Edirne'den Çin'e bisikletle giden kız

Edirne'den Çin'e bisikletle giden kız

Bisikletle Çin’e kadar pedal çevirmek... Vay canına! Hayallerini, sınırları çizilmiş gerçekler adına feda etmeyen cesur bir kadın Zahide Öz. Ve ona göre özgürlüğü alabildiğine hissetmek, hayatının kontrolünü elinde tutmak müthiş bir his.

Yazı: Gülru İncu
Fotoğraf: Nurdan Usta

HAYATTA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER

YAPMAK ZOR, dahası değişikliğin zaten kendisi zor. Öyle hamasi atıp tutmalara, bir fikri yaşamak yerine o fikre sahip olmayı tercih edenlere gülüp geçer hayat. Tabii bir de ‘hayatın gerçeği’ denilen bir mevzu vardır ki tüm çırpınmalar, arzular vız gelir tırıs gider. Dimdik karşına çıkıverir eninde sonunda. Yetiştirilme tarzı, karakter yapısı ama çoğunlukla sosyo-ekonomik şartlar sımsıkı bağlar insanı; hareket edemez, var olan duruma alışacağına kendini inandırmak istersin asla alışamayacağını bilsen de. Murathan Mungan’ın şiirinde dediği gibi ya dışındasındır çemberin ya da içinde. Ama şu da var ki bu döngüyü kırmayı başaran, düzeninin sınırlarını aşanlar da var hayatta. Şimdi okuyacağınız Zahide Öz; 25 yaşında, hayatın kendine sunduklarıyla yetinmeyip, sunmadıklarının peşine düşme cesaretini gösterecek kadar cesur bir genç. Trakya Üniversitesi Bankacılık Bölümü’nü kazanınca doğup büyüdüğü Ankara’yı bırakıp Edirne’ye taşınıyor. 17 yaşında yuvadan uçan her genç gibi hayatındaki bu büyük değişiklikten dolayı çok mutlu, çok heyecanlı. Babası böbrek yetmezliğinden muzdarip olduğu için ailesine yük olmadan ayakta kalmak için sabah sekiz akşam beş çalışıyor, akşamları okula gidiyor. “Hiç basit bir iş değil hatta inanılmaz yorucudur bir otel garsonunun işi fakat yeni insanlar tanımak, farklı kültürleri öğrenmek, o masalardaki hayatları izlemek bunlar bana eğlenceli geliyordu” diyerek anlatıyor beş yıl süren üniversite dönemini. “Zor şartlarda yaşadım ama babam üzülmesin, diyaliz tedavisinden geri kalmasın diye aileme hiçbir şey hissettirmemeye çalıştım” diye ekliyor ardından.

YENİ DÖNEM YENİ UMUTLAR 

Hayatın onun için sürprizleri var. Üniversite döneminin kendine yepyeni ufuklar açacağından, yepyeni dönüm noktalarına getireceğinden habersiz. “Garsonluğu seviyordum ama Türkiye’de o kadar az paraya çalışıyoruz ki, bazı zamanlar yaşamadığımı sadece çalıştığımı hissetmeye başlamıştım. Ancak kirayı, faturaları, yeme-içme masraflarını karşılayabiliyordum. 2012 senesinin başlarında bir gün tak etti artık.” Bir anda her şeyi ardında bırakıp Amerika’ya gitmeye karar veriyor. “Karar verdim vermesine ama nasıl? Param yok, İngilizcem yok. Sadece geçimimi sağlayabiliyorum” derken Porto Riko’da uzak bir akrabası olduğunu ve restoran işlettiğini öğreniyor. Bu arada İngilizcesini geliştirmek için Antalya’da bir otelde sezonluk çalışmaya başlıyor. Porto Riko’ya gitmenin yollarını araştırırken üniversite öğrencileri için geliştirilen Work and Travel programını öğreniyor. Bu arada daha çok para alacağı bir işe giriyor. Para biriktirmek için kirası daha ucuz olan bir eve geçiyor. Parasının bir kısmıyla da İngilizce kursuna yazılıyor. İnsanlar vazgeçmesini, yapamayacağını söyledikçe daha çok hırslanıyor. Amerika’ya gidebileceği konusunda ona en çok güvenen insan babası ama ne yazık ki başardığını göremiyor, 2012 yılının haziran ayında yaşamını yitiriyor. Sonunda ne mi oluyor, vizesini de alıyor Amerika’ya da gidiyor. Porto Riko’da dört ay akrabasının restoranında komi olarak çalışıyor. Hem ailesine para gönderiyor hem de para biriktiriyor. “Bir saç düzleştirici kutum vardı, içi dolarlarla doldu. Ben para harcamayı bilmem ki! Gezmeyi de bilmem, hep çalışmışım öncesinde. Dört ay sonunda Türkiye’ye döndüm ve benim için her şey değişti. Daha az çalışmaya ve hayatımı yaşamaya karar verdim.” 22 yaşında zoru başarıp hayalini gerçekleştirmek, yeni hayallerin peşinde koşmak için kamçılıyor Zahide Öz’ü. Artık hayatın kendisine verdikleriyle asla yetinemeyeceğinden emin. Derken, yeni bir hedefe yöneliyor: Dünyayı gezmek. Ama o güne kadar hiçbir gezginle tanışmamış, nereden başlayacağını bilmiyor. Bisiklet de o zaman giriyor hayatına. “Sınıf arkadaşım Melih Akdoğan’ın Facebook’ta fotoğraflarını görüyordum. Bisikletle Avrupa’yı geziyordu. Dönünce onunla haberleştim ve bisiklet camiasına katıldım. Kiralık bisikletle Edirne civarındaki köylere gittim. Edirne sınır şehri olduğu için bütün bisikletli gezginleri misafir ederdik. Bu gezginler bizi Warmshowers isimli siteden bulurdu. Ücretsiz olarak evimizi açar, yemeğimizi paylaşırdık. Kültürümüzü tanıtır, Edirne’yi gezdirir, onların kültürlerini tanırdık. Bir gün İsviçreli arkadaşlarım Cyril ve Alex’i misafir ettim. Son gece balkonda ev yapımı şarabımızı içerken arkadaşım ‘Bu kızanları Tekirdağ’a götürsek ya’ dedi. ‘Bende ne bisiklet, ne çadır var ama olur’ dedim. Hemen birkaç arkadaşı arayarak bisiklet, çadır ayarladık ve ertesi sabah beş kişi yola çıktık.” O gün Edirne’den çıkıp Tekirdağ’a gidiyorla ve Zahide de 160 km aşıp bir günde ilk uzun mesafe sürüşünü gerçekleştirmiş oluyor böylece. Bu deneyim ona yeni bir dünyanın kapısını açıyor. “Tamam, şimdi oldu, yorucu ama bu hayatı sevdim” diye düşünüyor. Başarmanın mutluluğunu Amerika vizesi aldığından bu yana yaşamamış ve o bir günlük mutluluk yeni yerler görmesi için ateşliyor onu. Sonrası geliyor tabii; kendi bisikletini alıyor ikinci el. Bu arada para biriktirmeye devam ediyor ve parayı tamamlayınca ikinci rotasını çiziyor: Kapadokya


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.