Reflünün gözden kaçan belirtileri

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu, reflü hastalığının gözden kaçabilen belirtilerini, tedavi edilmediğinde yol açabileceği ciddi kronik sorunları ve hangi aşamada ileri tetkiklere başvurulması gerektiğini tüm detaylarıyla paylaştı.

Reflünün gözden kaçan belirtileri

Yemek yendikten sonra göğüs bölgesinde hissedilen yanma veya ağıza acı su gelmesi, pek çok insanın zaman zaman karşılaştığı sıradan durumlardandır. Fakat bu tür şikâyetler sıklaşmaya başlar ve günlük hayatın kalitesini bozarsa, akla gastroözofageal reflü hastalığı gelmelidir.

Reflünün gözden kaçan belirtileri - Resim : 1
Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu

Mide içeriği neden geri kaçar?

Yemek borusu ile midenin birleştiği noktada bulunan alt özofagus sfinkteri, mide asidinin ve yiyeceklerin yukarı çıkmasını önleyen doğal bir kapakçık işlevi görür. Bu mekanizmanın zayıflaması veya doğru çalışmaması sonucunda mide içeriği yemek borusuna doğru geri kaçmaya başlar.

Aşırı kilo, tek seferde çok büyük porsiyonlar tüketmek, yağlı yiyecekler, gece geç saatlerde beslenmek, sigara kullanımı, bazı ilaçlar ile spesifik içecek ve gıdalar reflü şikâyetlerini tetikleyebilir. Ayrıca "hiatal herni" olarak adlandırılan mide fıtığı da bazı durumlarda reflüye eşlik eden önemli bir faktördür.

Yaşanan her yanma hissi reflü anlamına gelir mi?

Arada bir yaşanan mide yanmaları tek başına reflü hastalığına işaret etmeyebilir. Ancak bu yanmalar haftada birkaç defa tekrarlıyorsa, göğüs kemiğinin arkasında rahatsızlık yaratıyorsa, ağıza acı veya ekşi su geliyorsa ve özellikle yemeklerden sonra daha da belirginleşiyorsa durumu ciddiye almak gerekebilir.

Öte yandan reflü, her zaman klasik mide yanmasıyla kendini göstermez. Bazı hastalarda ses kısıklığı, sürekli boğazı temizleme isteği, geçmeyen öksürük veya boğazda bir şey takılmış hissiyatı gibi daha farklı belirtilerle de ortaya çıkabilir. Elbette bu tür semptomların farklı rahatsızlıklardan da kaynaklanabileceği unutulmamalıdır.

Kronikleşen reflünün kansere dönüşme riski var mıdır?

Reflünün doğrudan doğruya kansere yol açtığını ifade etmek eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. Ancak yıllarca süren ve kontrol altına alınmayan reflü, yemek borusunun alt kısmında kronik tahrişlere ve iltihaplanmalara zemin hazırlayabilir.

Zaman içerisinde bazı hastalarda "Barrett özofagusu" adı verilen hücresel değişimler gözlemlenebilir. Barrett özofagusu direkt kanser demek olmasa da, yemek borusunda görülen adenokarsinom türü kanserlerin gelişme riskini artıran bir faktör olarak kabul edilir. Bu sebeple; uzun süredir devam eden reflü şikâyetleri, yutkunma zorluğu, nedeni bilinmeyen kilo kayıpları, kansızlık, kanama belirtileri veya uygulanan tedaviye yanıt vermeyen yakınmalar söz konusuysa mutlaka ileri değerlendirme yapılmalıdır.

Teşhis aşamasında hangi yollar izlenir?

Hastalığın teşhisinde öncelikle hastanın detaylı öyküsü ve klinik muayene bulguları temel alınır. İhtiyaç duyulması halinde, endoskopi yöntemiyle yemek borusu ve mide incelenerek reflünün bu bölgelerde yarattığı olası tahribat değerlendirilir.

Bazı vakalarda ise 24 saatlik pH ölçümü ve özofagus manometrisi gibi daha ileri tanı araçlarına başvurulabilir. Hastaya hangi testlerin uygulanacağı; kişinin şikâyet tablosuna, muayene sonuçlarına ve daha önce aldığı tedavilere bakılarak hekim tarafından belirlenir.

Tedavi süreci hastaya özel şekillendirilmelidir

Reflü tedavisinde ilk adım genellikle yaşam tarzı değişiklikleri ve hekimin uygun gördüğü hastalarda medikal (ilaç) tedavidir. Tüketilen öğün miktarının küçültülmesi, uykudan birkaç saat önce yeme içmenin bırakılması, ideal kilonun korunması ve hastanın şikâyetlerini tetikleyen özel gıdaların sınırlandırılması ilk aşamada atılacak adımlardandır.

Eğer ilaç tedavisine rağmen belirtiler hafiflemiyorsa, reflü testlerle net bir şekilde kanıtlanmışsa, hastada büyük bir mide fıtığı mevcutsa veya ağıza yiyecek/mide asidi gelmesi kişinin hayat kalitesini ciddi şekilde bozuyorsa cerrahi yöntemler düşünülebilir. Aynı şekilde, uzun süre ilaç kullanmak istemeyen uygun hastalarda da ameliyat iyi bir alternatif olabilir.

Seçilmiş hastalarda laparoskopik reflü cerrahisi ve mide fıtığı onarımı sıkça başvurulan yöntemlerdendir. Robotik veya laparoskopik yollarla yapılan bu ameliyatların başarı oranı yüzde 95-98 gibi yüksek seviyelerdedir. Ancak ameliyat kararı sadece şikâyetlere bakılarak alınmamalı; endoskopi, pH ölçümü, manometri testleri ve hastanın genel sağlık durumu bir bütün olarak masaya yatırılmalıdır.

Sonuç olarak reflü; uzun vadede ihmal edilmemesi gereken ve vücutta farklı sinyallerle kendini belli edebilen ciddi bir rahatsızlıktır. Şikâyetleriniz sık sık tekrarlıyor ve yaşam kalitenizi düşürüyorsa, ileride oluşabilecek komplikasyonları önlemek adına erken teşhis büyük bir önem taşır.