Öyleyse Güney İtalya!

Enerjisi bambaşka, keyfi başka! İtalya denilince akla önce tarih sonra da lezzetli yemekleri geliyor olsa da, güneyine inince işler biraz değişiyor çünkü bu güzel ülkenin özelliklerine bir de deniz ve eşsiz bucaksız manzara ekleniyor...

Öyleyse Güney İtalya!

Yazı: Nilgün Yıldız Konakcı

AKDENİZ'İN BELKİ DE HER ŞEHRİ AYRI TARİH KOKAN GÜZEL ÜLKESİ İTALYA'YI bu sefer de yaz tatilimizi geçirmek için seçtiğimizde Instagram’da gördüğümüz muhteşem manzara fotoğraflarının da etkili olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. ‘Benim niye Amalfi Kıyıları’nda bir fotoğrafım olmasın’ diyerek başladık yolculuğumuza…

Napoli
İlk istikamet iki saate yakın süren yolculuğumuzun ardından Napoli oldu. Roma ve Milano’dan sonra İtalya’nın üçüncü büyük şehri olan Napoli’ye daha önce gelmeme rağmen çok fazla dolaşma imkanım olmamıştı. Napoli’ye gitmeden önce bilmemiz gereken en önemli şey tüm internet sitelerinde yazıldığı gibi güvenlik sorunuydu. Çünkü Napoli tarih boyunca bir mafya şehri olmuş. Bu yüzden otomobil kiralama işimizi Napoli’den ayrılırken yapmaya karar verdik. Sizin de aklınızda olsun eğer otoparkı olmayan (ki genelde sokaklar çok dar olduğu için) bir otel seçiyorsanız otomobil kiralamayı bir kez daha düşünmelisiniz. Zaten sokakta yürürken arabaların direksiyonlarında bizim hayatımız boyunca hiç görmediğimiz dev demir kilitleri gördüğünüzde bunu daha iyi anlayacaksınız. Kısacası uçaktan indikten sonra otele varmak için havalimanından kalkan otobüslerle Napoli’deki son durak olan limana ulaştık.

Napoli’ye ilk vardığınızda belki de denizin etkisiyle farklı olduğunu hemen görebiliyorsunuz. İkinci fark ettiğiniz konu ise çöpler oluyor. Avrupa’da nasıl bu kadar kirli sokağın var olabildiğini görünce epey şaşırdığımı söyleyebilirim. Fakat sonradan öğrendiğimize göre mafya ve polis arasında uzun süreden beri devam eden çöp toplama kavgası sonunda mafyanın çöpleri toplatmamasıyla durum bu hale gelmiş. Bu konuyla ilgili bilgimizi alıp, otelimize yerleştikten sonra tarihte yaklaşık 600 sene süren özerk Napoli Krallığı’ndan izler taşıyan sokaklarda yürümek için yola çıkıyoruz. Napoli’deki hemen hemen eski tüm binaların üstünde bir amblem görebilirsiniz. Üst kısımda bir kral tacı ve iki tane yabani kuş figürünün olduğu bu amblem, krallığın bir simgesi.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 1

Nerelere gitmeli?
Napoli’nin en ünlü yapılarından biri Küçük Vatikan olarak da bilinen şehir merkezindeki Piazzo Plebistico Meydanı’ndaki San Francesco di Paola Kilisesi. Gotik bir havanın hakim olduğu bu kiliseye giriş ücretsiz. Napoli’nin simgelerinden biri olan ve bir zamanlar Napolyon’un da yaşadığı Royal Palace ise görülmesi gerekenlerden. Napoli’de görülmesi gereken yerlerden biri de Galeri Umberto. Cam tavanıyla meşhur bu çarşıda çok fazla mağaza bulunmasa da dönemin mimarisi açısından fark yaratıyor.

1200’lü yıllarda yapılan Castel Nuovo ise denizin tam yanında yer alan bir şato. Şehrin düşman saldırılarından korunması için yapılmış. İyi bir manzara içinse füniküler hattı ile çıkabileceğiniz Castel Sant’Elmo, şehirdeki diğer büyük bir kale. Vezüv Yanardağı’nı da görebileceğiniz manzaraya bakmaya doyamayacaksınız. Şatonun hemen karşısında ise güzel bir restoran bulunuyor. Bu restoranda bir şeyler içebilir ya da lezzetli makarnaların tadına bakabilirsiniz.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 2

Neler yapılmalı?
Eğer siz de benim gibi bir alışveriş tutkunuysanız Napoli’yi seveceksiniz demektir. Çünkü burada oldukça uygun fiyatlı mağazalar yer alıyor. Dar sokakların önünde seyreden büyük bazilikanın arkasında yer alan caddelerde gezerek alışverişinizi gerçekleştirebilirsiniz. Ayrıca Napoli’nin en önemli ve uzun caddesi olan Spaccanapoli’de ünlü markaları da bulabilirsiniz.

Bu arada Napoli’de alacaklarınız arasında mutlaka makarna, limoncello ve limonlu sabunlar olmalı. Bir de ‘baba’ tatlıları meşhur. Her yerde kavanozlar içinde satılan bu tatlı benim damak zevkime pek uymuyor ama belki siz beğenirsiniz. Karşınıza çıkacak bir diğer ünlü içecek ise melonçello adıyla bilinen limonçellonun kavun versiyonu. Burası bunları alabileceğiniz en ucuz şehir.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 3

Ne yenir?
Napoli denilince akla Napoliten makarna gelse de bu şehir margherita pizzanın anavatanı. Napoli Kraliçesi margherita halkın doyması için ulusal bir yemek yapılmasını isteyince bir şekilde İtalyan bayrağı renginden oluşan domates, mozzarella ve fesleğenli margherita pizzası ortaya çıkmış. O yüzden burada nereye giderseniz gidin, pizzasından memnun kalacağınıza eminim. Napoli’ye giderken bilmeniz gerekenlerden biri de siesta saatleri; çoğu restoran 13.00-18.00 arasında kapalı.

Sadece Margherita pizzanın sunulduğu L’Antica Pizzeria da Michele adlı salaş pizzacıyı Eat Pray Love filminde Julia Roberts’ın gittiği yer olarak hatırlayabilirsiniz. Koca tabaklarda şekilsiz gelen pizzaları bir kere yerseniz unutamayacağınıza bahse girebilirim. Fakat akşamları kapısında kuyruk oluyor, o yüzden erken saatlerde gitmeye gayret edin. İtalya gidip de dondurma yemeden dönmek olmaz. Bizim favorimiz manda sütünden yapılan lezzetli dondurmalarıyla ünlü Mennella oldu.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 4

Sorrento
Napoli’den kiraladığımız otomobille Sorrento’ya doğru yola çıktıyoruz. Yol yaklaşık bir saat sürüyor. Bu tatil kasabasının bir yanı dağ, bir tarafı ise sahil. Napoli’den sonra kendinizi burada daha fazla tatil havasında hissedebilirsiniz. Turunç ve zeytin ağaçları ile bezeli bu kasabayı gezmeye Tasso Meydanı‘ndan başlıyoruz biz.

Benim en çok beğendiğim yerlerden biri olan Sorrento, aslında küçücük bir kasaba. İtalya’nın güneyinde gideceğimiz diğer şehirlerde olduğu gibi burada da denize girmek için mutlaka asansör kullanmak gerekiyor. Çünkü dağlık bölgeden denize inmek tahmin edersiniz ki oldukça zor. Sahil şeridinde şezlong ve şemsiye kiralayabileceğiniz birçok plaj var. Buradaki fiyatlar 5 euro ile 10 euro arasında değişse de Amalfi ya da Positano’ya gittiğinizde bu fiyatlar size çok ucuz gelebiliyor.

Nerede yenir?
Sorrento’nun dar sokaklarında birçok güzel restoran var. Ama benim kesinlikle tavsiye edeceğim restoranlardan biri Gigino. Ben lazanya yemeyi tercih ettim ama kesinlikle tüm yemekler harikaydı.

Ne yapılır?
Sorrento’yu gezmek için sadece bir gün yetiyor. Biz ikinci günümüzde sadece 20 dakika süren feribotla Capri Adası’na geçtik. Capri Adası, Capri ve Anacapri diye iki bölgeye ayrılıyor. Capri, Marina Grande’de feribottan indiğiniz yer, Anacapri ise adanın yüksekte kalan diğer kısmı oluyor. Sosyetik ve zengin İtalyanlar Anacapri’deki villalarda otururken, birçok ada yerlisi Capri’de yani daha alçak olan bölgede yaşıyor. Anacapri’ye gidebilmek için epey bir süre füniküler kuyruğunda beklemek gerekiyor. Özellikle Güney İtalya’da yaşayan yerli halkın ne kadar kaba olduğunu burada anlayabiliyorsunuz. Bir kere sıra bekleme diye bir şey yok. Bir anda önünüze geçip, sizi duymazdan gelmeleri burada bir gelenek. Fünikülerle yukarıya çıktıktan sonra oldukça dar sokaklarıyla Capri Adası karşınıza çıkmış oluyor. Burada ilk yapmanız gereken biraz yürüdükten sonra karşınıza çıkan Tavolacalda’da dondurma yemek olmalı. Eğer dondurma yemek istemezseniz diğer tatlı seçenekleri de sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 5

Adanın sokaklarında gezerken küçük ama bir o kadar da pahalı dükkanlar dikkatinizi çekecek. Bu dükkanlar arasında benim en sevdiğim sabunlarıyla ünlü Cathusia oldu. Birçok şubesi olan bu mağazayı mutlaka dolaşın. Limon kokuları arasında kaybolmak garanti. Capri Adası’nda yapılacaklar arasında Marina Piccola’da bulunan Giardini Di Augusto (Agustus’un Bahçeleri)’yu gezmek var. Bu küçük adanın mutlaka gidilmesi gereken bir köşesi... Adanın en güzel yerlerini görebileceğiniz seyirlik bir terası da var. Ücretli olan bu bahçenin her yeri çiçeklerle süslenmiş. Aslında bu bahçenin hemen yanından Via Krupp (Capri’de yaşamış bir Alman) yolu ile aşağıya sahile inilebiliyormuş ama üç yıldır bu geçiş kapatılmış. Çünkü yukarıdan düşen taşlar yaralanmalara sebep olmuş ve yolu kapatmış.

Capri’nin güney kıyısında, Punta Tragara’da, deniz üzerinde kireç taşından üç kaya parçası var. Faraglioni adı verilen bu yeri de görmelisiniz. Zaten adanın simgesi haline gelmiş. Kıyıya bağlantısı olan tek kayanın adı ise Faraglione di Terra. İkinci kayanın Mezzo ve Stella olmak üzere iki adı var. Karaya en uzakta olan kayanın ismi ise Scopolo. Bu kayaları daha yakından görmek ve mavi mağara olarak bilinen Grotto Azzura’yı ziyaret etmek için tekne turuna çıkabilirsiniz. Bu tekneler mağaralara girip, çıkıyor. İsterseniz kalabalıkla birlikte isterseniz de ayrıca olarak kiralayabileceğiniz tekneler, Faraglioni’nin içinden geçerken yanınızda sevgiliniz ya da eşiniz varsa öpüşmeyi unutmayın. Çünkü romantik İtalyanlar bunun uğur getirdiğine inanıyor. Bu arada eğer denize girmek isterseniz Anacapri merkezinden kalkan otobüslere binerek Marina Piccola’ya ulaşabilirsiniz. Bu bölgede birçok plaj mevcut. Meşhur kayaları uzaktan izleme şansınızı da kullanmış olursunuz.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 6

Posıtano
Sorrento’dan sonraki durağımız Positano oldu. Positano’ya otomobille yaklaşık yarım saatte varabiliyorsunuz. Manzarası ve doğal güzelliğiyle tam bir romantizm rotası. Amalfi sahillerinin en lüks yerlerinden biri kabul edilen, daracık sokaklarıyla sizi büyülemeye hazırlanan Positano’da ne yaptın derseniz, ben sokakları dolaştım ve denize girdim. Ama siz mutlaka heyecanlı bir şeyler yapmak istiyorum diyorsanız, gezebileceğiniz tek yer olarak katedrali önerebilirim ama onun da çok esprisi yok. Buranın en ünlü yanı ise dik yamaçtan denize doğru inen rengarenk evleri. Kısacası Positano’ya mutlaka uğrayın ama bütün günü burada geçirmeyi hayal etmeyin. Belki lüks otellerden birinin terasında güneşin batışını izlersiniz.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 7

Amalfi
Yolculuk boyunca en çok nereyi sevdin derseniz, sevmeyi bırakın büyülendim diyeceğim yerin ismi Amalfi’nin küçük dağ köyü Agerola olur. Öncelikle kaldığımız oteli ayarlarken yorumlarda denize yürüyerek 14 dakika diyen bir yazıya kandığımızı söylememiz lazım. Otelimiz Villa Donna Fausta’ya ulaşmak için öyle bir yoldan çıktık ki, hayatım boyunca unutamayacağım bir yolculuktu. Bu kadar dik ve dar yol daha önce hiç görmemiştim. Ayrıca biz temkinli şekilde karşıdan biri gelecek mi diye korkarak otomobil kullanırken, korkusuz İtalyanları yolun bu kadar dar ve virajlı olması hiç bağlamıyordu. Dağın en tepesine doğru çıkarken ve ‘burada ne olabilir ki?’ diye söylenirken tatilimizin en güzel durağına doğru yol aldığımızın farkında değildik. Agerola dağın tepesinde, eşsiz bir manzaraya sahip o kadar güzel bir köy ki, bir anda kendinizi bir İtalyan filminde gibi hissedebiliyorsunuz. Kaldığımız otelin neredeyse 90 yaşında olan işletmecisi teyzemiz hem çok iyi İngilizce konuşuyor olması hem de şıklığı ile bizi şaşırttı. Odanın dekorasyonu anneannenizin evini hatırlatacak cinsten. Odada televizyon ve klima olmadığını da söylemeden geçemeyeceğim. Ama her ikisine de ihtiyaç duymuyorsunuz. Kasabaya otomobilsiz gitmek isterseniz saat başı kalkan otobüsleri de kullanabiliyorsunuz. Yemek yemek için Amalfi’ye kadar gitmeye gerek yok. Hemen kasabanın girişinde yer alan La Selva Di Fusco Antonio’yu kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ederim. Pizzaları, makarnaları ve ev yapımı şarapları harikaydı. Fiyatları ise tüm İtalya tatilimiz boyunca harcadığımız tüm yemeklerden daha uygundu.

Denize girmek için yine aynı yolu inerek merkeze ulaşmak gerekiyor. Burada birçok özel plaj ve ayrıca halk plajı var. Yalnız şezlong ve şemsiye fiyatlarının bulunduğu yere göre değiştiğini söylemekte fayda var. Öndekiler 20 euro civarında, arkadakiler ise 15 euro’ya kadar inebiliyor. Bu arada herkes için ayrı bir şezlong tutmak gerektiğini de hatırlatayım.

Öyleyse Güney İtalya! - Resim : 8