Ben demiştim kişisi

Yaşanılan her şeyden öğreneceklerimiz var. Yaşamadan öğrenmek için ise iki kelime yeter. ‘Ben demiştim’ demeyi sevmeseler de tecrübelerinin ışığında, öngörüleriyle ya da sıradan tahminleriyle hayatın her köşe başında onlarla karşılaşacaksınız.

Ben demiştim kişisi

Nereden mi biliyoruz? ‘Ben demiştim kişisi’ çoktan söylemişti. Tabii ki!

Soğuk bir günün ortasında dumanı üzerinde bir kahve siparişi veriyorum. Masaya bol kremalı, sade ve sütlü üç kahve geliyor. Sade kahvemden bir yudum aldıktan sonra tadını beğenmediğim için biraz yüzümü ekşitiyorum. Açıkçası bunu pek beğenmedim. O sırada, sütlü kahvesinden esaslı bir yudum alan sevgili dostumun sorusuyla karşılaşıyorum: Yoksa, kahveyi beğenmedin mi? Başımı onaylar şekilde aşağı yukarı sallıyorum. İşte, şimdi dostumun en sevdiği sözcükleri söylemek adına her şey hazır. Zafer kazanmış bir kumandan gibi göğsünü şişiriyor, yarım bir gülümseme takınıyor ve o büyülü sözlerini söylüyor: ‘Ben demiştim!’ Birkaç dakika önce ne yaşanmıştı? Siparişimi vermeden önce sevgili dostum, buranın kahvesinin pek güzel olmadığını söylemişti. Haklı ama; madem öyle neden burayı seçmişti? Onun için bu sorunun yanıtı önemsiz. Çünkü ‘Ben demiştim kişisi’ her zaman kendi haklılığının peşine düşüyor. Şimdiye kadar her köşe başında, her tecrübede, her ayrılıkta, her yanılgıda, her başarısızlıkta ve hayata dair tüm deneyimlerde ‘ben demiştim’ diyen dostum ve tanıdığımız simalar hakkında konuşacaklarımız var.

ÖNGÖRÜLER Mİ, TECRÜBELER Mİ?

Son hız yol aldığımız hayat yolculuğunun direksiyonundayız. Yol hayli kıvrımlı ve yer yer engebeli. Bu yolculuğun tüm keyfiyse yalnızca fonda çalan müzik değil, sürprizlerle ve yeni seçeneklerle dolu olması. Bazen rotadan saparak hayatın olağan akışını değiştirebilir; bazen ise aksine kötü bir yola saptığınız için sakince geri geri gelebilirsiniz. Fakat bu yolun her kontrol noktasında bir ‘ben demiştim kişisi’ ile karşılaşıyoruz. Kabul, öngörülerle olası sonuçları yaşanmadan evvel bilebilmek şahane olurdu. Yine de hatalar ve yanlış seçimler sonucunda elde edilen tecrübeler, yolun kalanı için büyük bir avantaj sağlıyor. Bu, yazılı olmayan bir kural gibi. Kaldı ki ‘deneyim’ sözcüğü sözlük anlamı itibarıyla ‘bir kimsenin belli bir sürede veya hayat boyu edindiği bilgilerin tamamı, tecrübe, eksperyans’ olarak tanımlanır. Anlayacağınız, yaşamak tam olarak böyle bir şey. Ne demişler? Bir musibet, bin nasihatten iyidir. Bunu da söylemişler miydi?

Fikir beyan etme arzusuyla yanıp tutuşan ‘ben demiştim kişisi’ herkes olabilir. Ebeveyn, yakın arkadaş, sevgili, okul veya iş arkadaşı ya da herhangi biri o kara büyülü sözcükleri kullanabilir. Bu öğüt ötesi alışkanlık, yalnızca karşıdaki kişiyi koruma arzusuyla kalmıyor; sonrasında yaşanılan olumsuz sonuçlarla yani haklılık durumunda bir üstünlüğe dönüşüyor. O anlar bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor, değil mi? Evet, yine bir yarım gülüş ve o kara büyülü sözleri tekrar duyuyorsunuz. Fakat sonucu değiştirmediği sürece haklı olmanın verdiği tatmin duygusunu anlayamıyor olmalısınız. Endişelenmeyin, henüz biz de anlayamadık…

OLUMSUZLUK EKİ

‘Ben demiştim demeyi sevmem ama…’ ile başlayan tanıdık diyalogları hatırladığımız bu anlarda, duyduğumuz kelimelerin üzerimizde olumlu bir etkiye sahip olmadığının soğuk gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Klinik Psikolog Selin Erekli, öncelikle bu kalıbın kötü bir algı yaratmasını istemediğini ifade ediyor. “Çoğu zaman eşimize, dostumuza, çocuğumuza; ‘Bak gördün mü? Ben demiştim, daha iyi hissettin, daha mutlusun!’ gibi pozitif, motivasyon amaçlı, iyi niyetli cümleler de kuruyoruz. Aslında hepimiz birer ‘ben demiştim kişisi’yiz. Fakat olumsuz algıya yol açan nokta; başkasının hatasında, düşüşünde yani negatif deneyiminde başlıyor. Hata yapan, düşen, yanılan, üzgün birine ‘ben demiştim’ demek oldukça acımasız bir ton yaratıyor. Bu, karşımızdaki insanda suçluluk duygusu yaratmaktan, utançtan başka bir işe yaramaz.” Bu sırada romantik ilişkilerdeki eşit rolleri, yakın sosyal ilişkilerdeki dinamiği veya ebeveyn-çocuk arasındaki dengeyi bozma ihtimali üzerine de düşünüyoruz. Uzm. Psk. Selin Erekli, kişinin haklı çıktığı an hissettiği hazzın, o anlığına karşı tarafın üzüntüsünden çok daha önemli olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Evlilik ve ebeveynlik başta olmak üzere hayatta edindiğimiz her rol için ‘ben demiştim’ cümlesini dilimizden uzak tutmak; eşimize, çocuğumuza, dostumuza yapacağımız en büyük iyiliklerden biri. Mutlu bir evliliği savaş alanına çevirebilecek güce sahip olan ‘ben demiştim’ aynı zamanda çocuğunuzun, dostunuzun özgüvenini yerle bir edecek kudrete de sahip.” Sevgili ‘ben demiştim kişisi’ ileri görüşlülüğünü saygıyla karşılıyoruz ama aramızdaki bağı daha çok önemsiyoruz.

LÜTFEN, DENEME VE YANILMA!

Başarısızlıktan haz almak mı, haklı olmaktan gurur duymak mı? Yoksa, bunun bir olası sonu engelleme girişimi mi olup olmadığı tartışılır. Olası bir sondan bahsetmişken, mitolojik ‘ben demiştim kişisi’, Truva Kralı’nın kızı Cassandra’yı da unutmamalıyız. Apollon’un aşkına karşılık vermesi için geleceği görme yeteneği bahşedilen Cassandra, ardından bu aşkı reddettiği için bu kez de geleceği görmesine rağmen kimseyi bu kehanetlere inandıramamakla lanetlenir. Kısacası, öngörüler bir kehanet olmadığı sürece ya da Cassandra’nın yeteneklerine sahip biriyle diyalog halinde değilsek bu ihtimali listeden çıkarıyoruz. Elbette, her ‘ben demiştim kişisi’ aynı hisler ve aynı motivasyonla bu sözcükleri sarf etmiyor. Olumlu bir etkisi olmadığı maruz kalanlar tarafından tecrübeyle sabit olsa da pratikten ziyade teoriye önem veren kişiler bu tutumda ısrarcı davranıyor. Ebeveynlerin çocuklarıyla, sevgililerin birbiriyle, dost meclisinin tüm rollerinde duyduğumuz bu sözlerin öğrenme alışkanlıklarımız üzerindeki etkisini merak ediyoruz. Hayatın ilk gününden bu yana deneme-yanılma yöntemiyle tecrübe ettiğimiz birçok şeyi, zamanla teorik bilgilerin ışığında geliştiriyoruz. Fakat bu yolda teoriye daha çok önem verenler adeta testi kırılmadan bizimle ufak bir münakaşaya giriyor. Uzm. Psk. Selin Erekli, bu davranışa maruz kalma halinin kişinin öğrenme arzusunu körelttiği görüşünde. Ayrıca, “Derdini anlatmamasına, hatasını saklamasına, kendine inancını yitirmesine kadar varan büyük sonuçlarla yüzleşmesine sebep olabilir” notunu da ekliyor. Buna karşı, bir ‘ben demiştim kişisi’ olmak istemeyenler için çok basit bir tavsiyede bulunuyor: Empati. Şimdi, herkesi derin bir nefes almaya ve kendinize yapılmasını istemediğiniz, daha doğrusu duymak istemediğinizi başkasına söylememeye davet ediyoruz. Davetiyemiz çok kişiliktir, hayat tecrübemiz ise klimalıdır.

YAŞANACAK BİR HAYAT

Başarısız bir kariyer adımı attığımızda, bir ayrılığın ertesinde aşk acısı çekerken, akademik hayal kırıklığımız sırasında, yeni bir şeyler öğrenmeyi beceremediğimizde ve benzeri diğer tüm durumların sonrasında; evet, muhtemelen siz demiştiniz. İyi, başarılı ve doğru sonuçlarla karşılaştığımızda da siz çok önceden bunu bildiğinizi de biliyoruz. Yine de günün sonunda, tüm olumsuz durumlarla başa çıkmak zaten fazlasıyla zorlayıcı. Bir ‘ben demiştim’ söylemiyse yaraya tuz basmaktan farksız. Her şeye rağmen ve tüm ‘ben demiştim kişileri’ne karşı Mahatma Gandhi’den ilham alıyoruz: “Özgürlük, hata yapma hürriyeti içermiyorsa; sahip olmaya değmez.” Kötü romantik ilişkilerin başrolleri, vefasız arkadaşlar, kariyerinde yükselemeyenler, iyi kahveyi seçemeyenler, yanlış kararlar verenler kara büyülü sözlerin ardından bir şeyi merak ediyor: Pardon, ne demiştiniz?

NE DEMİŞLER?

-Nesli, 28
“Her zaman doğru kararlar veremeyiz. Birinin ‘böyle olacağı belliydi’, ‘yine mi başaramadın?’, ‘ben zaten demiştim’ sözleriyse insanı daha içe kapanık hale getirebiliyor. Hepimiz bazı kararlar alıyoruz, sorguluyoruz, üzerine günlerce düşünüyoruz ve bize doğru gelen her neyse onu yapmaya çalışıyoruz. Sonuç her zaman iyi olmuyor. Ne olursa olsun; ‘bu senin hayatın ve senin kararındı -iyisi veya kötüsüyle sendin- tavrını’ daha doğru buluyorum. Bu tavır yalnız hissetmememizi sağlıyor. ‘Ben demiştim’ tavrını ‘çok bilmişlik’ olarak görsem de çoğu zaman ego ile ilgili olmayabilir. Belki de karşımızdaki kişi, iyi niyetini belki de kelimelere daha pozitif bir şekilde dökemiyordur. Tabii bu, bariz hatalarda daha çok geçerli. Aynı duruma kendini tekrar tekrar sokman gibi. Bu noktada bir dostun ‘ben demiştim’ demesi üzücü olabiliyor. Daha pozitif bir söylem sayesinde o kişiyle daha rahat bir iletişim kurabiliyorum. Aksi durumda ‘ben demiştim kişisi’ne karşı paylaşımları filtreliyorum. Zamanla aramıza duvarlar örüyor ve ona duymak istediklerini söylüyorum.”

-Gökçe, 39
“Öncelikle, ‘ben bilirim’ arkadaş ve aile ilişkilerinde sıkça kullandığım bir cümle değil. Sosyal ilişkilerde esas olanın dinlemek olduğunu düşünüyorum. Fikirlerimi söylediğim zamanlarda ise karşı tarafın hata yapma hakkına saygı duymakla yetiniyorum. Herkes yaşamak istediğini yaşar ve seçimleri sadece o kişiyi ilgilendirir. Kişisel alanları korumaya önem veriyorum ve kimsenin alanına girmemeye özen gösteriyorum. Kendi alanımı da her zaman koruyorum. Benim ‘ben demiştim’ söylemim genellikle profesyonel hayatta ortaya çıkıyor. Tecrübeyle sabit bazı fikirlerin sonucu; beni, işimi ve ekibimi etkilediği için başta kurduğum bir cümlenin, sonunda doğru çıkması ama uygulanmamış olması maalesef üzücü olabiliyor. İçimden kocaman bir ‘ben demiştim canavarı’ çıkıyor. Bile bile lades özel hayatımızda hakkımız; iş hayatımızdaysa bir ‘ego savaşı’ aslında. Bu cümleyi sık sık kuran insanın derdi de ego bence. Çünkü egosu daha büyük olan, karşısındakinin fikirlerini dinler ama bir teraziye koyup değerlendirmez ve kendi bildiğini okur. Sonuç başta söylenen gibi olduğundaysa bu defa ego savaşında söz dinlemeyen taraf bir adım geriye düşer. Bitiş çizgisindeki ‘ego bandını’ omuzlama sırası yarışa geride başlayandadır. İşte, o anda dolu dolu bir cümle çıkıverir ağzından: Ben demiştim!”

Yazı: Baran Alışkan