Yearning nedir? Ulaşamamanın dayanılmaz çekiciliği
Ulaşamadığımız şeylere duyduğumuz o tuhaf çekim vardır ya, hani tam adı konulamayan. İşte artık onun bir adı var: Yearning!
İrem Naz Güvel
Yearning, en basit tanımıyla birine veya bir şeye karşı duyulan yoğun ama hiçbir zaman tam olarak karşılığı alamayan bir özlem hali. Ama bu tanım bile eksik kalıyor çünkü burada olay sadece birini özlemek, istemek değil, bu duyguları uzatmak, içinde yaşamak. Yearning’i doğrudan “aşk” ile ilişkilendirmek doğru olmayabilir. Çünkü ortada somut bir şey yok ve tamamen duygularla ve biraz da hayal gücüyle ilgili. Bazen temasın olmaması, duygusal işkence çektirmek de bu hissi daha güçlü kılıyor. Gerçekleşmeyen şey bozulmuyor, değişmiyor ve böylece sıradanlaşmıyor. Daha değerli hale geliyor ve zihinde giderek büyüyor.

Gecikmiş aşkın altın çağı
Hala günümüz aşklarını, geçmiş aşklarla kıyaslamamız tesadüf değil. Bunun sebebi biraz da o dönemlerin bize “en saf, en gerçek” olarak inandırılması. Bu aşklara dair ışık tutan Jane Austen, romanlarında karakterler aşkı önce “acı çekerek” büyük bir özlem duyarak yaşıyor. Bugünün “ulaşamadığını sevme” romantizminin temel taşlarından birini de atıyor böylece. Erkek karakterler duygularını açıkça ifade etmek yerine bekler, geri çekilir, uzaktan izler. Mr. Darcy’e bakalım. Bugünün romantik komedi erkekleri gibi anında itiraflar, büyük jestler beklemek mümkün değil ondan. O daha çok bakışlarıyla konuşan, hislerini kontrol eden, hatta çoğu zaman yanlış anlaşılma pahasına geri duran bir karakter. Elizabeth’in eline dokunduğu sahne, bugünün standartlarına göre hiçbir şey olabilir ama aslında tam bir “yearning” anı. Sinema tarihinin en romantik sahnesi olarak hala yerini koruyor. Çünkü o temasın içinde bastırılmış bir yoğunluk, söylenmemiş cümleler ve kontrol edilen bir arzu var. Benzer bir durum Aşk ve Yaşam’da Albay Brandon için de geçerli. Marianne’e olan duyguları daha çok içten içe büyüyen, sabırla beklenen bir bağlılığa dönüşüyor. Biraz daha ileri gidersek, Mansfield Park’ta Fanny, Edmund ve Henry arasında seçim yaparken, okuyucu acı çeken ikinci erkeğe yani Henry’e ister istemez kayar. Henry’nin yarattığı o ulaşamadığına bağlanma hissi, birinci erkek karakterin önüne geçer.
İşin en ironik kısmıysa, bize bu kadar yoğun, kalp çarpıntılı ama bir o kadar büyük aşklar yazan Jane Austen’in kendi hayatı, romanlarındaki kadar “mutlu sona” sahip değil. Austen hiçbir zaman evlenmedi ve genelde ilişkileri yarım kaldı. Bu noktada ister istemez aklımıza, Austen aşkı gerçekten yaşadığı için mi bu kadar iyi yazdı, yoksa tam tersine, kavuşamadığı için mi? Belki de sahip olunamayanın büyüsüyle kendini besledi ve o “gerçek” aşkları bu kadar ölümsüz ve romantik kıldı.

Yeni takıntı adayımız JFK Jr.
O delici, hasret dolu bakışlar sadece geçmişin edebiyatında yaşamıyor, modern popüler kültürde de kendine çok güçlü bir topluluğun parçası. Aylardır konuştuğumuz tek bir şey var, o da Love Story. John F. Kennedy Jr. ve Carolyn Bessette’in trajik sonlu romantik ilişkilerini anlatan dizi, yayınlanmaya başladığından beri hem 90’lar ruhunu geri getirdi hem de o nostaljik aşk büyüsünü iliklerimize işledi. Carolyn Bessette’in stili yeniden Pinterest panolarında hayat bulurken, John F. Kennedy’i canlandıran Paul Anthony Kelly, hak ettiği görünürlüğü yıllar sonra kazandı.
Gerçek kişilere dayanan bir aşk hikayesi izleyince, kurgu ve gerçek arasındaki çizgi iyice silikleşti. Gözümüze inan aşk perdesiyle Paul Anthony’i gerçekten JFK Jr. olarak görmeye başladık. Ekrandaki JFK Jr.’a yükselmemizin temelini, onun Carolyn’e yaklaşımında saklı. İlk başta mesafeli, hatta biraz soğuk duran Carolyn’e karşı geri adım atmayan ama asla zorlamayan bir tavrı vardı. Carolyn’in “Benimle eve kadar yürümene gerek yok. Evim 5 dakikalık mesafede”sine, “Ben o 5 dakikayı da istiyorum” diye verdiği karşılık aslında karakterin tüm romantik kodlarını ele veriyor. Kalabalık bir ortamda bile Carolyn’i gözleriyle takip ettiği anlar, onun yanında olduğunda ses tonunun yumuşaması, en önemlisi de onu gerçekten “gören” bir adam oluşuyla JFK Jr.’ın Carolyn’e duyduğu aşk, “büyük aşk” fikrini yeniden tanımlıyor. Bize de “İşte, böyle birini istiyoruz” demek düşüyor.

Kocam nerede kaldı!
Love Story ile birlikte bu yeni erkek arketipini çok daha net görmeye başladık. John F. Kennedy Jr.’ın dizideki temsili, klasik “evlenilecek adam” tanımını yeniden gündeme getirdi. Tüm bu yakışıklı, Henry Cavill tarzı adamlar, eriyen çikolata bakışlarıyla aşk konusundaki beklentilerimizi de ister istemez hedef şaşırtıyorlar.
Bugünün “evlenilecek erkeği” özellikleri arasında zor anlarda yanında olmak, karşısındakini güldürebilmek ve arkadaş olabilmeyi başaran yer alıyor. İlişkinin temelinde romantizmden önce bir yoldaşlık var. The Office’ten Jim, bu dengeyi temsil eden en iyi örneklerden. Hem Pam’e karşı romantik hem de gerçek anlamda bir yoldaş. Her konuda desteğini koşulsuz sunuyor, aile ve arkadaşlık ilişkilerine değer veren, ilişkide samimi ve destekleyici biri. Raye’in dilimizden düşmeyen, adeta marş haline gelen şarkısındaki gibi, “Kocam nerede kaldı? Bu yakışıklı adam neden benim yaşlanmamı bekliyor?” Evet, nerede kaldınız? Navigasyonu açın ve bizi bulun!

Yakınlık yanılsaması
Yearning’in popüler olmasında duygusal veya romantik açıklığının etkisi büyük olsa da bir diğer nedeni de aynı anda hem çok yakın hem de çok uzak olabilmemiz. Örneğin, sosyal medya sayesinde birinin hayatına neredeyse kesintisiz erişimimiz var. Hikayeler, post’lar, müzik listeleri hepsi bir insanı tanıyormuşuz hissi yaratıyor. Ama aslında tanımıyoruz. Gördüğümüz şey, özenle seçilmiş anlardan oluşan bir kolaj. İnsan zihni ulaşamadığı şeyi büyütmeye meyillidir. Ama burada bir twist var. Hayali kurduğumuz şey, bu delici bakışlara duyduğumuz çekimin gerçek hayattaki yansımalarının negatif yönleri de olabiliyor. Birçok insan, karşındaki kişiye değil onun “potansiyeline” veya zihnimizdeki versiyonuna aşık olur. Onun kim olduğuna değil, kim olabileceğine. O versiyon kusursuz olduğundan daha çekici dursa da sonu hüsranla sonlanıyor.
Sex and the City’den Mr. Big klasik anlamda “ideal partner” bile sayılmıyor mesela. Ama ulaşılmazlığı, tutarsızlığı ve belirsizliği, onu Carrie’nin zihninde dev bir yere taşıyor. Çünkü hiçbir zaman tamamen “orada” değildir. Sonra Carrie’nin neler yaşadığını, bu sözde aşkı için ne yanlış adımlar attığına şahitlik ettik. “Carrie gibi olma” kamu spotuna Instagram’da reklam çıkılmalı!

Yearning filmler ve diziler listesi
- Age of Innocents
- In the Mood for Love
- Past Lives
- Brief Encounter
- Love, Rosie
- Normal People
- One Day
- Bridgerton (2. sezon)
- The Summer I Turned Pretty
- Mr. Sunshine