Aşkın “biz” hali
Modern aşkın ve âşıkların romantik hikâyelerinde, idealize edilmiş tanımları bir kenara bırakıyor; gerçek ve biricik duygulara kulak veriyoruz. Birinci çoğul kişi olmanın verdiği yetkiye dayanarak aşkı kutluyoruz.
Baran Alışkan
‘Aşkın ‘biz’ hali” dünyanın tüm karmaşasına, hayatın temposuna ve sıradanlığa karşı iki kişinin kurduğu en güvenli, en dokunulmaz ve en özel hali. Birbirinin gözlerinde kendini bulmak, hiçbir sıfata ihtiyaç duymadan sadece ‘kendi’ olabilmenin o muazzam hafifliği... Her şubat olduğu gibi ekranlarda, vitrinlerde, sokaklarda, restoranlarda ve kalpler arasında aşk kutlanıyor, aşk kokusu çevremizi sarıyor. Buna rağmen aşk, tamamen doğru bir tanıma sığmıyor. Herkes için biricik, farklı deneyimlerle tanımlanan, tamamen özel bir delilik evreni. İkili deliliğin en güzel hali belki de. Bazen klişelerle tatlanan, çoğu zaman farklılıklarıyla parlayan ama her daim özgünlüğüyle göz dolduran bir hisler bütünü.
Aşkın toz pembe (bazen de ateş kırmızısı) perdesini aralıyor; aşkın ve aşıkların en doğal, en sahici, bazen kusurlu bazen de mükemmel hallerine konuk oluyoruz. Sadece pırıltılı anları değil, o anları var eden duyguları, birbirine duyulan sarsılmaz saygıyı ve büyütülen o ortak hayalleri selamlıyoruz. Birbirini bulan eşsiz ruhların yanı sıra; romantik komedileri, tüm mutlu sonları, sevip de kavuşamayanları, yarım kalanları ve yeni maceraları da kutluyoruz. Gökçe Gösterişli ile Metin Demirtel, Betül Çakmak Rende ile Alper Rende ve Lale Zuzanna Karabulut ile Berkan Karabulut’un romantik hikayelerinin labirentlerinde dolaşırken, aşkın bambaşka versiyonlarıyla karşılaşıyoruz. Kimi zaman bir çocukluk anısında filizlenen, kimi zaman en beklenmedik anda kaderin ağlarını ördüğü, kimi zaman da zorluklarla sınandıkça daha da devleşen aşklar bunlar. Karşımızda yaşayan, büyüyen, gelişen, değişen ve her şeye rağmen “iyi ki” demeyi başaranlar var. Görünenin ötesinde ev gibi hissettiren, ilk gençlikte başlayan, muhteşem tesadüflerle yolları kesişen hikayeler var. Her değişimde birbirine yeniden aşık olan, “biz” olmanın sorumluluğunu zevkle taşıyan ruhların ve iki hayatı bir bütüne dönüştüren aktörleri var. Kısacası, burada gerçek hikayeleriyle, gerçek aşklar ve aşıklar var. Bu, bir kutlamadan fazlası; aşık ruhların “tek” hali, aşkın ise “biz” hali.

Gökçe Gösterişli & Metin Demirtel
İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Gökçe: Biz Metin’le dating app’ten tanıştık…
Metin: Diğer adıyla “ortak arkadaş vasıtası” ile. (50 yaş üstü herkes böyle biliyor, çaktırmayın lütfen.)
Gökçe: 18 Şubat 2022, bir cuma günüydü ve ben, akşama yapacak bir şey yok, bu çocuk da benimle ilgileniyor en kötü bedava yemek yerim diye düşündüm. Sonra bir baktım sabah 04.00’e kadar sohbet, muhabbet ve biraz da benim Metin’i kenara sıkıştırıp öpmelerimle zaman geçmiş…
Metin: Çok öptü ya... Öyle etrafta “ilk adımı ben atmam” falan derse inanmayın. Şaka bir yana ben Gökçe’yi ilk gördüğüm an “bu kız çocuklarımın anası olur” dedim. O, her ne kadar Da Mario’da bedava pizzaya gelmiş olsa da…
Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
Gökçe: Bir kadın gözüyle, bir erkeğin doğru insan olup olmadığını zaman içinde anlamak dünyanın en zor işi değil. Çünkü etrafta çok fazla yanlış erkek var o yürüyen red flag’ler de bizim işimizi kolaylaştırıyorlar. Ama spesifik olarak Metom’a gelirsek; her koşulda, her durumda sevgisini, saygısını ve düşünceliliğini 4 yıl boyunca tatilden tut kavgaya kadar her alanda en üst seviyede hissettirdi. O nedenle tek bir işarette, harekette bunu hissettim demem 20’lerin başındaki genç kız saflığı olur.
Metin: Gökçe’nin çevreye karşı olan sabırsız ve agresif tavrına karşılık bana olan tutumu bunun tam aksiydi. İnanmayacaksınız ama Gökçe benim yanımda adeta bir pamuk şeker! Ben de onun bu hallerini görünce dedim ki, bu yürüyen alev topu bana gelince fıs çıkıyorsa “she must be the one”dır.
Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Gökçe: Aşk, bence çok sevme hali. Yani bir insanı sevme nedenlerinizin sayısı ne kadar fazlaysa o kadar aşık oluyorsunuz. Hatta zamanla hayatı birleştiren insanlar, yani evli insanlar evliliğin aşkı bitirdiğini söylüyor. Aslında bence zamanla hayatın sorumluluğu arttıkça karşılıklı hayal kırıklığına uğrayıp sevme nedenleri azaldığı için aşkları bitiyor. Aşktan sevgiye, oradan da bazen nefrete… Ben aşkı, sevgiden bambaşka bir kategoriye sokmuyorum ama çoğu insanın da heyecanla karışık anksiyeteyi aşkla karıştırdığını düşünüyorum.
Metin: Ben toplumun dayattığı aşk tanımına inanmıyorum…
Gökçe: Konuş be devrimci Demirtel!
Metin: Hahaha! Kelebeklerden vesaire bahsediyorum. O kelebekler meraktan ve bilinmezlikten geliyor, aşktan değil. Aşk dediğin şey, bence koşulsuz sevgi, aidiyet ve anlayıştan geliyor.
Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
Metin: Genelde ilişkiler şöyle olur; ilk başta çok yoğun yaşanır, sonra o heyecan gitmeye başlar, bizim ilişkimiz böyle olmadı. Her gün birbirimizi biraz daha fazla sevecek bir şey olduğunu fark edip ilerledik. Dolayısıyla ilişkide dramatik bir değişim olmadı ama sürekli bir gelişim halindeydi. Ama şu da bir gerçek; değişmeyen tek şey, en başından beri Gökçe’yle olan arkadaşlığımızdı.
Gökçe: Metin’in dediği her şeye katılıyorum ama benim nezdimde hatırladığım bir dönüşüm var. Bir gün çok korunmasız, kötü ve yalnız hissettiğim bir anda Metin bana “sen benim ailemsin” demişti. Sanırım benim o an duymam ve hissetmem gereken tek şeydi. O günden sonra Metin de benim ailem oldu. Yani evet, her geçen gün biraz daha sevdik birbirimizi ama bazı fark etmediğin anlarda söylediğin şeylerin bende yeri tahmin ettiğinden çok daha büyük oldu Metin’ciğim.

Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Gökçe: Tabii ki kilo vermemiz! İkimiz toplam, rahat bir 60 kg vermişizdir. Kilo vermenin getirdiği değişim de sadece kıyafet bedenlerinin değişmesi değil, bizim birbirimize olan yakınlığımızdan tutun çıktığımız date’lere kadar her şeyimiz birden gelişime uğradı. Ve bunu biz de beklemiyorduk. Mesela önceden çıkarken süslensem bile kilodan sıcak basardı ve yeterince keyif alamazdım. Ama artık bacak bacak üstüne atabiliyorum, terlemiyorum dolayısıyla kendi rahatsızlığımdan çok Metin’e odaklanıyorum. Bu konfor bile ilişkimizi iyileştirdi.
Metin: Benim şahit olduğum dönüşüm; Gökçe zaten benim dünyamda her zaman sahne ışıklarının altındaydı; her daim çok eğlenceli, doğal ve komikti. Ancak sosyal medyada popüler olmaya başladığında, binlerce insanın onun o samimi hallerine kapıldığını görmek muazzam bir dönüşümdü. Onun içindeki o cevherin dışarı taşması ve bu başarının onu ne kadar mutlu ettiğine şahit olmak paha biçilemez. İlk günden beri, o telefonun arkasındaki emeğini bir hayranı gibi izledim ve bu yolculukta onun en büyük destekçisi oldum.
Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Gökçe: Dışarıdan bakıldığında benim baskın, Metin’in ise daha uyumlu bir enerjide göründüğünün farkındayım. Ama durum böyle değil, hatta bunun böyle olmadığını bana ilişkimizin ilk senesi Metin açıkladı.
Metin: Evet, Gökçe bir gün bana “Metin, annem dedi ki ben dominantım ya hani…” ile başlayan bir cümle kurmaya başladı. Ben de orada Gökçe’yi durdurdum, “Gökçe’ciğim dominant ne demek? Kendi isteklerini, kararlarını dikte eden insan demek. Sen hiçbir zaman bana bir şey dikte etmedin, hiçbir zaman senin istediğin olsun diye diretmedin. Sen sadece net ve çizgileri olan bir kadınsın ve bu coğrafyada böyle kadınlar dominant olarak adlandırılıyor, o yüzden kendine sıfatlarla haksızlık etme” dedim. Ama bu farkındalık Gökçe’de o günden sonra millete karşı daha da bir sinir yarattı.
Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın süregelmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Metin: Bizim aşkımızın gizli formülü birbirimizin özgürlüğüne ve kişisel alanlarına duyduğumuz saygı, birbirimizi dinlemek ki bence ilişkilerde çoğu zaman dinlemek gibi görünen şey, konuşmak için sıra beklemek oluyor. Ve en yakın arkadaş olabilmek.
Gökçe: Kesinlikle öyle. Birlikte gülüp eğlenemediğin, konuşurken alınır mı, gücenir mi, bozulur mu diye çekindiğin biriyle anca o aşk sandığın anksiyete duygusunu yaşayabilirsin ama devamı gelmez. O yüzden önce arkadaş olabilmek çok önemli.
Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Bir anı diyemeyiz ama ilişkimizin birinci senesinde Maldivler’e gitmiştik. Sanırım hayatımızın en romantik ve güzel beş günüydü. Bu soru sorulduğunda ikimizin de aklına ilk o gelir. İnsanlar bizi Maldivler konusunda çok uyarmıştı bu arada: “Çok sıkılacaksınız, yapacak hiçbir şey yok, tıkılıp kalıyorsunuz” diye. Biraz düşük umutlarla gittik ve size ne kadar eğlenip mutlu olduğumuzu anlatamayız. Her gün heyecandan sabah 06.00’da kalkıyorduk. Sonra anladık ki aslında insanlar birbirlerinden sıkılıyorlar ve o kadar baş başa kalmak istemiyorlarmış. Maldivler bizce cennet gibi bir yer ve insanlar partnerlerinden o cennette bile sıkılabiliyorlar. O yüzden tercihlerinizi iyi yapın Maldivler’den sıkılmayın.
Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Metin: Herhalde Gökçe’yi hayat ve enerji dolu biri olarak anarım. Sevdikleri için yapmayacağı hiçbir şey olmayan, herkesin daha iyi olması için onları teşvik eden bir kadın... Nasıl bir aşık olduğuna gelirsek de hayatı ciddiye almayıp bizi, ikimizi, yuvamızı, ilişkimizi oldukça ciddiye alan ve her zaman her şeyin üstünde tutan biridir.
Gökçe: Ben biraz sitemli anarım herhalde ya... Metin muhteşem bir insan ve muhteşem bir aşıktır. Hatta bunca yıl “nasıl bana kaldı, nasıl kapmadılar” diye çok düşündüm. Çünkü biz birbirimizi geç bulduk (32 yaşında). Ne vardı, mesela bir 10 yıl önce bulsaydı beni de 20’lerimizde de beraber olsaydık…
Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Gökçe: Bir hikaye anlatmak istiyorum. İlişkimizin 6’ncı ayını kutlamak için çıkmışız o zamanlar heyecanlıyız ve 6’ncı ayı bile kutlamaya değer görüyoruz. Kutlama yemeğimizden sonra, benim arkadaşlarımla buluştuk, onlar da Metin’e “Gökçe’yi tek kelimeyle anlat” dediler. Metin de “huzur” dedi. Ya demez olsaydı... “Vay efendim Gökçe nasıl huzur olur? Gökçe demek kaos demek, vahşet demek…” Hayır, siz Metin’le bir misiniz? Ben Metin’e vahşet değilim ki size vahşetim, değil mi aşkım? Anlat, nasıl bir huzurum mesela tüm dünya duysun anlat…
Metin: Aynen, bizim evde baskı yok... Gökçe hiç dominant değil ki… Hemen anlatıyorum tabi. aşkım… Şaka bir yana, en huzur bulduğum şey; kimse yokken Gökçe’yle hayal kurmak, endişelerimizden filtresiz bir şekilde rahatça konuşabilmek ve karşılıklı olarak asla yargılanmayacak olmanın verdiği rahatlık.
Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Gökçe: Huzurlu, komik ve libidosal. (Of! inşallah bunu annemler görmez ya da o zamana kadar evleniriz değil mi Meto?)
Metin: Yani 2028 için iyi bir yıl diyorlar aslında…

Birlikte…
Unutulmaz seyahat rotası: Maldivler.
Yemesi en keyifli yemek: Sarımsaklı yoğurtlu makarna.
İzlediğimiz özel dizi: Kısmetse Olur. (Şaka yapmıyoruz!)
Söylediğimiz bir şarkı: Bruno Mars-Leave the Door Open.
Bir hobi: Herkese açık bir alanda önümüzden geçen çiftleri seslendirmek.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Dergiye çıkacak kadar iyi bir “Mid-Century” eve sahip olmak.
En sevdiğimiz pazar rutini: Eğlenceden sonra sarımsaklı yoğurtlu makarna yemek.

Betül Çakmak Rende & Alper Rende
İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Betül: İlk buluşmamızda henüz arkadaştık ve sevgili buluşması olmasa da sinemaya gitmiştik. Kendimi biraz garip hissettiğimi hatırlıyorum. Alper’in benden hoşlandığını anlıyor ama bunu yüksek sesle söylemek istemiyordum. Bunu hiç anlatmamıştık ama garip bir hikayemiz var o günden. Yanımıza tanımadığımız bir kız gelip “Siz inanılmaz yakışıyorsunuz. Sevgili değilseniz bile lütfen olun. Sizden inanılmaz bir enerji aldım” deyip gitmişti. Alper’in bir arkadaşı olabilir mi diye düşünüp yıllar sonra sordum değilmiş.
Alper: Hayatta unutmayacağım o gün… Çünkü istesem bile bu kadar olmaz dedirten bir şey oldu. Betül’le dershanede tanıştık ve ben deli gibi ondan hoşlanmaya başladım. Birlikte ders çalışmalar, yemek yemeler falan derken “Sinemaya mı gitsek? Hep ders çalışıyoruz.” diye date ayarladım. Ve sinemaya gider gitmez bir kız yanımıza gelip sorular sormuştu. O an yerin dibine girdim. Betül’den hoşlandığım zaten aşikârdı ve sanki her şeyi ben ayarlamışım gibi oldu… Yıllar geçti ama o kızın gizemini çözemedik. Umarım bu röportajı okuyup bize ulaşır. Sayesinde unutulmayacak kadar utandım. Ama sevindim de bir yandan tabii.
Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
Betül: Seneler içinde bizim de birbirimiz için ‘doğru kişi’ olup olmadığımızı sorguladığımız, birbirimizi değerlendirdiğimiz çok fazla test oldu ve her seferinde birbirimize olan sevgimiz üstün geldi sanırım. Üstün gelmeyip ayrıldığımız da oldu ama sonrasında yine birbirimize döndük. Net bir işaret hatırlamıyorum. Ama duygularım hep yüksekti, heyecanlıydı. Hayat bakışımızın, insani değer yargılarımızın da birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum. Bu da muhabbeti devam ettiren şey olabilir.
Alper: Belki birlikte büyüdük diye öyle oldu bilmiyorum ama Betül’le ilişki anlayışlarımız çok benziyor. İkimiz de tam bir temas bağımlısıyız ve belki de dünyadaki en “mıç mıç” çiftlerden birisiyiz. Bununla da çok eğleniyoruz. İllaki fikir ayrılıkları olur ama hiçbir zaman birimiz diğerini öpmeye geldiğinde diğeri onu reddetmez. Her şeyi kenara bırakıp sarılmayı, geniş çerçeveden bakınca konuşulan şeylerin ne kadar küçük olduğunu fark ettik zaman içinde. İkimizin de ilişkiyi yaşayış tarzı benzedikçe daha da emin olduk birbirimizden. Tabii ki iki cümleyle anlattığım bu bağ yıllar içerisinde kuruldu. Sonrasında da evlendik zaten.
Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Betül: Aşkın kısa bir dönem, sevginin uzun dönem olduğunu duyuyorum. Ama ben her an ‘O’nu düşündüğün, kalbinin yerinden fırladığı dönemleri daha çok ‘hoşlanma’ dönemi olarak tanımlıyorum. Benim için aşk; emek isteyen, zaman içinde güven duygusuyla size tüm gardlarınızı açtırmış, artık karşındakini bir uzvun gibi gördüğün, birbirinize uyumlandığınız bir mertebe olarak tanımlıyorum.
Alper: Bana göre bir insanın mutlu oluşuna göre kendi mutluluk seviyeniz değişiyorsa o aşktır.
Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
Betül: Bizim ilişkimiz ergenlik aşkı olarak başlayıp, genç yetişkinlikle ilerleyip yetişkinlikle devam eden bir ilişki. Hayatımızın önemli bir ‘gelişim’ yaşlarını birlikte geçirdik. Dolayısıyla bizim ilişkimiz çok fazla dönüşüm geçirdi. Çünkü ilişkimizi bir kenara ayıralım, biz dönüşüm geçirdik. Olgunlaştık, bazı dersler aldık… Bu da ‘partnerinle nasıl daha uyumlu, huzurlu bir hayat geçirebilirsin’ onu öğretti, öğretmeye devam ediyor.
Alper: Birlikte büyüdük ve ikimiz de zaman içerisinde tabii ki çok olgunlaştık ama bence şu an bizi birbirimize bu kadar bağlayan şey ayrılığımız oldu. Birbirimiz olmadan ikimiz de hayattan eskisi kadar zevk almadığımızı fark ettik ve bu durum bizi birbirimize daha çok kenetledi. Bazen iki adım ileri gitmek için bir adım geri gelmek gerekir derler ya… Bizim ilişkimizi de dönüştüren şey tam olarak o oldu diyebilirim.
Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Betül: Alper’in zaman içinde daha çok sorumluluk aldığını, “ben” demekten çok “biz” dediğini, herhangi bir karar alırken ikimizi bir düşündüğünü görebiliyorum. Küçük yaşlarımızda bu kadar değildi tabii. Birbirimizin karakterinde de çok etkimiz var diye düşünüyorum. Şu an olduğumuz kişileri birlikte tasarladık.
Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Betül: Pozitif, naif, tatlı insanlar hissi veriyoruzdur herhalde. Yani umarım öyledir. Negatif hisler de vardır eminim ama bizi sevenlere böyle bir enerji gidiyordur. Ben, hemen burnunun ucunda nefes alan biriyle uyumanın rahatsızlık vermek yerine huzur verdiği, öpmenin su içme hissi verdiği bir aşk derdim.
Alper: Dışarıdan bize bakan birisi, birbirimize sahip olduğumuz için şanslı olduğumuzu düşünür herhalde. Bilmiyorum, “Böyle güzel kızlar bu erkeklere nasıl bakıyor abi, hayret ediyorum” da diyebilir. Sosyal medya sağ olsun artık yapılan yorumlara karşı nötr kalmak ve umursamamak gibi bir mesleki dezenformasyonum oluştu sanırım.
Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın süregelmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Betül: Saygı ile başlamak şart. Saygısız kelimelerin ortaya çıktığı bir yerde sevginin yok olmaması bana göre imkansız. Zaman zaman da alttan almak, hemen “hadi, ben gidiyorum” dememek. Birbirinin ihtiyaçlarına karşılık vermeye en azından çabalamak. Birlikte eğlenmek. Gelecek planların, hayallerin, beklentilerin birbirine yakın olması. Değilse bile uydurulmaya çalışılması.
Alper: Klişe olacak ama Betül’ün ilişkinin en başından beri bana argo kelime bile kullandırtmaması, ilişkimizi saygılı yaşamamıza sebep oldu. Ne kadar kavga etsek de birbirimize en ufak bir argo kullanmayız. Bence bu en önemli şeylerden birisi.

Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Öğrencilik yıllarımızda Kaş’a gitmiştik. Ve o tatili hep hatırlarız. Birlikte denizdeki anlarımız, plajda Alper’in bana tavla öğretmesi, çok fazla kahkaha…
Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Betül: Çok fazla inatlaşan bir çifttik; bunu söylemek zorundayım. Hem çok inattık hem de birbirimize çok bağlıydık, hayatın tadını birlikte çıkarmaya çalışan küçük aşk kuşlarıydık diyeceğim.
Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Bizim yaptığımız güzel bir şey var. Pek iş konuşmayız birlikte. Beraber gülmek, yemek yemek, bir şeyler izlemek o kadar zevkli ki, ben günün bitmesine üzülüyorum her akşam. Bide sevdiğin insanla uyumak bile zevkli oluyor. Uyumanın nesi zevkli olsun yoksa… En büyük huzur o.
Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Dönüştürücü, bağlılık, sevgi.
Birlikte…
Unutulmaz seyahat rotası: Amerika Birleşik Devletleri.
Yemesi en keyifli yemek: Lahmacun.
İzlediğimiz özel dizi: Sense 8 ve The Good Place.
Söylediğimiz bir şarkı: Sensiz yaşayamam.
Bir hobi: Masaja gitmek.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Dünyanın birçok yerinde kısa kısa dönemler yaşamak.
En sevdiğimiz pazar rutini: Sabah tenise gitmek, ardından kahvaltı ve sonrasında masaja gitmek. En sonunda Betül için yürüyüş ve kahve, Alper için eve dönüş. Akşam ise en sevdiğimiz restorandan eve lahmacun siparişi ve bizi heyecanlandıran bir diziyle kapanış…

Lale Zuzanna Karabulut & Berkan Karabulut
İlk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?
Lale: Aslında biz çocukluktan tanışıyorduk ve ben o zamanlar Berkan’a platonik aşıktım. Sonra hayat bizi ayırdı ve tam 10 yıl boyunca hiç görüşmedik.
Berkan: İlk buluşmadan ziyade Lale’yle 10 sene sonra karşılaştığımız anı çok iyi hatırlıyorum onu hatırlamamakla beraber, aynı zamanda sanki çok çok iyi tanıdığım ve özlediğim birini görmüş gibi hissetmiştim. Yıllar sonra, yeniden karşılaştığımızda resmen şok olmuştuk. Sonra ben Lale’yi Instagram’dan ekledim. Yurt dışında okuduğum için o yıl hiç görüşme fırsatı bulamadık. 2018 yazında, bir anda spontane bir buluşma planladık. O akşamı hayatımız boyunca unutamayız. Çünkü sabaha kadar sohbet ettik, zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık. Her şey çok doğal ve çok gerçekti. Gerçekten çok ama çok güzel bir akşamdı.
Zaman içinde ‘doğru kişi’ olduğuna dair hangi ipuçları, hangi işaretler ve hangi hislerle karşılaştınız?
İlişkimiz sadece güzel günlerden ibaret değildi; çok zor dönemlerden, inişlerden ve çıkışlardan da geçtik. Ama bizi güçlü kılan şey, her zaman konuşabilmemiz oldu.Hiçbir şeyi yarım bırakmadık, hislerimizi bastırmadık, kaçmadık. Her tartışmada birbirimizi anlamaya çalıştık.
Lale: Kendi adıma söyleyebilirim ki, Berkan’ın bana sadece “bakmadığını”, gerçekten beni gördüğünü hissettim. Bu benim için her şeyden daha değerliydi. Onun kendini sürekli geliştirmesi, her düştüğünde daha güçlü ayağa kalkması ve hayatı bu kadar sevgiyle, doğru şekilde yaşamaya çalışması beni her zaman derinden etkiledi. Zamanla şunu anladım: O sadece hayatımda olan biri değil, hayatımı birlikte büyütebileceğim biri.
Berkan: Lale’yi yıllar sonra ilk kez gördüğüm anda içimden bir ses, benim için doğru kişi olduğunu söyledi. Hatta ikinci görüşmemizde ona “Ben seninle evleneceğim” demiştim. İşin şakası bir yana, bence doğru bir ilişki karşındakini değiştirmeye çalışmakla değil, partnerini olduğu gibi sevmekle ve onun gelişimine her an destek olmakla güzelleşiyor. Ben bugün geldiğim noktada, ilişkinin en başındaki halimden çok daha güçlü bir versiyon olmamı; eşimin kararlarımda yanımda durmasına, bana güvenmesine ve her zaman arkamda olmasına borçlu olduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Aşk bizim için bir ‘his’ten çok bir ev gibi. İnsanın kendisi olabildiği, yargılanmadığı, güvende hissettiği bir alan. Sadece mutlu anlarda değil, zor zamanlarda da “yanındayım” diyebilmek. Bizim için aşk; seçmek, kalmak ve her gün yeniden emek vermek demek.
Aradan geçen zamanda ilişkiniz nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadı?
İlk zamanlardaki o heyecan ve tutku, zamanla derin bir bağlılığa, güvene ve ortak bir hayata dönüştü. Biz sadece aşık kalmadık, birbirimizin en güvenli alanı olduk. Romantizm artık büyük jestlerden çok, küçük ama gerçek anlarda saklı.
Birbirinizde şahit olduğunuz en büyük değişim veya dönüşüm neydi?
Birbirimizin en güzel zamanları kadar en kötü, dayanılmaz zamanlarına da şahit olduk aslında. Ama sarılmayı ve yaralarımızı sarmayı hep bildik. Her iki tarafında büyümesi ve gelişmesi için çok emek verdik çok destek olduk.
Lale: Özellikle Berkan ilişki içinde çok büyüdü, çok değişti hep söylerim.
Berkan: İlişkinin başından beri birlikte aslında birçok değişim ve gelişim yaşadık. Kendimde çok bariz gördüğüm değişim Lale’den önceki hayatımda duygularımı çok açık bir şekilde yaşayabilen ve bunu pek yönetebilen biri değildim. Lale bana duygularımı kabullenmeyi ve duygularım hakkında konuşabilmeyi öğretti. Bu beni gerçekten hayatımın her alanında çok rahatlattı.
Dışardan bakıldığında sizce nasıl görünüyorsunuz? Sizi hiç tanımayan birine aşkınızı ve birbirinizi nasıl anlatırdınız?
Bizi tanımayan biri, muhtemelen birbirinin kalbini görebilen ve anlayabilen iki insan görür diyebiliriz sanırım. Birbirini büyüten, düşerken tutan, gülerken daha çok parlatan bir çift olarak anlatabiliriz.
Uzun metraj aşkınızın yegane sırları merak ediyoruz. Aşkınızın süregelmesinde etkili en büyük ‘olmazsa olmazlar’ nedir?
Kesinlikle iletişim, saygı ve anlayış. Ama belki de en önemlisi; senin kendini en sevmediğin anlarda bile sana hayranlıkla bakan, seni düştüğün yerden hemen kaldırmak zorunda hissetmeyip bazen seninle en dibe inebilmesi. Acele etmeden, yargılamadan, “geçer” demeden önce anlamayı seçmek.
Birlikte yaşadığınız ve unutamadığınız en romantik an nasıldı?
Berkan: Benim için evlilik teklifi anı ve onun öncesi en unutulmazlardan bir tanesiydi. Aşırı heyecanlıydım. Paris’e indiğimiz ilk dakikalarda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu ve ben bütün planı bir gün daha yüzük cebimde bekleyemem diye o güne yapmıştım. Elimden ne geldiyse yaptım Lale’yi otelden o yağmurda dışarı çıkarmak için.
Lale: Berkan’ın Survivor 2020’de İstanbul’a döndüğü an sanırım. Öyle heyecanlı, öyle duygusaldım ki anlatamam. Düşünsenize 5-6 aydır yok, neler yaşadı ne yaptı sadece izlediğim kadar biliyorum. Ve yedeklerden gittiği için de bir anda gitti. Tam vedalaşamamıştık bile. İnanılmaz özlemiştim onu ve o ilk İstanbul’a gelişini, o günü asla unutamıyorum.

Gelecekte bugünlere dönüp baktığınızda, birbirinizi, nasıl aşıklar olduğunuzu, bugünü ve yarınları nasıl hatırlayacaksınız sizce?
Tesadüflere inanır mısınız bilmiyorum ama bizim hikayemiz gerçekten tesadüf gibi başlayan bir kader. Çocuklukta yazlıktan tanışmamız, babalarımızın otuz yıl önceden tanışmaları, yıllar sonra yeniden karşılaşmamız… Sanki hayat, bizi defalarca aynı sayfaya geri getirmiş gibiydi. Gerçek anlamda birlikte büyüdük, değiştik, dönüştük. Hayatın bize öğrettiği her şeyi el ele karşıladık. Zorlandık, güçlendik, bazen kaybolduk ama her seferinde birbirimizi yeniden bulduk. O kadar güzel anılar biriktirdik ki gelecekte inşallah çocuklarımıza, torunlarımıza anlatacağımız bir sürü anımız var ve bu bizi çok heyecanlandırıyor. Tesadüflerle başlayan ama seçerek büyüttüğümüz bir hikaye olarak hatırlayacağız.
Herkes gittiğinde, telefonlar sustuğunda ve baş başa kaldığınızda birbirinizde bulduğunuz en büyük huzur nedir?
Hiç konuşmadan da anlaşabilmek. Yanında kendin gibi olabilmek. Ve yalnız olmadığını bilmek.
Üç kelimeyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Derin, güvenli, gerçek.
Birlikte…
Unutulmaz seyahat rotası: Burning Man.
Yemesi en keyifli yemek: Makarna (Lale’nin en sevdiği yemek).
İzlediğimiz özel dizi/film: The Notebook.
Söylediğimiz bir şarkı: Ozbi-Bu Nasıl Sevda?
Yaşadığımız bir rüya: Düğün günümüz.
Bir hobi: Yemek yapmak.
Gerçekleştirmek üzere bir hayal: Berkan aşık olmuştu Bali’ye; o yüzden beraber gidip bir süre kalmak istiyoruz orada.
En sevdiğimiz pazar rutini: Evde köpeğimizle uzanıp, tüm gün film izleyip, makarna yemek.