Barışa "evet"

Barışa "evet"

İçimizde, yakınımızda, dünyamızda egemen olmasını istediğimiz, hayalini kurduğumuz, aydınlık günler için dilediğimiz BARIŞ. Peki onu bu kadar çok isterken neden savaşı daha çok telaffuz ediyor ve barış için bile “Savaşa hayır” diyoruz?


Yazı: Burçin Öztınaz/Pozitif Dergisi

Hepimizin hayattan beklentileri, umutları, yaşam amaçları, farklı inançları ve algı sistemleri var. Bolluk, bereket, sevgi ve barışın hakim olduğu bir dünyada yaşamak ise hemen hemen hepimizin ortak dileği ve hakkı. Peki barışı ve sevgiyi istemek, onu dilemek ama eyleme geçmeden beklemek bütüne ne kazandırıyor? Aslında bu soru “Barış için ilk adımı nasıl atabiliriz?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Yanıt içinse Stefano D’anna’nın ‘Tanrılar Okulu’ kitabının kahramanı Dreamer’ın felsefesenin en özlü ifadesini hatırlamak yeterli: “Dünya sen böyle olduğun için böyledir.” Bu noktadan yola çıkarak Uzm. Psikolog ve Yoga Eğitmeni Özge Genlik ile dünya barışı için atabileceğimiz kişisel adımları ve içsel barışı konuştuk.

Savaşlar neden bitmiyor? İnsanlar oldukça savaşlar olacak mı?
Beyin, insan varlığını fiziksel boyutta yaşamda var edebilmek anlamında sürekli negatife odaklanan, çevredeki tehlikelere karşı sürekli tetikte kalmamızı sağlayan
bir organımız. Doğada ölümcül bir riskle karşılaşıldığında, beyin organizmayı tetikte tutabilmek adına bütün kanın kollara
ve bacaklara pompalanmasını sağlar. Örneğin, ormanda yürürken bir aslan ile karşılaştığınızda beyin ‘savaş-kaç-don’ komutlarını verir çünkü karşıda bir tehlike vardır ve organizmanın hayatta kalmasını sağlamak beynin görevidir. Bugün ise karşınızda hararetle ve biraz öfke duygusu
ile konuşan bir müşteriniz, arkadaşınız, bir akrabanız; beynin aynı komutu vermesine sebebiyet veriyor. Yani beyin için karşınızdaki bir aslan ile çok stresli bir müşteri arasında en ufak bir fark yok, her ikisi de tehditkar
bir uyaran. Bu bağlamda insanın doğasında kendi bütünselliğini hayatta tutabilmek adına işleyen muazzam bir mekanizma mevcut.

“Barışa evet” yerine neden “Savaşa hayır” diyoruz?
Barışın karşıtı savaş. Biri olmadan bir diğeri de var olamaz. Peki biz özümüzde hangi ikilemler ile savaş halindeyiz? Düşünme merceğinizi bu alana yöneltmeyi denediniz mi hiç? Yüzümüzü, bacağımızı, ürettiklerimizi, bazen eşimizi, çocuğumuzun davranışlarını beğenmeyerek, kendi içsel sistematiğimizde yargılayıcı bir savaş alanı oluşturmuyor muyuz? Bizden farklı olana tahammül eşiğimiz ne durumda? Eğer barışın somut formlarını dünyamızda duyumsama niyetinde isek, önce öz benliğimizdeki savaş alanını fark etmeli ve her şeyi olduğu gibi kabul etme cesareti ile yaşam serüvenimizde yol alabilmeliyiz.

Bunu nasıl başaracağız?
Her nefesin bir fırsat olduğu bilinci ile her deneyime şükretmeyi başardığımız an barışta var olduğumuz andır. İşte o
an ağzımızdan gerçek barış sözcükleri dökülebilir. Eğer özümüzde barış var
olmuyor ise; “Savaşa hayır” demeyi tercih ederiz belki de farkında olmadan. Bu demektir ki özdeki savaş halen devam ediyor. Zihin-beden-ruh kopuk kopuk bir zeminde. Beden ve ruhta savaş var. Bir diğer deyim ile kabullenmeme, reddetme hali... Ancak zihin “Savaş istemiyorum” diye hayrıkıyor. Günümüzde birçok insanın beden-zihin-ruh dinamiği işlevsel olmayan bir mevcudiyette var olmaktadır. Beden-zihin-ruh ahenkle barış danslarını yaptıklarında zaten bireyin ağzından dökülen sihirli kelime “Barışa evet” olacaktır.

Barışı kendi özümüzde var etmek için neler yapabiliriz?
Dışarıda gördüğümüz her şey, yüreğimizde var ettiğimiz resmin bir fotoğrafı. Özünüzde var olmayan hiçbir şeyi dışarıda görmeniz, duyumsamanız, temas etmeniz olasılık dahilinde değil. Bu gerçeklik zemininde, yaşam döngünüzde, her ne ile temas etmek istiyorsanız öncelikle onu özünüzde oluşturmanız gerekiyor. Örneğin şu an dünya genelinde barış zemininde rahat, huzurlu, mutlu bir biçimde yaşamayı, geleceğe umut ile yönelmeyi istiyorsak öncelikle barışı kendi özümüzde var etmenin yollarını keşfetmeliyiz. Bu keşif sürecinin ilk adımı ise, olanı olduğu gibi kabul etmekten geçiyor. Şu anda neyi deneyimlemekteysen, iyi-kötü, güzel-çirkin, olumlu-olumsuz ayırımı yapmaksızın her şeyin senin kendini hatırlamana vesile olan bir araç olduğunun farkında mısın? Ve başına her ne gelirse gelsin, her şey için şükredebiliyor musun? Yanıtın ‘evet’ ise özünde beyaz güvercini yaşatabilen dengeli bir insan varlığısın demektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.