Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu

Yaz; kimileri için ezberlenmiş bir mevsim, kimileri için ise özgünlüğün saf haliyle yaşanan bir başkaldırı. Kalabalıktan uzakta, kendi dünyasında bildiğini okuyan, kendi olma cesaretiyle gönlünce yaşayan ve mevsim normallerinin üzerinde hayatlarla bir yolculuğa çıkıyoruz. Klişelerin ötesinde, gerçeğin tam kalbinde, yazı gerçekten ‘kendi gibi’ yaşamanın manifestosuyla tanışın.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu
Baran Alışkan

Baran Alışkan


Güneş, yine yılın bu zamanında tüm sıcaklığıyla mevsim normallerine meydan okumaya hazırlanıyor. Ancak bizim radarımızda, o parlak sarı ışığın şahitliğinde şehirden kaçmayanlar, gölgenin asaletine sığınan, sessizliğin lüksünü keşfeden, klişelerden farklı “başka” hikayeler var. Kabul edelim, yaz mevsimi, birbirine benzemenin kolay, özgün kalmanın ise bir nadide olduğu bir döneme benziyor. Herkes kumda aynı izi bırakırken, aynı ‘summer hit’ gürültüsünde benzer neşeleri kovalarken, bu kez biz mevsimin en parlak perdesini aralayıp gölgede kalan gerçeklerle buluşmaya karar veriyoruz. Güneş gözlüğümüzü hafifçe indiriyor ve klişelerin ötesine esaslı bir bakış atıyoruz. Mesela şu an bu satırları kumlu parmaklarla, tanıdık deniz tuzu kokusuyla veya her yere sinmiş güneş kremi klişesiyle okuyorsanız; muhtemelen siz de bir yaz aşığısınız. Ancak bir farkla; yürekten hissedilmeyen yaz neşesinin ve sahte bir illüzyonla parlatılan kusursuz hayatların ötesindekini, yani ‘gerçek ve özgün’ olanı arayan taraftasınız. Tatil rezervasyonlarınız, keten stil üniformalarınız ve plaj çantalarınız çoktan hazır olabilir; ama bu kez rotamızda kumsalda partiler değil, orijinal zevkler var. Çünkü biliyoruz ki; yaz artık sadece bir mevsim değil, algoritmaların arzuladığı Instagram’dan TikTok’a uzanan gönderiler serisi, hikayeler kurgusu ve benzer hayatların estetik bir sınava dönüştüğü bir dönem. Herkesleşmiş duyusal illüzyonların, planlanmış ‘mutlu anların’ ve hislerden ziyade çok övülen ‘yaz neşesinin’ dışında; özgünlüğünü korumaya cesaret edenlerin hikayesine kulak veriyoruz.

Gerçek lüksün her an “görülebilir” olmak mı, yoksa istediği an radardan çıkıp “görünmezliğin” o eşsiz gücüne sığınmak mı olduğunu sorguluyoruz. Bu seride, klişelerin farkında olan ama onlara teslim olmayan, kendi stilini ve yaşam ritmini bir manifesto gibi taşıyan isimlerle bir araya geliyoruz. Begüm Akkaya, Didem Açar, Selin Geçit, Tuana Yılmaz ve Zeynep Parla ile yazın ‘overrated’ (hak ettiğinden fazla değer gören) mitlerini yıkıyor; şehirde kalmanın lüksünden kalabalıktan uzakta ve bildiği gibi yaşamanın zarafetine, koku hafızamızdaki aykırı notalardan kendi klişelerine uzanan bir yaz yolculuğuna, ‘kendi olma cesaretini’ yanımıza alarak çıkıyoruz.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 1

Begüm Akkaya
@begumakkaya

“Yaz neşesi” toplumsal bir dayatma mı, yoksa doğal olarak hissedilen bir duygu mu? Yaz ve yaz neşesi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Akdeniz insanıyız, güneş bizim enerjimiz, modumuz onunla yükseliyor. Ama benim yaz enerjim biraz flörtöz bir şekilde yön değiştiriyor diyebilirim. Güneşi seviyorum ama sadece yukarıdan geleni değil, sahneden geleni de. Yaz sadece tatil değil; biraz film, biraz set, biraz karakter demek benim için. Bu yaz da tam olarak öyle geçecek. Hakan Kerim Karademir’in Kültür Bakanlığı’ndan destekli yeni filmi “Umut Işığım” için Tamer Levent ve Alp Navruz’la haziranda sete çıkacağım. Bir yandan da prömiyerini yeni yapan filmimiz Sultana’nın festival festival dolaşacak olmasının heyecanı içindeyim. O yüzden benim yaz neşem biraz daha kamera karşısında ortaya çıkıyor. Güneş güzel ama ben ışığımı sahnede buluyorum.

Şehirden sahile akın başladığında, şehrin ve sokakların gerçek sahibi olduğunu hissettiğiniz anları nasıl anlatırsınız? Şehrin gerçek sahibi olma fırsatında; sizi şehre bağlayan o “vazgeçilmez” yaz ritüeliniz nedir?
Ben kaçanlardan değilim; şehir boşalınca biraz daha bana kalıyor, o haliyle daha çekici. Kalabalık gidince şehirle baş başa kalıyoruz sanki. Benim ritüelim de gün batımında deniz kenarına inip, sevdiklerimle anın tadını çıkarmak.

Size göre, yazın en “overrated” (hak ettiğinden fazla değer gören) miti sizce nedir?
Bence en overrated’ı, yazı sadece tatil sanmak. Benim için yaz biraz da üretmek, biraz kaybolup yeni bir şey bulmak demek. Herkes dinlenirken benim kafam genelde yeni bir hikayede. Yazın en abartılan şey belki de ‘summer body’ meselesi. Herkesin aynı kalıba girmesi bekleniyor ama ben bedenimin bir standarta uymak zorunda olmadığını hatırlamayı seçiyorum.

Yaza dair en büyük klişeniz nedir? Bu klişeyi nasıl daha “cool” bir hale getiriyorsunuz?
En büyük yaz klişem kaybolmak… Ama öyle “haritada kayboldum” değil, biraz bilinçli kaybolmak. Bilinmeyen sokaklara sapmak, hiç plan yapmadan yürümek, hatta bazen bilerek yanlış yola girmek. Çünkü en iyi yerler genelde yanlış dönüşlerin sonunda çıkıyor… Ve ben biraz o sürprizleri seviyorum.

Yaz rotanızı çizerken, “herkes orada” diye özellikle elediğiniz meşhur duraklar var mı? Sizin rotanızda hangi destinasyonlar var? Yazın popüler duraklarının dışında denize kıyısı olmayan bir yerde veya metropolde kendi yaz dünyanızda neler yaşanıyor?
Rotam sabit değil, ruh halimle değişiyor. Bazen kuzeye kaçıyorum, bazen güneye iniyorum; kalabalığa karışıp kısa bir tur atıp yine sakinliğe dönüyorum. Benim yazım biraz git-gel ama hep kendi ritmimde.

Gerçek lüks; her an, her yerde, herkesle var olmak ya da görülmek mi, yoksa istediğiniz an tamamen ‘görünmez’ olabilme gücü mü? Bu mevsimin gerçek lüksü tam olarak hangi anla temsil ediliyor?
Bence gerçek lüks görünmek değil, ritmini kimseye göre ayarlamamak. Yazın lüksü de bu; ister kalabalığın tam ortasında olmak, ister kimse yokmuş gibi kaybolmak. Biraz var olup, biraz yok olmak.

Herkesleşmiş duyusal illüzyonları; güneş kremi kokusunu ve ‘summer hit’ gürültülerini bir kenara bırakalım. Kendi yazınızın sesini ve dokusunu; ‘yaz neşesine’ hiç bulaşmadan, klişelerin ötesinde nasıl tarif edersiniz?
Isınmış ten, tuz, büyülü bir gün batımı ve çiçek kokusu diyebilirim. Ses olarak ‘summer hit’ler değil aslında; biraz rüzgar, biraz uzaktan gelen şehir uğultusu, biraz da kendi iç sesim. Benim yazım yüksek enerjili ama dengeli; neşesi var ama taşmıyor. Gürültü değil, ritmi olan bir canlılık… Biraz his, biraz da aşk.

Bir yaz klasiği olarak, o beyaz ketenler ve hasır şapkalardan oluşan üniformaya karşı, sizin “estetik kalkanınız”, yani yaz stiliniz hangi özgün parçalardan oluşuyor? Mevsim normalleri üzerinde bile “stil sahibi” kalmak bir disiplin mi, yoksa tamamen bir tesadüf mü?
Bazen beyaz keten gömlek ve hasır şapka, bazen tek bir taşlı parça… Tamamen o günkü hissime göre. Genelde açık, temiz ve soft renkler. Ama siyahın asaleti ve kahverenginin o sıcak gücünü de mutlaka kullanıyorum Özenli ama uğraşılmış görünmeyen, şık ve yine dikkat çeken bir stil.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 2

Klişe Quiz
Favori dondurma üçlüsü: Limon, çilek, damla çikolata.
Bu yaz okunacak o kitap: Yerin Dibinden Geliyorum-Ayşe Özlem İnci
Yaz sofralarının başrolü: Karpuz.
Herkes olmaktan kurtaran imza yaz stili parçası: Oversize güneş gözlükleri.
Fonda çalan o şarkı: Büyük Ev Ablukada-Güneş Yerinde
Asla: Fazla logolu, bağıran parçalar.
Mutlaka: Deniz tuzlu dalgalı saçlar.
Her durumda yazın kurtarıcısı: Dudak kalemi ve ruj.
Tatil demek: Akışa bırakmak.
Yaz denince burnuma gelen o koku: Aşk.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 3

Didem Açar
@didiniav

“Yaz neşesi” toplumsal bir dayatma mı, yoksa doğal olarak hissedilen bir duygu mu? Yaz ve yaz neşesi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bence ‘yaz neşesi’nin hem gerçek hem de biraz fazla romantize edilmiş bir tarafı var. Yaz gelince herkesin bir anda daha mutlu, daha sosyal, daha enerjik olması bekleniyor gibi. O yüzden bazen biraz dayatma gibi de hissettiriyor. Ama bir yandan da günlerin uzaması, ışığın değişmesi, güneşi daha çok hissetmek gerçekten insana iyi geliyor. Benim için yaz, çok yüksek sesli bir mutluluk hali değil. Daha çok hafiflemek gibi. Daha sade hissetmek, biraz yavaşlamak, kendime yaklaşmak gibi… Benim yaz enerjim de sanırım burada biraz ayrışıyor. Çok hareketli ya da çok “bakın, yaz geldi!” gibi değil. Daha sakin, daha feminen, daha doğal. Daha hafif makyaj, daha rahat silüetler, biraz dağılmış saçlar… Benim için yaz, biraz gösterişten uzaklaşıp kendine dönmek gibi bir şey.

Şehirden sahile akın başladığında, şehrin ve sokakların gerçek sahibi olduğunu hissettiğiniz anları nasıl anlatırsınız? Şehrin gerçek sahibi olma fırsatında; sizi şehre bağlayan o “vazgeçilmez” yaz ritüeliniz nedir?
Ben yazın ilk sıcaklarında hemen kaçanlardan değilim. Hatta şehir biraz boşaldığında onu daha çok seviyorum. Kalabalık azalınca şehir de sanki biraz nefes alıyor. Daha sakin, daha yavaş, daha gerçek geliyor bana. Yazın şehirde kalmanın ayrı bir keyfi var bence, özellikle sabahlarında. Erken saatlerde alınmış bir kahve, henüz tam ısınmamış sokaklar, hafif bir güneş… O anlarda şehir daha kişisel hissettiriyor. Benim vazgeçilmez yaz ritüelim kesinlikle sabahlar. Güne erken başlamak, cilt bakımını hafifletmek, çok fazla hazırlanmadan dışarı çıkmak, günü biraz akışına bırakmak… Benim için yaz, büyük planlardan çok küçük ama iyi hissettiren anlarla güzel.

Size göre, yazın en “overrated” (hak ettiğinden fazla değer gören) miti sizce nedir?
Bence yazın en overrated şeyi ‘beach club’ kültürü. Herkesin aynı yerlere gidip aynı şekilde eğlenmesi gerekiyormuş gibi bir algı var. Bir noktadan sonra deneyimden çok, orada bulunmuş olmak daha önemli hale geliyor. Oysa benim için yazın en güzel hali biraz daha sakin, biraz daha gerçek ve biraz daha kendiliğinden olan anlar.

Yaza dair en büyük klişeniz nedir? Bu klişeyi nasıl daha “cool” bir hale getiriyorsunuz?
Benim yaz klişem sanırım oversized gömlekler. Özellikle de biraz erkek gömleği hissi veren, rahat ama güçlü duran parçalar. Yazın en çok döndüğüm şeylerden biri bu oluyor çünkü hem çok pratik hem de doğru kombinlendiğinde çok karakterli duruyor. Onu daha “cool” hale getiren şey ise fazla çabalanmış görünmemesi. Bazen bikini üstüne, bazen mini şortla, bazen de tek başına daha güçlü aksesuarlarla kullanmayı seviyorum. Büyük bir güneş gözlüğü, hafif dağınık saç, çok ağır olmayan ama canlı görünen bir ten… Benim için yazın en iyi hali biraz rahat ama net durmak. Sanırım benim yaz stilim genel olarak böyle. Çok uğraşılmış gibi görünmeyen ama aslında tavrı olan parçalar. Bence ‘en cool’ yaz görünümü de zaten biraz böyle oluşuyor.

Yaz rotanızı çizerken, “herkes orada” diye özellikle elediğiniz meşhur duraklar var mı? Sizin rotanızda hangi destinasyonlar var? Yazın popüler duraklarının dışında denize kıyısı olmayan bir yerde veya metropolde kendi yaz dünyanızda neler yaşanıyor?
Yaz rotası seçerken benim için en önemli şey, o yerin bana nasıl hissettirdiği. Çok popüler ya da çok konuşuluyor olması tek başına belirleyici olmuyor. Bazen deniz kenarında küçük ve sakin bir yerde, bazen de sevdiğim bir şehirde birkaç gün geçirmek bana çok daha iyi geliyor. Yazı biraz da bulunduğum yeri kendi ritmime göre yaşamak gibi görüyorum. O yüzden rotam da her zaman biraz ruh halime göre şekilleniyor.

Gerçek lüks; her an, her yerde, herkesle var olmak ya da görülmek mi, yoksa istediğiniz an tamamen ‘görünmez’ olabilme gücü mü? Bu mevsimin gerçek lüksü tam olarak hangi anla temsil ediliyor?
Bence gerçek lüks, her yerde görünür olmak değil, istediğin zaman geri çekilebilmek. Her an ulaşılabilir olmak bana lüks gibi gelmiyor. Yazın benim için en lüks hali; acele etmeden yaşamak, kendi ritminde kalmak ve gerçekten iyi hissettiren şeyleri seçebilmek. Biraz sessizlik, biraz mesafe, biraz da kendine ait alan.

Herkesleşmiş duyusal illüzyonları; güneş kremi kokusunu ve ‘summer hit’ gürültülerini bir kenara bırakalım. Kendi yazınızın sesini ve dokusunu; ‘yaz neşesine’ hiç bulaşmadan, klişelerin ötesinde nasıl tarif edersiniz?
Benim için yazın kokusu güneş kremi değil; ısınmış ten, saçta kalan rüzgar, akşamüstü sıcaklığı gibi daha gerçek şeyler. Yazı fazla neşeli ve klişe bir yerden sevmiyorum sanırım. Bence biraz yavaşlatan, biraz ağırlaştıran, daha tensel bir tarafı var. Sesi de yüksek bir “summer hit” değil; daha çok açık pencere, uzaktan gelen şehir sesi, akşamüstü sessizliği gibi.

Bir yaz klasiği olarak, o beyaz ketenler ve hasır şapkalardan oluşan üniformaya karşı, sizin “estetik kalkanınız”, yani yaz stiliniz hangi özgün parçalardan oluşuyor? Mevsim normalleri üzerinde bile “stil sahibi” kalmak bir disiplin mi, yoksa tamamen bir tesadüf mü?
Yazın daha hafif ve rahat parçaları seviyorum ama yine de kendimi içinde iyi hissettiğim bir çizgide kalmak benim için önemli. Tek bir yaz üniformam yok aslında; bazen çok sade, bazen daha feminen, bazen de sadece iyi hissettiren tek bir parçanın etrafında şekilleniyor. İnce kumaşlar, iyi bir gözlük, zarif aksesuarlar ve görünümü dengede tutan parçalar bu yaz da favorim. Benim için stil biraz ruh haliyle ilgili; mevsime uyum sağlarken kendinden uzaklaşmamak gibi.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 4

Klişe Quiz
Favori dondurma üçlüsü: Vişne, bitter çikolata, limon.
Bu yaz okunacak o kitap: Mrs Dalloway-Virginia Woolf
Yaz sofralarının başrolü: Ice latte.
Herkes olmaktan kurtaran imza yaz stili parçası: İpek şal.
Fonda çalan o şarkı: JVKE-Her.
Asla: Neon bikini ve aşırı bronz ten makyajı.
Mutlaka: Deniz sonrası duş.
Her durumda yazın kurtarıcısı: Kimono.
Tatil demek: Yavaşlamak, ritmi düşürmek, yavaşlatmak.
Yaz denince burnuma gelen o koku: Sol de Janeiro Cheirosa 62’nin tende kalan vanilyası.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 5
Selin Geçit
@selin.gecit

“Yaz neşesi” toplumsal bir dayatma mı, yoksa doğal olarak hissedilen bir duygu mu? Yaz ve yaz neşesi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Ne kadar yazı sevsem de değişik bir hüzün de katıyor bana. Diğer mevsimler sanki daha hayatın akışının içinde olduğumuz bir dönem ama yaz gelince içimden “Vay be! Demek bu sene de bitti, bu yaz da geldi…” gibi tatlı bir hüzün geliyor. Yazı çok seviyorum ama doğum günüm de yaz sonu olduğu için böyle ister istemez biraz daha geriye dönüp nostaljik bir yerlere gidiyorum kafamda. Neler başardım, neler başaramadım, neler başarmak istiyorum gibi sorular geliyor aklıma. Bir de küçüklüğümü düşünüyorum… O zamanlar yaz boyunca denize girip çıkıp keyifle, hiçbir sorumluluğum olmadan yaşardım yazı, şimdiyse bambaşka…

Şehirden sahile akın başladığında, şehrin ve sokakların gerçek sahibi olduğunu hissettiğiniz anları nasıl anlatırsınız? Şehrin gerçek sahibi olma fırsatında; sizi şehre bağlayan o “vazgeçilmez” yaz ritüeliniz nedir?
Yazı eskisi kadar artık yaşayamıyorum. Tabii ki kendime en azından bir tatil veriyorum, yurt dışında özellikle. Şehir dışı konserlerimiz de sağ olsun ufaktan bir yaz tatili yaşayabiliyorum festivallerle ama hep 1-2 gün oluyor. O yüzden öyle çocukluğumdaki gibi haziranın sonunda koşarak Urla’ya gidemiyorum artık. Sanırım o yüzden şehrin yalnızlığını biraz çekiyorum... Ama sıkıntı değil, biraz hoşuma da gidiyor.

Size göre, yazın en “overrated” (hak ettiğinden fazla değer gören) miti sizce nedir?
Herhalde ‘beach club’lar. Kendim de gitmiş olduğum için bir tarafını seviyordum, eğlenceliydi ama zaman geçtikçe daha da kalabalıklaştı ve eski tadı kalmadı bazı yerlerin. Açıkçası sessiz sakin yerleri keşfetmek daha hoş geliyor. Ve artık ekonomik olarak da başka bir seviyeye geldi. Beach club’lar yerine aynı bütçeyle yurt dışında tatlı bir kasabaya gitmek daha değerli geliyor. Sanırım pahalı yaz tatilleri biraz ‘overrated’.

Yaza dair en büyük klişeniz nedir? Bu klişeyi nasıl daha “cool” bir hale getiriyorsunuz?
Klişelerim yok sanırım. Herhalde mutlaka güzel bir “yaz insta dump’ı” hazırlamak diyebilirim.

Yaz rotanızı çizerken, “herkes orada” diye özellikle elediğiniz meşhur duraklar var mı? Sizin rotanızda hangi destinasyonlar var? Yazın popüler duraklarının dışında denize kıyısı olmayan bir yerde veya metropolde kendi yaz dünyanızda neler yaşanıyor?
Denizin ve havuzun yanında olmayı çok seviyorum, özellikle deniz. Küçüklüğüm hep Urla’da ve dedemlerle geçti, orada bir yazlığımız var. O yüzden benim için yaz, Urla demek. Eskisi kadar gidemiyorum ama hala aklıma orası geliyor. Orada, deniz kıyısında yattığımda çocukluk anılarıma dönüyorum.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 6

Gerçek lüks; her an, her yerde, herkesle var olmak ya da görülmek mi, yoksa istediğiniz an tamamen ‘görünmez’ olabilme gücü mü? Bu mevsimin gerçek lüksü tam olarak hangi anla temsil ediliyor?
Sevdiklerinle ve kendinle güzel vakit geçirmek gerçek lüks bence… İyi görünsün diye zorlamak ve yahut da “gittim” demek için bir yerlere gitmek değil. Gerçekten sevdiğin insanlarla değerli vakit geçirmek ki bunun illa yaz mekanlarında olması gerekmiyor. Belki İstanbul’da sıcak bir akşam, bir barda vakit geçirmek olabilir. Ya da belki ılık bir İzmir akşamında yürüyüşe çıkmak, bazıları için belki Londra’nın o tatlı ılık sokaklarında bir akşamüstüdür… Yani, olay bence mekan değil, olay tamamen yanındaki insanlarla ve hissettiklerinle neredeysen orada var olmak.

Herkesleşmiş duyusal illüzyonları; güneş kremi kokusunu ve ‘summer hit’ gürültülerini bir kenara bırakalım. Kendi yazınızın sesini ve dokusunu; ‘yaz neşesine’ hiç bulaşmadan, klişelerin ötesinde nasıl tarif edersiniz?
Güneş tenimi yakarken tatlı bir rüzgarın esmesi ve o tazelenme hissi… Denizin dalga seslerine karışan insan kahkahaları.

Bir yaz klasiği olarak, o beyaz ketenler ve hasır şapkalardan oluşan üniformaya karşı, sizin “estetik kalkanınız”, yani yaz stiliniz hangi özgün parçalardan oluşuyor? Mevsim normalleri üzerinde bile “stil sahibi” kalmak bir disiplin mi, yoksa tamamen bir tesadüf mü?
2013’teki yazlarımı özledim. Anneannemin dolaplarında bulduğum küçüklüğümdeki giydiğim şortları geçirip, üstüne annemin gençliğinde giydiği tişörtlerle plaja inmeyi… Ya da anneannemin eski bir elbisesini giyinmek ya da gerçekten öylesine elime atıp aldığım bir elbiseyi geçirmek... Çok kolaydı… Şimdi değişti ve bazen kendimin de o değişikliklerin içine kapıldığımı görüyorum, keşke bu kadar umursamasaydık. Ama hala Urla’ya gittiğimde o eski tarzıma kavuşuyorum. En sevdiğim, bikini üstüyle bir etek, şort veya salaş bir şalvar… Tabii ki nerede olduğumuza bağlı.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 7

Klişe Quiz
Favori dondurma üçlüsü: Karamel, yoğurt, çilek.
Bu yaz okunacak o kitap: Yaratıcı Eylem-Rick Rubin.
Yaz sofralarının başrolü: Taze domates salatası ve karpuz!
Herkes olmaktan kurtaran imza yaz stili parçası: Dr. Martins.
Fonda çalan o şarkı: All Night Long-Lionell Richie.
Asla: Kalabalık mekanda partilemek.
Mutlaka: Urla.
Her durumda yazın kurtarıcısı: Güneş kremi ve su!
Tatil demek: İyi gelecek, sıfırlayacak şeyler yapmak.
Yaz denince burnuma gelen o koku: Arkadaşlarla bir yaz gecesi sofrası ve mangal.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 8
Tuana Yılmaz
@yilmaztuana

“Yaz neşesi” toplumsal bir dayatma mı, yoksa doğal olarak hissedilen bir duygu mu? Yaz ve yaz neşesi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Yaz neşesinin ve yaz ikliminin eşitlikçi bir tarafı var. Deniz herkes için deniz, kum herkes için kum ve uzun tatiller hep yazlara ayrılmış, her standarda uygun bir deniz tatili kurgulamak mümkün. Bu sebeple “yaz neşesi” bir anda tüm yıl hedeflenen o tatil olabiliyor. Fakat ben çok da sıcak havalara bayılan biri değilim, o sebeple benim yaz neşem genelde daha serin topraklar seçmek ve yeni yerler keşfetmek üzerine.

Şehirden sahile akın başladığında, şehrin ve sokakların gerçek sahibi olduğunu hissettiğiniz anları nasıl anlatırsınız? Şehrin gerçek sahibi olma fırsatında; sizi şehre bağlayan o “vazgeçilmez” yaz ritüeliniz nedir?
Çok keyif alırım şehrin dinlendiği anlara şahitlik etmekten. Özellikle de trafiksiz bir İstanbul’da, gitmeye bir türlü vakit bulamadığım yerlerin keyfine varmak, arkadaşlarımla vakit geçirmek çok cazip bir plan benim için. Ama asıl vazgeçilmez ritüelim, denizden ve sahilden ziyade, daha önce görmediğim bir şehri veya ülkeyi ziyaret etmek ve yeni kültürlerle tanışmak.

Size göre, yazın en “overrated” (hak ettiğinden fazla değer gören) miti sizce nedir?
Bronzlaşmak… Özellikle de git gide sertleşen iklim şartlarında, güneşin en yoğun ve kaçılması gerekilen saatlerinde bronzluk yarışı içinde olmak bana göre çok tehlikeli bir moda.

Yaza dair en büyük klişeniz nedir? Bu klişeyi nasıl daha “cool” bir hale getiriyorsunuz?
En büyük klişelerim seyahat etmek ve tekne tatili. Yaşadığım şehre, ortama, hatta iklime ara verme klişesi… Daha ‘cool’ mu, bilmiyorum ama ruhumu ve yaratıcılığımı beslediği, gerçek bir değişiklik gibi hissettirdiği bir gerçek.

Yaz rotanızı çizerken, “herkes orada” diye özellikle elediğiniz meşhur duraklar var mı? Sizin rotanızda hangi destinasyonlar var? Yazın popüler duraklarının dışında denize kıyısı olmayan bir yerde veya metropolde kendi yaz dünyanızda neler yaşanıyor?
Çeşme ve Bodrum. Özellikle bayrama denk gelen yaz tatillerinde, eğer konserimiz de yoksa bu destinasyonlardan kaçmaya gayret ederim. Bana göre yaz tatiline soğuk ülkeleri, kış tatiline ise sıcak ülkeleri denk getirmek ve oralarda yeni kültürler keşfetmek tam bir tatil keyfidir. Fakat bir deniz tatili olacaksa su sporları olan yerleri tercih etmeyi gerçekten çok seviyorum. Foilboard adrenalini inanılmaz keyifli.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 9

Gerçek lüks; her an, her yerde, herkesle var olmak ya da görülmek mi, yoksa istediğiniz an tamamen ‘görünmez’ olabilme gücü mü? Bu mevsimin gerçek lüksü tam olarak hangi anla temsil ediliyor?
Bana göre tek gerçek ‘lüks’ sağlık. Bu iki seçenek arasından en keyif aldığımı seçecek olursam: Ben günlük hayatımda da yalnız vakit geçirmekten çok keyif alan biriyim. O yüzden direkt olarak görünmez olabilme arzusu olmasa da kalabalıklardan kaçma arzusu her zaman galip gelir. Sevdiğim bir insanla, yepyeni bir şehirde, ilk defa tattığımız serin bir içecek bana göre yazın gerçek lüksü olabilir.

Herkesleşmiş duyusal illüzyonları; güneş kremi kokusunu ve ‘summer hit’ gürültülerini bir kenara bırakalım. Kendi yazınızın sesini ve dokusunu; ‘yaz neşesine’ hiç bulaşmadan, klişelerin ötesinde nasıl tarif edersiniz?
Tarihi dokusunu kaybetmemiş, modern bir restorasyonla, yerini hiç de yorucu olmayan bir sadeliğe bırakmış bir otel hayal edelim. Penceremiz aralık, 25 dereceyi geçmeyen bir günde hafif bir esinti… Kahvaltı ardından yediğimiz serin meyvelerimizin kokusu, elimizde ilk defa keşfetmek üzere olduğumuz şehrin haritası. Bugünün rotasını en sevdiğimiz insanla analog olarak işaretliyoruz. Ve kulaklığımızdan paylaşımlı şekilde “Valerie” dinleyerek kendimizi sokaklara atıyoruz.

Bir yaz klasiği olarak, o beyaz ketenler ve hasır şapkalardan oluşan üniformaya karşı, sizin “estetik kalkanınız”, yani yaz stiliniz hangi özgün parçalardan oluşuyor? Mevsim normalleri üzerinde bile “stil sahibi” kalmak bir disiplin mi, yoksa tamamen bir tesadüf mü?
Keten, hasır estetiğini çok seviyorum ve giyen herkese de yakıştırıyorum o ferahlığı. Ama ben kişisel olarak pastel tonlardan ve siyahlardan vazgeçemiyorum.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 10

Klişe Quiz
Favori dondurma üçlüsü: Bitter çikolatalı, sütlü çikolatalı, sütlü dondurma.
Bu yaz okunacak o kitap: Körlük-Jose Saramago.
Yaz sofralarının başrolü: Karpuz.
Herkes olmaktan kurtaran imza yaz stili parçası: Miista loafers.
Fonda çalan o şarkı: Amy Winehouse-Valerie.
Asla: Espadriller.
Mutlaka: Festival konserlerim.
Her durumda yazın kurtarıcısı: Güneş gözlüğü.
Tatil demek: Yeni şehirler ve macera demek.
Yaz denince burnuma gelen o koku: Tuzlu esintiler.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 11
Zeynep Parla
@zeynepparla

“Yaz neşesi” toplumsal bir dayatma mı, yoksa doğal olarak hissedilen bir duygu mu? Yaz ve yaz neşesi sizin için ne anlam ifade ediyor?
Yaz neşesinin toplumdaki yaşamsal döngümüzle duygularımıza etki ettiği doğru bence. Yaz geldiğinde okullar tatil olur, İstanbul boşalır, dondurmalar çıkar, reklamlar vb. ışıl ışıl olmaya başlar. Bunlar yazın bizim için büyülü ve heyecan verici bir şey olmasına zemin hazırlar elbet. Yanı sıra havanın verdiği parlaklığın gerçekten psikolojimize etkisi var. Bütün kış yağmur, çamur ve trafikle kaplı, koşuşturma ve soğuğun olduğu şehirde yazla birlikte güneş açması insanın içini ferahlatan bir şey bence de.

Şehirden sahile akın başladığında, şehrin ve sokakların gerçek sahibi olduğunu hissettiğiniz anları nasıl anlatırsınız? Şehrin gerçek sahibi olma fırsatında; sizi şehre bağlayan o “vazgeçilmez” yaz ritüeliniz nedir?
Ben sadece yazın değil, aktif çalışmadığım her an şehirden kaçmaya çalışan biriyim. O yüzden benim için yazla direkt bir bağlantısı yok. Yazın eğer şehirde ve çalışıyorsam İstanbul’un bir nebze boşalmış olması insanı yaşadığı yere daha yakın hissettiriyor bence. Yanı sıra, yazın çok sıcağında şehirde olmak da bir hayli zor bence.

Size göre, yazın en “overrated” (hak ettiğinden fazla değer gören) miti sizce nedir?
‘Beach club’ partileri dersem tepki alır mıyım, bilmiyorum ama bence yazın sıcağında öğlen çok müzikli ve kalabalık yerlerde olmak benim için çok katlanılabilir bir şey değil. Ben daha sakinlikten yanayım.

Yaza dair en büyük klişeniz nedir? Bu klişeyi nasıl daha “cool” bir hale getiriyorsunuz?
Yaz benim için tekne tatili demektir. Her yaz bir kere de olsa kimsenin olmadığı koylarda sakince yüzebilmek, gece yıldızlara bakabilmek ve sabah güneşin doğuşuyla terleyerek uyanıp, denizde yüzünü yıkayabilmek yaza dair en keyifli şey bence.

Yaz rotanızı çizerken, “herkes orada” diye özellikle elediğiniz meşhur duraklar var mı? Sizin rotanızda hangi destinasyonlar var? Yazın popüler duraklarının dışında denize kıyısı olmayan bir yerde veya metropolde kendi yaz dünyanızda neler yaşanıyor?
Çok kalabalık duraklardan uzak duruyorum genelde. Bodrum gibi çok popüler yerlere gitmek yerine daha bakir kalmış koyların ve sakin doğanın içinde olmaktan keyif alıyorum. Gökova, Ören, Kaş, Dalyan benim vazgeçilmezlerim.

Gerçek lüks; her an, her yerde, herkesle var olmak ya da görülmek mi, yoksa istediğiniz an tamamen ‘görünmez’ olabilme gücü mü? Bu mevsimin gerçek lüksü tam olarak hangi anla temsil ediliyor?
Bence gerçek lüks istediğinde yalnız kalıp ihtiyacın olduğunda çağırabilecek ve kaliteli vakit geçirebileceğim dostlarının olması. Yazın gerçek lüksü de yine o dostlarla teninde tuzu suyla güzel bir akşam yemeğiyle batırılan güneşi izlemekte.

Herkesleşmiş duyusal illüzyonları; güneş kremi kokusunu ve ‘summer hit’ gürültülerini bir kenara bırakalım. Kendi yazınızın sesini ve dokusunu; ‘yaz neşesine’ hiç bulaşmadan, klişelerin ötesinde nasıl tarif edersiniz?
Birçok güzel akşam üstü tenindeki hafif yanma hissiyle birlikte verandada oturup yasemin çiçeği kokusunu içine çekmek.

Bir yaz klasiği olarak, o beyaz ketenler ve hasır şapkalardan oluşan üniformaya karşı, sizin “estetik kalkanınız”, yani yaz stiliniz hangi özgün parçalardan oluşuyor? Mevsim normalleri üzerinde bile “stil sahibi” kalmak bir disiplin mi, yoksa tamamen bir tesadüf mü?
Benim için tiril tiril uçuşan elbiseler demek. Rahat kimonolar, saç bantları, pareolar. Yazın aksesuar takmaya bayılıyorum mesela. Yaz genel olarak rahat ve şık bir tarz. Patlak renkler ve beyazın birleşimini kullanmaya bayılıyorum. Olmazsa olmazım pareolar diyebilirim. Binbir çeşit bağlama yöntemiyle her türlü tarzı pareoyla yaratmayı çok seviyorum.

Bir yaz (gerçekten) nasıl yaşanır? Klişelerin ötesinde yaz manifestosu - Resim : 12

Klişe Quiz
Favori dondurma üçlüsü: Cremerio Milano’dan vişneli bitter çikolata, vanilya, damla sakızlı.
Bu yaz okunacak o kitap: Sahilde Kafka- Haruki Murakami.
Yaz sofralarının başrolü: Yoğurtlu kızartma ve kabak çiçeği dolması.
Herkes olmaktan kurtaran imza yaz stili parçası: Büyük renkli gözlükler.
Fonda çalan o şarkı: Khruangbin-white gloves.
Asla: Köpük partisi.
Mutlaka: Yelkenli.
Her durumda yazın kurtarıcısı: Bandana ve pareo.
Tatil demek: Huzur, sakinlik, nefes.
Yaz denince burnuma gelen o koku: Yasemin.