Doğan Cüceloğlu'nun evinde ölü bulunmasına ilişkin Emniyet açıklama yaptı

Psikolog ve Yazar Doğan Cüceloğlu hayatını kaybetti... İstanbul Beşiktaş'taki evinde ölü bulunan Doğan Cüceloğlu'nun ölüm nedeni Adil Tıp incelemesiyle ortaya çıkacak.


Türkiye’nin psikoloji bilimi alanında en önde gelen isimlerinden Doğan Cüceloğlu yaşamını yitirdi. Doğan Cüceloğlu’nun Beşiktaş’taki dairesinde ölü bulunduğu belirtiliyor. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNÜN AÇIKLAMASI

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Doğan Cüceloğlu'nun ölümününe ilişkin açıklaması şöyle:

“İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerince 06.02.2021 tarihi saat 14.00 sıralarında Beşiktaş ilçesi Akatlar Mahallesi’nde, meydana gelen olayda; Mehmet Doğan CÜCELOĞLU isimli şahsın yaşamını yitirdiği bilgisinin edinilmesi üzerine; müteveffanın evinde yapılan inceleme ve araştırma sonucunda, müteveffa şahsın evini haftada 2 defa temizlemeye giden M.Ç. isimli şahısla yapılan görüşmede, evin kapısına geldikten sonra 2 defa zile bastığı, kapıyı açan kimse olmadığı, evin içine girdiğinde müteveffa şahsı hareketsiz olarak yerde yatar vaziyette gördüğünü ve daha sonra yetkililere haber verdiğini beyan etmiş, müteveffanın kafa kısmında düşmeye bağlı kanamanın olduğu anlaşılmış olup, konu ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.”

DOĞAN CÜCELOĞLU KİMDİR?

 Doğan Cüceloğlunun kendi biyografisinden yaşam öyküsü şöyleydi:

On bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak Mersin'in Silifke kasabasında doğmuşum. On yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

Silifke'de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında Ankara ve Kırklareli'nde okudum ve Kırklareli Lisesi'nden mezun oldum. Kırklareli lisesinde ilk aşk şiirimi yazdım.

Ankara Atatürk Lisesi'nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan Cahit Okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. Bilim adamı olmak istemez misin, dedi. Onun etkisi altında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra ABD'de Illinois Üniversitesi'nde doktoramı yaptım. Uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

Amerika'da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan Kaliforniya'da doğmuş büyümüş Emily ile tanıştım ve evlendim. On bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: Ayşen, Elif ve Timur.

Evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. Silifke'de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle Kaliforniya'da büyümüş feminist bir Amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. Sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de Emily'e acı çektirdim. Benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. Onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

Yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

Kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım İnsan İnsana bu sürecin ilk ürünüdür. Gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

Amerika'daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra Türkiye'de kitap yazmayı sürdürdüm. Kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım.

Şu devrede önceliğim kitap yazmak. Şu ana kadar kendi yazdığım onüç kitap var, bunlar hakkında kitaplar bölümünde bilgi alabilirsiniz. Bir de benim yaşamımın anlatıldığı, Canan Dila tarafından yazılmış bir kitap:

İnsanı Ararken
Söyleşi: Canan Dila
İş Bankası Kültür Yayınları

"Tanıyanı" çok. Kitapları baskı üzerine baskı yapıyor. Seminerleri hınca hınç. Dinlemeye koşuyor insanlar onu; ana-babalığı öğrenmek, kendilerini tanımak için. Ya... o?

"Hepimiz birbirimizin yaşamlarımızın çatlak ve aralıklarında yaşarız; her şey, görebilseydik sanırım şaşkınlıktan dilimiz tutulurdu diye yazmıştı Murdoch yıllar önce Ağ'ında. Ki, altını döne döne çizmiş olduğum bu satırları, henüz hazırlanmakta olan bu kitabın 2003 güzünde yayımlanan tanıtım metnine de taşımıştım. Altına da; "Kalemimin ucuna bırakıverdi hayatını. Bütün içtenliğiyle. Gizlisiz, saklısız... 'Tanıyanlar' şaşıracaklar evet, ama 'doğduğundan beri tanıyanlar'ın sanırım şaşkınlıktan dilleri tutulacak. Kocaman bir sürpriz var onlara" diye yazmıştım. Eklemeliyim; "tanıyanlar"ın ve "yakından tanıyanlar"ın şaşkınlığı, o hayat öyküsünü aktaranın; "insan ve davranışı"nı konu alan bir bilim dalında insanı aramak üzere yola koyulanın, yolu üzerinde kendi kendisiyle çarpışıp da kendine rastlaması ve sonrası sırasında duyduğu şaşkınlığın yanında hiç kalır. Anlattığı, bu toprağın çocuklarından birinin, önce kendi aynasında, sonra uzak bir kıtada, Amerika'da, farklı bir kültürün aynasında bıraktığı görüntüde kendini ve kültürünü fark etmesinin kahkaha ve gözyaşı dolu öyküsüydü...

Anlatan, burada ve orada, 45 yılını psikoloji bilimine vermiş biri olunca, anlatılan da sadece o aynadaki görüntüyü aktarmaktan, sergilemekten ibaret kalamazdı elbette. "Fark ediş"ti anlatılacak olan... (Sadece birbirimizin değil), nasıl? kendi yaşamlarımızın "da" çatlak ve aralıklarında yaşıyor, yaşayabiliyor olduğumuzdu sergilenecek olan. Anlattı. Hayat öyküsünde... "İnsanlık hali" dile geldi. "Burada" ve "orada"...

"Ya... o?" sorusuna iki ciltlik bir yanıt.