Otizmli bir çocukla yaşam

Tüp bebek yöntemi ile ikiz çocuk sahibi olan bir kadın... Bebekleri büyüdükçe birinin diğerinden farklı bir gelişim sergilediğini, onda bir farklılık olduğunu seziyor; ama doktorlar normal karşılayıp teşhis koyamıyor. O ise çocuğuyla iletişim kurmakta bile zorlanıyor. Çocukları iki yaşındayken ise otizm kelimesiyle tanışıyor. İşte o an dünyası tepetaklak oluyor. Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin’in şu anda 17 yaşında olan otizmli oğlu, iyi bir eğitimle inanılmaz yol katediyor... Cem bugün madalyalı bir sporcu, müzikte de çok başarılı.
Yazı: Gülru İncu

‘RaIn Man’ filmini izleyip de etkilenmeyenimiz yoktur herhalde. Kimimiz ilk kez bu filmde duyduk otistik kelimesini kimimiz ise bir tanıdığımız ya da sosyal sorumluluk projeleri vasıtasıyla. Bazıları da çocuğu olunca... Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin de, ikizleri doğduktan sonra bu zorlu dünyanın içinde kendini bulan bir anne. Yaşamı, ikizlerden birinde Otizm Spektrum Bozukluğu olduğunu öğrenmesiyle altüst oluyor. 1997 yılında Can ve Cem adını verdikleri ikizlerinden Cem’in otizmli olduğunu fark ediyor. “Cem’in otistik olduğunu erken anlamamın sebebi; ikiz oldukları için gelişimlerini çok net olarak görebilmemdi. Fark ettiğim her şeyi ikinci, üçüncü aydan itibaren çocuk doktoruna sordum. Doktor bana hep aynı şeyleri söylüyordu ve ‘ikiz tekidir, kilosu az olan çocuktur, gazlı çocuktur’ gibi bunun normal olabileceğini dile getiren ifadelerde bulunuyordu.” ‘Sıkıntılarınız neydi?’ diye sorduğumuzda ise, “Cem üç aylıktan itibaren neredeyse hiç uyumayan, huzur bulamayan, beslenmede sorunlar yaşayan, özellikle katı gıdaya geçmekte çok zorlanan bir çocuktu. Kucağıma aldığım zaman aramızda bir sıcaklık olmuyordu, benimle göz göze gelmiyordu. Biraz büyüdüğü zaman ona seslendiğimde bakmıyordu, çok da yaramazdı. Dikkatini alakasız şeylere veriyordu. Fiziksel sıkıntıları olmadı, zamanında yürüdü mesela ama hiç söz dinlemiyordu ve hiperaktifliğin ilk belirtilerini veriyordu” diyerek anlatıyor yaşadıklarının temel basamaklarını.

Kendimi başarısız bir anne gibi hissediyordum
Küçük Cem’e otizm teşhisi konana kadarki dönem, Aylin Sezgin için çözümsüzmüş gibi duran bir sorunlar yumağı olmuş. O günleri şu sözleriyle anlatıyor: “Tam teşhis konmadan önceki dönemde ben de adeta ona küsmüştüm. Çünkü oynamak istiyorum, oynayamıyorum. Kucağıma alıyorum, susturamıyorum. Yedirmek istiyorum, yediremiyorum. 33 yaşındaydım ama kendimi başarısız, beceriksiz bir anne gibi hissediyordum.”
Bu sırada ister istemez daha sağlıklı olan diğer oğluna yani Can’a yönelmiş. Bakıcılarını da Cem’le baş başa bırakmaya başlamış. “Bu onu sevmediğim için değildi asla, sadece beceremediğim için üzülüyordum” diye sürdürüyor sözlerini.
Sorunlar gitgide büyürken Aylin Sezgin ve eşi pedagoga gitmeye karar veriyor ve ilk kez otizm kelimesi duyuluyor. O güne kadar otizmle ilgili hiçbir şey bilmediği için tam olarak ne olduğunu anlayamıyorlar. Pedagog, otizmli çocukların eğitimiyle ilgili o günlerde Türkiye’de rehabilitasyon merkezi olmadığı için, klinik psikologların oyun terapilerinin bulunduğu danışmanlık merkezlerini öneriyor. Ancak bu terapiler haftada bir saat olduğu için elbette yeterli olmuyor. Başvurdukları doktorlar ise bu konuda tatmin edici açıklamalar yapmıyor. Ve Sezgin çifti ABD’ye gitmeye karar veriyor ve burada bir gün içinde seviyesiyle beraber teşhis konuluyor: Cem, orta seviyede otizmli bir çocuk. Teşhisin ardından Aylin Sezgin Türkiye’ye dönmeden bir aylık bir eğitim alıyor ve bu eğitimin etkisini Cem’in üzerinde çok kısa sürede görüyor. “Bu eğitim sayesinde çocuğumla nasıl çalışabileceğimi, haklarını nasıl savunabileceğimi, onun önce öğretmeni, avukatı, doktoru ve son olarak annesi olmam gerektiğini, eğitimin ne kadar önemli olduğunu öğrendim.”
Türkiye’ye gelince de ABD’de aldığı bu eğitimi devam ettirmek istiyor ama gelin görün ki Türkiye’nin gerçeği ABD’den çok farklı tabii. Klinik psikologlara grup terapileri yapmaları için önerilerde bulunuyor ama herkesin idealleri farklı, dolayısıyla bu konuda hiçbir ilerleme kaydedemiyor. Cem’e otizm teşhisinin konulmasıyla beraber radikal bir karar alıyor Aylin Sezgin: “Bir daha bu çocuğu kimseye bırakmayacağım. Dışarıdan ne kadar yardım alırsam alayım, onunla ilgili her konuda onun merkezinde ben olacağım.”
Böylece işine devam edemeyeceğine karar vererek işinden de ayrılıyor. Bu kararının ardından sular da duruluyor ve ikisi arasındaki iletişim daha iyi bir yöne gidiyor zaten. Sezgin anlatmaya devam ediyor: “O benimle iletişim kurmasa da 2-5 yaş arasında sadece ben onunla iletişim kurdum. O dönem duvara konuşmak gibiydi. Çok üzücü ve yıpratıcıydı. Sürekli ona dokundum, onunla konuşmaya çalıştım ki kendi dünyasına dalıp gitmesin...”

Diğer çocuğumu kreşe gönderdim
Aylin Sezgin o dönemde bir taraftan yeni tanıştığı otizmi öğrenmeye ve otizmli oğlu ile iletişim kurmaya çalışırken, diğer yandan sağlıklı gelişim gösteren diğer çocuğuna nasıl vakit ayırabileceği konusunda işin içinden çıkamıyor ve Can’ı kreşe göndermeye karar veriyor: “Diğer çocuğum bunu hak etmiyordu ama buna mecbur kaldım. Zamanımı Cem’e ayırmak zorundaydım” diyor. Bu arada bulduğu her kitabı da okuyor. Her eğitimciden öğrenebileceği ne varsa öğrenmeye çalışıyor. Cem anaokuluna gidemediği için anaokulu öğretmenini eve çağırıyor. Beyninin iki tarafının da çalışmasını sağlamak için el, göz koordinasyonunu gerektiren çocuk oyunlarını öğreniyor. Hatta eve fizyoterapist bile getiriyor. Her şey Cem’in hayata tutunması için...


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.