Yeni trend no-tox: Botoksun yerini alabilir mi?

Botoksun tahtını sarsan bu akım, iğnesiz, toksinsiz ama bir o kadar etkili çözümler sunmayı vadediyor. Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan “notox” etiketi, doğal yollarla genç kalmanın yeni sembolü haline gelirken uzmanlar ne diyor?

Yeni trend no-tox: Botoksun yerini alabilir mi?
Nilgün Yıldız Konakçı

Nilgün Yıldız Konakçı


Sosyal medyada son günlerin en çok konuşulan güzellik akımlarından biri, nörotoksin enjeksiyonlarını (Botoks vb.) bir kenara bırakıp, daha doğal ve invazif olmayan çözümlere yönelmek. Bazıları tamamen vazgeçiyor, bazılarıysa etkisini korumak için evde uygulanan ürünlerle klinik dışı işlemleri birleştiriyor. Bu yaklaşım, “no” (hayır) ve toxin (toksin) kelimelerinin birleşiminden doğan “no-tox” akımı olarak biliniyor. Üstelik sadece sosyal medya fenomenleri değil, ünlü isimler de bu trende dikkat çekiyor. “Notox” savunucularının hedefi toksin içermeden gergin, pürüzsüz ve genç bir cilt elde etmek.Peki bu gerçekten mümkün mü? Uzmanlara göre “no-tox” trendi ne kadar etkili? Konuyla ilgili biz de Estetik ve Plastik Cerrah Dr. Dilek Avşar’a sorduk.

Botoks mu, notoks mu?

Kesinlikle botoks diyeceğim. Bir kere hepimiz doğduğumuz günden itibaren yaşlanmaya başlıyoruz. Bir bebek doğduğunda tazecik hücrelere sahip fakat sonra gün ışığı görüyor, besleniyor, stres oluyor, ağlıyor, sızlıyor derken stres hücreyi yaşlandırmaya başlıyor.

Gençleştiren faktörlerden bir tanesi ise growth faktörü yani büyüme faktörüdür. Ama yine de güneşin etkisi, yaşın etkisi, stresin etkisiyle artık Özellikle 22-25’den sonra hücresel yaşlanmanın olduğu görünüyor. Hücre yaşlanırken içindeki minerallerini ve suyunu da kaybediyor. O yüzden hücrenin iyi nemli olması, hücrenin boşalmaması çok önemli. Kilo alıp veren insanların da hücreleri boşaldığı için yüzlerinde sarkmaları görüyoruz.

Botoks’un yerini tutacak uygulamalar yok mu?

Botoks’un yerini ne tutar sorusuna, botoksu niçin yapıyoruz ile başlayayım. Yaşla beraber 20’li yaşlarda 25’ten sonra artık yüzümüzde ince kırışıklıklar başlıyor. Hücreler suyunu kaybetmeye ve kaybettikten sonra yumuşamaya başlıyor. Özellikle mimikleri çok kullandığımız göz çevresi, alın, dudak çevresi gibi bölgelerde ince kırışmalar başlıyor.

Bu ince kırışıklıklar zamanla 30’da 35’li yaşlara geldiğimizde derinleşiyor. Çünkü hücre artık minerallerini de kaybetmeye başlıyor. Kendi haline bıraktığımızda güneş de buna bir yan etki olarak hücreyi yaşlandırıyor ve ince kırışıklıklar derin kırışıklıklara dönüşüyor. Gülme çizgisi, gözaltı kırışıklıklarını görüyoruz. 40’lı, 45’li yaşlara gelirken de artık ince kırışıklık, derin çizgi derken yumuşamalar ve sarkmalar başlıyor.

Şimdi o zaman ne oluyor? Yüzün ovali bozuluyor, dikdörtgen şeklini alıyor, bulldog görüntüsü denilen görüntü ortaya çıkıyor, oval olan yüzümüz kareye ve dikdörtgene dönmeye başlıyor. O zaman yaşın etkisini azaltmak için bazı tedavileri zamanında yapmamız gerekiyor. 40’lı yaşlara geldiğimizde önce cilt bütününü sağlamak için radyo frekanslar veririz ve cildi sıkılaştırırız. Sonra altına vitaminler veririz ve hücreyi besleriz. Sonra da ince kırışıklıkları açmak için küçük küçük botoks ihtiyacımız doğar, botoks yaparız. Ama botoks istemeyen kişilerde ne yaparız? Botoks istemeyen kişilerde bunun yerine vitaminlerle cildin elastikliğinin arttırırız.

Hangi tür vitaminler yapılıyor?

Vitamin enjeksiyonlarının içerisinde bizim vücudumuzdaki hücrelerimizin DNA yapısında olan aminoasitler oluyor. Bu aminoasitler sayesinde de hücrenin enerji üretim mekanizması mitokonlu çalışmaya başlıyor ve bu DNA üretiyor.

DNA ürettikten sonra hücrenin enerjisi, hücreyi yenilemeye ve hücrenin aktif hareket etmesini sağlıyor. O yüzden bu aminoasitleri ve ara dokuyu, hücrenin ara dokusunda da peptid, hiyalorik asit dediğimiz ara bağ dokusu vardır ve bunları yerine koymamız gerekiyor.

Vitamin enjeksiyonu bunları yerine koymayı amaçlıyor. 40-45’li yaşlarda kesinlikle yapılması gerekiyor.

Yeni trend no-tox: Botoksun yerini alabilir mi? - Resim : 1

Botoksu geciktiren yöntemler nelerdir?

Eksozomlar
Birincisi eksozomlar. Son dönemde cilt bakım dünyasının en popüler içeriklerinden biri de eksozomlardır. Bunlar, hücrelerin salgıladığı; büyüme faktörleri, RNA, mRNA gibi sinyal taşıyıcı moleküller içeren küçük keseciklerdir. Zamanla kolajen üretimini ve elastikiyeti artırarak kırışıklıkların görünümünü azaltabilirler. Hücrelerin birbirleriyle haberleşmesini sağlayan eksozomlar içi boş hücrelerdir. 3 yöntemle elde ediliyorlar. Bunlardan bir tanesi yeni doğan kordon kanı, ikincisi hayvansal kordon kanı, üçüncüsü de bitkiseldir.

Yeni doğan kordon kanından elde edilen eksozomlar en yüksek enerji ve en efektif sonucu vermeyi amaçlıyor. Hayvansal olanların alerjik riskleri olabiliyor, bitkisel olanların da etki gücü daha az oluyor. Etki gücü az olduğu için tabii ki yeni doğandan elde edilen her zaman önerilebiliyor. İçinde hücre olmadığı için bulaşıcı hastalık geçirme gibi riskleri de olmuyor. Doktorların tercihine göre, hastanın isteğine göre bu seçim değişebilir. Eksozomlar, eğer doğru labratuvarda üretilmiş, Sağlık Bakanlığı ruhsatlı ve doğru olduğu kanıtlanmış bilimsel olarak üzerinde her türlü çalışma yapıldıysa hastaların tüm vücuduna uygulanabiliyor. Ben hekim olarak etki gücü az bile olsa bitkisel olanı tercih ediyorum. Sebebi ise kordon kanında daha araştırmaların devam etmesi. Eksozomlar haberci hücrelerdir. Hücrelerin birbirlerine ulaşmalarını sağlarlar. O yüzden eksozomla mineral kombinasyonları cildi gençleştirmekte çok etkilidir.

Yağ enjeksiyonları
Yaşlandırmayı artıran sebeplerden biri de yüzde azalan yağ dokusudur. O yüzden de yağ dokusu ince olduğu için yüz hemen sarkabiliyor. Mesela elmacık kemiği, çene kemiği, alın gibi bölgelere yağ enjeksiyonu yaparsanız gerçekten kalıcılığı çok yüksek oluyor. Ama dudaklara, yanaklara yaparsanız çok fazla mimik kullandığınız için yağın, vitaminin ya da dolgunun kalıcılığı azalıyor.

Kök hücre
Kök hücreyi biz üç yöntemle kullanabiliriz. Kişinin vücudunda, karın bölgesi, göbek bölgesi, bacağı nerede yağ buluyorsa, yaklaşık 30-40 cc yağ alınır. Bu yağ özel bir işlemden geçirilir. Alınan nano fat yağ enjeksiyonları, özellikle yüz, boyun, el, saç diplerine enjekte ediliyor. Kişinin gerçekten yılda iki kez olan botoks ihtiyacını neredeyse bir buçuk yıla, biraz daha zorlasınız, belki üzerine başka destekler versirseniz, daha da uzatabiliyor.Yağ hücresi iki yöntemle alınıyor. Bazı yağ hücreleri hasta isterse lokal anestezi altında yapılıyor ya da sedasyon tekniğiyle oraya sıvı verilip uyuşturuluyor ve yağ alınır.

İkincisi, hasta başka bir ameliyat oluyordur. Kendi psikolojik olarak ben lokalde bu işi yaptırmak istemiyorum diyordur. Ve sedasyon anestezi altında tam teşekkülü bir hastanede aynı gün çıkmak şartıyla yatmasını gerektirmeden yapılabiliyor. Sadece yağ enjeksiyonundan sonra bir morarma, şişme, ödem olacağı bilinmeli. O yüzden bir ya da iki hafta kişinin sosyal hayata ara vermesi gerekiyor. İkinci kök hücrenin alındığı, en çok bilinen, yaygın olan kulak arkasında ifibroblastin alınmasıdır. Kulak arkasından 3 milimlik, 5 milimlik parçalarla doku alınıyor. Bu doku, laboratuvara veriliyor. Burada ortalama 4 hafta, 6 hafta arasında milyonlarca fibroblast hücre üretiliyor.

Üçüncü yöntem ise PRP. Kişinin kendi kanındaki özellikle alınan kandan kök hücre ayrıştırılıyor. Bunun oranı daha düşük. Ama bu tedavilere çok erken yaşlarda başlamak doğru değildir. 20’li yaşlarda bir çocuğun kulak arkasından salıp da fibroblast üretip de enjekte etmenize ihtiyaç yoktur. Ama 20’li yaşlarda bir genç kızın gözaltında çökme vardır. Ya da yanakları çöküptür, dudak çevresi çok zayıf olduğu için incedir. Botoks da istemiyordur. O zaman kök hücre enjeksiyonu hem botoks ihtiyacını kırmış olur, hem de kişiye canlılık vermiş olur. Yani kişiye göre, ihtiyaca göre bunlar doktorun belirleyici tedavi yöntemleridir.

Yüz yogası botoksa rakip mi?

Plastik cerrahların çoğuna göre yüz yogası doğru bir işlem değildir. Bugüne kadar “yüz yogası yaptım, botoks ihtiyacı duymuyorum” diyen gerçek anlamda bir hastam olmadı. Bilimsel olarak da 45 yaşına gelmiş, 50 yaşına gelmiş, “yüz yogası yapıyorum” deyip yüzünde yağ injeksiyonu, vitamin, dolgu, botoks bunların hiçbiri olmayıp da yüz hatları anatomik olarak 25 yaşını taşıyan bir hasta görmedim.

Botoks ne kadar süre ile yapılabilir?

Burada bir işleme erken başlamak değil, doğru zamanı bekleyip başlamak, bir de doğru aralığı belirlemek önemlidir. Siz 50’li yaşlarda bir hastanıza yılda 2 ya da 3 kez botoks yapabilirsiniz. Ama 30’lu yaşlarda bir hastanıza ortalama 6-8 ay arasında minimum süre vermeye çalışmalısınız. Hatta mümkünse yılda 1 yaptırabilirsiniz. Yani “no-toks” değil ama botoks yapma süresini uzatma hedefi olmalıdır.

Radyo frekans

Botoks istemeyen bir hastaya, bunun yerine ne yapabilirsiniz? Bir kere kesinlikle radyo frekans yaşına uygun olarak, 40’lı yaşlarda, 50’li yaşlarda bir hastaya radyo frekans yapabilirsiniz. Radyo frekans, cilt altındaki yağ dokusunu eritmeden, cildin altına enerji vererek hücreleri harekete geçirir ve ciltteki yumuşamayı yok eder. Cilt yumuşaması bittiği için ciltte bir gerginlik oluşur. Cilt gerginliğiyle beraber parlaklık ve ışıltı kazanması amaçlanır.

Botoksu tercih etmeyen ünlüler

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Jamie Lee Curtis
Jamie Lee Curtis, botoks ve estetik ameliyatlara karşı olduğunu her fırsatta dile getiriyor ve bu tür müdahalelerin oyuncular için “yüze peçe takmak gibi” olduğunu söylüyor.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Salma Hayek
Salma Hayek, estetik müdahalelere karşı olduğunu belirterek, “Botoks yok!” diyerek bu konuda net bir tavır sergileyenler arasında yer alıyor.

Fotoğraf: GettyImagesFotoğraf: GettyImages

Meryl Streep
Ünlü oyuncu Meryl Streep, kendisiyle yapılan bir röportajda botoksun oyuncular için zararlı olduğunu ve yüz ifadelerinin kaybolmasıyla iletişimi engellediğini söylemiş.