Kim bu gençler?

Cam fanusun içindeki hayatlar
Bir gün Gezi Parkı’ndaki ağaçların yerinden söküldüğü haberleriyle inledi sosyal medya. Gençler toparlandı, ağaçlar için nöbet tutmaya başladı. Bir sabah 5.00’de gaz bombalarıyla uyandılar güne. Müdahalelerin ardı arkası kesilmedi. Tam her şey yoluna giriyor, insanlar sakinleşiyor derken, müdahalelerin dozu arttı. Çocuk, kadın, anne, teyze, genç, yaşlı gözetmeksizin müdahale edildi. Tüm bunlar olurken bir neslin uyanışından bahseder oldu herkes. ‘80 sonrasında doğanlar ve özellikle 90’ların ‘apolitik’ olarak nitelendirilen gençleri sokaklarda barışçıl bir eylem başlatmıştı. Doğa için günlerce Gezi Parkı’nda nöbet tutana kadar kimse onları fark etmemişti. Siyasi görüşleri, dünyaya bakış açıları, çevreyi sahiplenişleri, bireysellikleri, toplumsal hareketleri, zekaları, mizah güçleri, saygıları, hoş görüşleri… Hepsi bir anda herkesi şaşırttı, afallattı… Aslında kaçırdıkları nokta şuydu; Y nesli şu ana kadar yaratılmış en eğitimli, en medeni, bilgiye açık, dinlemeyi bilen, çalışkan nesildi. Çünkü devir teknoloji, bilim devriydi. Ve hepsinin anneleri, babaları onları daha iyi bir eğitim almaları, daha bilgili insanlar olmaları için küçükken yarış atı gibi koşturmuştu. Global dünyayı öğrenmeleri için önlerine her imkanı koymuştu. Onlar bilimle, bilgiyle, barışla, teknolojiyle büyüyen bir nesildi. MSN, Facebook, Twitter, Instagram onların dünyaya açılan pencereleriydi. Aslında şunu da unutmamak gerekir; her yerin betonla çevrelendiği, ara sokaklarda çocukların top koşturması için bir metrekare bile alanın olmadığı semtlerde çocukların teknolojik aletlerin başına dikilmesinden başka bir çare var mı? Kısaca parklar her yerde onları bekliyordu da onlar mı gitmedi? Onların parkı bir yerde internetti. Anneler, babalar, ablalar, abiler onları bu yüzden suçladı. Ama aradaki kuşak farkını kaçırarak yaptılar bunu. Onlar bilgisayarla doğdu, bildikleri iletişim yolu buydu. Üstelik ailelerin bunda büyük etkisi vardı. 80 ve öncesinde yaşadıkları olaylar onlar için ciddi bir psikolojik krizdi çünkü. Kafalarının üzerinden geçen kurşunlar, gece baskınları, sokakların tehlikesi, söz söyleme haklarının ellerinden alınışı, işkenceler… Onları cam bir fanusun içine hapsetmişti. Hem çocuklarının sosyal bir birey olmalarını istiyorlardı hem de ‘etliye sütlüye’ karışmadan bir fanusun içinde yaşamalarını.