yanlışlar

Yeme bozukluğu denildiği zaman insanın aklına genellikle halk arasında manken hastalığı olarak bilinen, aşırı zayıflıkla ya da yeme-kusma döngüsü ile kendisini gösteren anoreksiya nervoza ve/veya bulimiya nervoza gelir.

Oysa ki yeme bozuklukları sadece anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozadan ibaret değildir. Eğer bir kişi günün büyük kısmını yemek ve kalori düşünerek geçiriyor, günlük duygu durumu yediği yiyeceklere ve kilosuna göre değişiyor, hayatındaki planları genellikle aynadaki yansımasının hissettirdiklerine göre yapıyorsa o zaman o kişide yeme bozukluğu var demek yanlış olmaz. Yalnız öncelikle doğru bilinen yanlışları bir düzeltmek gerekir. Yeme bozukluğu sadece mankenlerde görülen bir hastalık değildir. Düşük kiloda olma baskısının olduğu meslek gruplarında yaygın olarak görülebilir yalnız yeme bozuklukları her ne kadar kendisini yemek ve kilo ile gösterse de sorunun asıl kaynağı zayıf olma isteğinin altında yatar. Yeme bozukluklarını genel olarak özetleyecek olursak öz değer eksikliğinden kaynaklanan kilo ve beden imgesine yüklenen aşırı anlam olarak tanımlayabiliriz.

Anoreksiya Nervoza daha çok erken ergenlik döneminde başlar. Yalnız son yıllarda başlama yaşının çocukluk dönemine kadar indiği gözlemleniyor. İlk olarak, sıkı diyetler, aşırı egzersiz ile kendisini gösterir. Kişi normal kiloda ya da normal kilonun altında olmasına rağmen kilo almaktan korkar, zaman zaman kendisini olduğundan daha kilolu görür. Anoreksiya olan kişiler sanıldığı gibi kendilerini her zaman kilolu olarak görmezler. Çoğu zaman kilo almaları gerektiğini de bilirler. Yalnız yemek yemeye başladıkları noktada kontrolü kaybedip fazla yiyeceklerinden ve istediklerinden çok daha fazla kilo alacaklarından korktukları için sıkı, sabit yeme düzenlerinde ısrarcı davranırlar. Yemek yemek onlar için kaygı vericidir. Hayatlarında kaygı veren unsurlar arttığı dönemlerde, eğer okula gidiyorsa sınav dönemi gibi, kendilerini olduğundan daha kilolu olarak algılarlar. Sık sık tartılan anoreksiya vakaları olduğu gibi, tartılmaktan tamamen kaçınan, bedenlerinin belli bölgelerinden ve kıyafetlerinden kilo alıp almadıklarını kontrol eden anoreksiya vakaları da vardır. Anoreksiya Nervoza olan kişiye  “Bugün iyi gözüküyorsun.”, ya da “Kilo almışsın” demek yapılacak en büyük hatalardan bir tanesi olur çünkü kişi her ne kadar iyileşmek istese de iyileşmek çoğu kişi için kaybetmek, sıradanlaşmak, kontrolü kaybetmek anlamına gelebilir. Kişi bu tür yorumlardan sonra anoreksiyaya daha da sıkıca yapışabilir. Kişilik yapıları çoğunlukla mükemmelliyetçi, kontrolcü ve takıntılıdır. Okulun en başarılı öğrencisi, ailenin yıldız çocuğu olarak tanımlanabilirler. Aileler tedavi sürecinde kilo ve yemeye odaklanıp asıl problemden uzaklaşabilirler. Kilo ve yemeye odaklanmak tedavi sürecine destek olmaktan çok anoreksiyayı kuvvetlendirir. Amaç anoreksiya nervoza olan kişinin odağını yemek ve kilodan uzaklaştırıp gerçek hayata geçişini sağlayabilmektir.  Aile ve yakın çevre süreçte destek için kilo ve yemeğe odaklanmaktan çok kişinin ne hissettiğine odaklanıp bu yönde destek vermelidirler.



Bulimiya Nervoza dışarıdan oldukça zor anlaşılır çünkü bulimiya olan kişiler normal kiloda, normal kilonun biraz altı ya da üzerinde olabilirler. Bunun sebebi ise alınan kalorilerin ağızda emilmeye başlamasıdır. Kişi kısa zaman dilimi içinde normalde tükettiğinden çok daha fazla yiyeceği hızlıca, gizli şekilde tüketip sonrasında kilo alımını önlemek için kusma, laksatif ilaç kullanımı, aşırı egzersiz yapma yoluna gitse bile aldığı kalorilerin maksimum yüzde ellisinden kurtulabilir. Dolayısıyla yeme atağı-kusma döngü sayısı arttıkça kilo vermek yerine kişi kilo alır. Bulimiya olan kişiler genellikle dışa dönüktürler. Bir ortamda kolayca çevre edinebilirler yalnız ilişkileri genellikle yüzeysel ve kısa sürelidir. Dışarıdan kendisini hiç belli etmediği için kişi yeme bozukluğunu senelerce saklayabilir. Sanıldığı gibi bulimiyası olan kişi her yediğini kusmaz. Bulimiya Nervoza, aşırı yeme-kusma atakları şeklinde kendisini gösterir. Bulimiya olan kişiye “Fazla yeme”, “Kusma” demek işe yaramayacaktır çünkü her yeme bozukluğunda olduğu gibi asıl problem yemek ya da kilo değil, kişinin yeme-kusma döngüsü ile anlatmaya çalıştığı duyguda saklıdır. Daha çok orta ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde başlar.

En yaygın görülen ve her yaş grubunda kendisini gösterebilen diğer bir yeme bozukluğu da Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu’dur. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu bu konudaki yetersiz farkındalık yüzünden genellikle bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmaktan çok kişinin kendisi tarafından “iradesizlik” olarak algılanır. Kişi diyet ve aşırı yeme döngüleri içinde gidip gelir. Kafasında devamlı diyet yapma ve kilo verme düşüncesi vardır yalnız bunu durmadan erteler. Bir gün diyete başlar, diyetinde olmayan bir şey yediği anda aşırı yeme atağı tetiklenebilir ve kısa bir zaman dilimi içinde normalde yediği yiyeceğin çok daha fazlasını, hızlı şekilde, gizlice tüketir. Sonrasında ise pişmanlık ve utanç hisseder. Yeme anında kontrolden çıkmışlık hissi duyulur. Yalnız atak sonrasında hissedeceği sıkıntıyı bilse bile kişi yeme atağı döngüsünden çıkmakta zorlanır. Kendisini iradesizlikle suçlar. Oysa kişinin irade sorunu değil yeme bozukluğu vardır. Bulimiya’dan farkı kişi yediklerini kusma, laksatif kullanımı veya aşırı egzersiz ile vücudundan atma yoluna gitmez.

Yeme bozuklukları genellikle çocukluk obezitesini takip eden sıkı diyetlerle başlar ve kendi içinde şekil değiştirebilir. Yeme bozuklukları birbirilerinden ne kadar farklı gözükse de hepsinin temelinde öz değer eksikliği yatar. Her ne kadar hayat değişimleri, yaşanan travmalar gibi bir çok farklı faktör yeme bozukluğunun başlamasını tetiklese de temelinde yatan öz değer eksikliği yeme bozukluğunun devam etmesine sebep olur. Tedavi edilmediği sürece yeme bozuklukları senelerce sürer, kişinin hayatını fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak olumsuz yönde etkiler. Yeme bozukluğu davranışı kişi için hayatla ve hayatın getirdiği acı, stres, kaygı ile baş etme biçimi haline gelir. Otomatikleşir. Çoğu zaman kişi neden bu davranışı tekrarladığının farkına bile varmayabilir yalnız sebebini bilmediği, huzursuzluk veren bir duyguyla baş etmek yerine süreçte kendisini kötü hissetse bile sebebini ve çözümünü bildiği yeme bozukluğu davranışı ile yaşamak kişi için çok daha az huzursuzluk vericidir.

Yeme bozuklukları oldukça komplikedir. Özünde yemek ve kilodan çok daha fazlasını barındırır. Bu sebeple yeme bozukluğunu çözmek için psikolojik destek almak şarttır. Her ne kadar yeme bozuklukları bulundukları sınıfta birbiriyle benzerlik gösterse de her birey yeme bozukluğunu farklı şekilde yaşar. Psikolojik destek geciktikçe yeme bozukluğu kronikleşir. Tedavi daha zor hale gelir. Bu sebeple ertelemeden tedaviye başlamak gerekir.

Yeme bozukluğu olan kişi öz değer eksikliğinin getirdiği negatif duygulardan kaçayım derken arafta sıkışıp kalır, ne üzüntüyü, ne mutluluğu tam hissedebilir. Oysa insan dibi görmeden yüzeye çıkamaz, mutluluğu hissedebilmek için sıkıntıyla baş etmeyi öğrenmek gerekir.