Yeni Mi Normal?

Yeni Mi Normal?

2020 yılına girdiğimiz an tüm dünyada etkisini gösteren Koronavirüs, etkisini yavaş yavaş azaltmasıyla artık yeni normalleşme planları da ortaya çıkıyor. Hal böyleyken “Ne zaman normale döneceğiz?” sorusu hepimizin aklını kurcalıyor. Hayal Köseoğlu, Tolga Karaçelik, Demir Demirkan, Ahsen Eroğlu ve Esra Gülmen gibi farklı dallarda büyük başarı elde etmiş beş ünlü isim, yeni normal döneminde neyle karşı karşıya olacağımıza dair duygulara tercüman olan düşüncelerini dile getirdi.

Etkisi yavaş yavaş azalan Koronavirüs ile birlikte, tüm dünya normalleşme planlarını açıklıyor ve internette en çok aratılan soru “Ne zaman normale döneceğiz?” oluyor. Farklı disiplinlerde hayranlık uyandıran başarılara imza atmış beş isme, yeni normalde bizi nelerin beklediğini sorduk. 

Gerçeklik kaybı yaşadığımız bu çağ, pandemi süreciyle birlikte neyin normal ya da anormal olduğu konusunda da arkeolojik kazı yapma gerekliliğini beraberinde getiriyor. İstek kiplerinin yerini feragat eylemlerine bıraktığımız, daha minimal, daha küçük gruplarla ve insanlığın derinlerinde gizlediği ‘yetinme’ duygusuna sarılarak normalleşmeye çalışıyoruz. Asıl soruysa yeni normal, eski normale benzeyebilecek mi? İşte bu noktada koşullarla birlikte birer reflekse dönen ‘normallik’ anlayışımızı, aslında yalnızca büyük badirelerin eşiğinde değil; her daim sorgulamamız gerektiği sonucuna varıyoruz. 

Normal ne demek? Neleri anormal görüyoruz? Kültüre, coğrafyaya, internet hızına, teknolojik alt yapıya, asfalt yollara, kökünde güzel kalmayı başarabilen ormanlara bakış açımıza göre ödünç alınan normalimiz, şimdi farklı bir versiyonuyla yeni refleksimiz olmaya hazırlanıyor. Berlin’de yaşayan sanatçı Esra Gülmen, normalin şehirlere göre değiştiğine; oyuncu Ahsen Eroğlu, yeni normalinde yegane kuralın ‘değer bilmek’ olacağına; Teksas’ta yaşayan müzisyen Demir Demirkan, yeni normal karşısında yine deli hayallerimize tutunmamız gerektiğine; oyuncu Hayal Köseoğlu, kaosla özdeşleşen anormalin güzelliğine ve yönetmen Tolga Karaçelik ise ‘normal’in sürekli test edilmesi ve zorlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Onların yeni normalini okurken, ‘normal ne demek?’ sorusuna kendinizce yanıt aramayı es geçmeyin deriz.

Ahsen Eroğlu / Oyuncu

“Herkesin normali toplumsal, coğrafi ve daha birçok koşula göre değişebiliyor. Normal, farklılık gösterse de değişmeyen şeyler de var! Dünyanın öbür ucunda da olsak, evde de ‘o an’a alıştığımız zaman; normalimiz de kaçınılmaz oluyor. Normal, aynı zamanda standart değil midir zaten? Bukalemun gibi uyum sağlayabilmek ve durumları kabullenmek… Kısa toplumsal hafızamız bize koronavirüsü de maalesef çok geçmeden unutturacak. Bizim gibi evde karantina uygulayanlar da kendi normallerine alışmış olacak. 

Eski normalime bakıyorum da çok küçük dertleri erteleyişim, anormal gelmeye başladı. Kitap okumak, çizim yapmak, filmleri seriler halinde izlemek, güzel bir çay içmek, uzun zamandır düzenlemediğim fotoğrafları düzenlemek, yeni şeyler öğrenmek, alt komşuyla sohbet etmek… Planları uygulamak için checklist’ler yapmak ya da çizim yapmak için çalışma masamı düzenlemek şart değilmiş aslında. Çizmek mi istiyorum? Elime derhal bir fırça alıyorum. Film mi izlenecek? İlla akşam olmasına gerek yok, hatta kahvaltıyı bile beklemediğim sabahlar oluyor.

Neymiş o uğraşlar öyle? Tuhaf, anormal… Yeni normalimde olmazsa olmazımsa değer bilmek! Yanından geçtiğim ağacın, insan seslerinin ve ailemin hayalini kurar oldum. Şimdiki normalden çok şey öğreniyorum, bolca üretim yapıyorum. Kendimi iyi hissetmek için çok da çabalamamam gerektiğini fark ettim. Zaten içten çok mutlu bir insanım. İçim dolu, neşeli… Sabah kalkıp sadece kendim için hazırlanmak, bakım ve makyaj yapmak, uzun zamandır giymediğim tiril tiril şortlarımı, beyaz tişörtlerimi giyerek kitap okumaya oturmak… Yaratıcılığıma kapı açabilecek her şeyle etkileşimde kalarak ve bunu sürekli hale getirerek, Nazım Abi’yle mutluluğun resmini aramaya devam edeceğim.”

“Bütün bu yaşadıklarımız, çocukken elimize verilen bir sürpriz yumurta gibi… O yüzden o tatlı sütlü çikolatayı yedikten sonra, yumurtadan çıkanla ‘nasıl mutlu olabiliriz?’ olmalı derdimiz. İşte o zaman ‘şansa bak’ sözünü farklı bir şekilde söylemeye başlayacağız.”

Demir Demirkan / Prodüktör- Şarkı Sözü Yazarı ve Yorumcu

“İnsan zihni ilginç; tekrar ile öğrenir ve adapte olduğu normali yaşamaya başlayınca eskiyi aramaz bile. Hatta eski normal, anormal olur. Yeni koşullar kümesinin hayatımıza etkisi uzadıkça ve tekrarladıkça, algıladığımız gerçekliği kıyaslayacak varsayılan bir normal kalmaz ortada. Bu durum da yeni normal olur. Yeni normale dair iki öngörüm var. İlki, her şey bittikten yaklaşık bir yıl sonra bütün yaşananlar unutulacak. Depremleri, felaketleri, savaşları, teröre verilen kayıplarımızı ve daha birçok şeyi unuttuk bile... Bu da unutulup gidecek ve bugünler “A-a evet! Hatırlıyor musun, Instagramcanlı yayınları falan vardı…” sözleriyle nostalji olacak. 

İkincisiyse, pandemi süreci uzarsa, virüs evrim geçirecek ya da yeni salgınlar veya benzeri küresel felaketler ile terbiye edilmiş bir ‘dijital dünya toplumu’ olacağız. Ekonomik sistem evrim geçirecek. Para birimleri birleşecek. Bir dizi ekonomik çöküş, devrim olacak ve bilmem kaç yıl sonra şu an pek de hayal edemeyeceğimiz bir dünya düzeni oluşacak. Unutmayı seçmek bazen daha iyi sanki… Yeni normali düşününce, bir saatlik toplantı için İstanbul’dan Ankara’ya uçmak gibi şeyler tabii ki anormal geliyor artık! Böyle de oluyormuş meğer. Ama artık hızlı ve geniş bant internet olmazsa olmaz! Sosyal medya olmazsa olmaz. Görüntülü konuşma olmazsa olmaz. Kredi kartıyla alışveriş olmazsa olmaz. Eve dağıtılan paketler olmazsa olmaz. 

Salgın, en büyük darbeyi aslında bireysel olarak vurdu. Bu belirsizlikte umudumuzu ve hayallerimizi yitirmeye başladık. Ama hayallerimize ve umutlarımıza olan inancımızı yitirmeyelim; çünkü o zaman yenilmiş oluruz işte! Hepimizin ‘deli’ diye nitelendirebileceği hayalleri var. Bu hayaller kendimizden daha büyük ve gerçekleştirilemez gibi gözükse de işin gerçeği. O hayalleri kurabiliyorsak; gerçekleştirebiliriz de! Yeni şarkım ‘Deli Hayaller’in kapağındaki gibi küçücük kayığında, herhangi biri, yıldızlı bir gecede umuduna güvenip koca bir okyanusa açılabilir... Bu dünyayı bu inanç ve cesaretle kurduk ve aynı umutlarla yaşatmaya devam edeceğiz.”

“Bir saatlik toplantı için İstanbul’dan Ankara’ya uçmak gibi şeyler tabii ki anormal geliyor artık! Böyle de oluyormuş meğer. Ama artık hızlı ve geniş bant internet olmazsa olmaz! Sosyal medya olmazsa olmaz. Görüntülü konuşma olmazsa olmaz.”

Esra Gülmen / Sanatçı

“Aslında benim için normal ya da anormal diye bir şey yok. Yani ben doğduğum ülkede anormalken şu an yaşadığım Berlin’de normal biriysem; o zaman ben anormal miyim yoksa normal mi? Bir yerde ve belli bir zaman diliminde çoğunluk bir şeyi normal bulunca, o şey genel olarak ‘normalmiş gibi’ kabul ediliyor. Benim içinse normalin belli bir standardı yok. Çünkü zaten benim bir şeyi anormal bulmam -belki de gereksiz yere fazla empati duygumdan ötürü- gerçekten çok zor. 

Yeni normalde hayatımız nasıl olacak bilemiyorum ama ‘yeni çaresizliğimiz’den bahsedebilirim. Markete gitmek, bir başka şehre seyahat etmek, arkadaşlarla buluşmak gibi en küçük bir plan için bile 2-3 kez düşünmek zorunda kalacağımız günler var önümüzde. Bu, benim gibi düşünmeyi sevmeden; içgüdüleriyle hareket eden biri için işkence gibi bir durum. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim! 

Diğer yandan önceden anormal olarak değerlendirdiklerimizin bugün ‘normal olma hali’ beni çok mutlu ediyor. Çalışmak için ajansa gitmemek, metroya binmemek, restoranlarda yemek yiyememek. Sanki hep böyleymiş gibi hissediyorum ben, hiçbirini özlemedim. A-a, restoranlarda yemek mi yiyorduk? Ama şimdi kendimle çelişerek, bana anormal gelen bir şeyden bahsedeceğim: Dokunamamak. Tüm bunların yanı sıra koronavirüs günlerinden sonra Boğaziçi Limon Kolonyası -bu bir ürün yerleştirme değildir- yine vazgeçilmezim olacak! Onsuz bir hayat düşünemez oldum…”

“Çalışmak için ajansa gitmemek, metroya binmemek, restoranlarda yemek yiyememek. Sanki hep böyleymiş gibi hissediyorum ben, hiçbirini özlemedim.

A-a, restoranlarda yemek mi yiyorduk?”

Hayal Köseoğlu / Oyuncu

“Normalle aram oldum olası mesafeli sanırım. Açıkçası hiçbir zaman normal olma, araya karışma isteği olmadı içimde. Fark ettim ki, büyürken özellikle yaşam enerjim ve ruhumu birine hemen açabilme kapasitem insanları şaşırtıyordu. Beni hep kutunun dışına taşanlar çekmiştir. Sanırım adapte olabilme gücüm de buradan geliyor. Bu nedenle çok dışa dönük ve kalabalıkları seven bir insan olmama rağmen öyle çok yıpratmadı beni bu süreç. Benim normalim kaos! 

Komplo teorileri oldum olası ilgimi çekmiştir; ama yeni hayatımızın Black Mirror dizisi gibi olacağını düşünmüyorum gerçekten… Doğduğumdan beri gördüğüm bir şey varsa; o da insanların hemen eskiye dönebilme kabiliyeti. Çok bir şeyin değişeceğini sanmıyorum ama sanırım online gücümüzü gördük. Bu, yaratıcılığımızı geliştirecektir. Ayrıca çoğumuz kendi yolculuklarımızda keşif yapma fırsatı bulduk ve en önemlisi iletişimi özledik. Sohbet etmeyi, birlikte olmayı özledik. Umarım en azından bir süre birbirimize olan toleransımız artar. Birbirimize dayattığımız yabancılaşma, belki yerini eskinin samimiyetine bırakır… 

Yeni normalde çoğu alanda neyin elzem olmadığını da anladık. Verimli olmak için illa bir ofiste oturmaya gerek olmadığını, hatta kimi zaman özgürlüğün daha büyük motivasyon sağlayabildiğini gördü bence çoğu insan. Oyunculukta mümkün olmasa da çok güzel bir keşif bu. Çoğu öğünümü dışarıda yemek anormal geliyor artık. Eskiden yemek yapmayı çok sevmeme rağmen hep dışarıda yerdim. Yeni normalim en azından bir süre için sürekli kalabalıkta oturup şehrin sesini dinlemek olacak sanırım. Kahkahalar, ışıklar, kalabalık, içinde yüzlerce hikaye barındıran o uğultu... Bir süre daha içimdeki bu özlemi geleceğe taşıyacağıma eminim.

Ayrıca öğrendiğim en önemli şey ‘bahane’ diye bir şeyin var olmadığı. Kendi motivasyonumu sağlayabilmeyi, bu süreçten çıkarken yanımda götüreceğim... Ve kafanızı meşgul eden günlük hedefler olmadığında esas hedefinizi, gerçekten neyin önemli olduğunu hatırlıyorsunuz, belki baştan keşfediyorsunuz. En büyük temennim, bu sefer hayata atıldığımızda yolumuzu kaybetmeyelim. Bu süreçte yaşadıklarımız bizim pusulamız olsun! Biraz daha yüzeye taşırsak; home workout’lar ve yoga! Ayrıca yeni normalimde brokoliden hamur yapıp onu da pizzaya dönüştürme yeteneğimi de asla kaybetmeyeceğime emin olabiliriz…”

“Yeni normalim en azından bir süre için sürekli kalabalıkta oturup şehrin sesini dinlemek olacak sanırım. Kahkahalar, ışıklar, kalabalık, içinde yüzlerce hikaye barındıran o uğultu... Bir süre daha içimdeki bu özlemi geleceğe taşıyacağıma eminim.”

Tolga Karaçelik / Yönetmen

“Normal, paylaşılan ortak bir tanım. Benim için tek anlamı ‘sürekli test edilmesi ve zorlanması gereken bir şey.’ Küçüklüğümden beri en çok sorduğum soru ‘neden?’ olmuştur büyük ihtimalle. Bu soru, ne kadar ‘normal’ kabul edilen bir şeyi sorguluyorsa, cevap veren kişinin o kadar afalladığını gördüm. Esasında benim yaptığım -yani film yapmak biraz da şu anki normali göstermek. Bunu yaparken de küçükken ‘neden?’ diye sorduğumdakine benzer bir haz alıyorum. 

Yeni normaldeyse hayatımızda sosyal ve politik alanda birçok şeyin değişebileceğini düşünüyorum. İnsanlık biraz olsun sahip olduğu gereksiz lükslerden arınabilir. Zor hayat şartlarına sahip olan kişileri ise daha da zor bir hayatın beklediğini öngörüyorum. Yeni normalin alacağı biçimi, biraz da yaşarken biz insanlar belirleyeceğiz. Var olan ekonomik gerçeklerle nasıl yüzleşeceğimiz, neleri kabulleneceğimiz, nelerden taviz vereceğimiz de siyasi ve sosyal olarak önümüzdeki dönemi belirleyecek... 

Eski normali düşününce, toplantıların yüz yüze yapılması gerekliliğini hiçbir zaman anlayamamıştım. Şimdi daha da garip geliyor! Bu kadar çok yemek siparişi veriyor olmak, evde az yemek yapmak artık anormal. İstanbul’un dışında sevdiklerinle birlikte, kendi kendine yetebileceğin küçük bir grupla neden yaşanmasın? ‘İstanbul hep var ve istediğimizde geliriz’ gibi aslında hep var olan ve ayyuka çıkmış düşünceler içindeyim. Yeni normalimi düşününceyse, olmazsa olmazım büyük masalar! O büyük masalarda çokça insanla beraber uzun uzun yenilen, içilen ve muhabbetin olduğu masalar... Sakin sakin muhabbet etmek istiyorum. Büyük büyük masalarda taş üstüne taş koymadan... 

Mesela geçtiğimiz günlerde Harun Tekin ile telefonda uzun uzun muhabbet edip; fikir alışverişi yaparken buldum kendimi. Tanışıklığımız olsa da bu telefonda ilk konuşmamız olabilir. Bir tarafın konuşup ‘anlıyorum’ dediği; ‘fakat şöyle bir tarafı da var’ denen, karşındakinin ne söylediğini dinleyerek ve özümseyerek cevap verdiği bir muhabbet. Ne güzel bir muhabbet! İşte bunu unutmuşum, hep koşturmaktan...”

“Bir tarafın konuşup ‘anlıyorum’ dediği; ‘fakat şöyle bir tarafı da var’ denen, karşındakinin ne söylediğini dinleyerek ve özümseyerek cevap verdiği bir muhabbet. Ne güzel bir muhabbet! İşte bunu unutmuşum, hep koşturmaktan...”