Bu hastalık kas ve eklemleri tutuyor

Bu hastalık kas ve eklemleri tutuyor

Genellikle 15-40 yaş arasında ortaya çıkan ve erkeklerde kadınlara oranla iki-üç kat daha fazla görülen ankilozan spondilit hastalığı, tanıda geç kalınması ve uygun tedavinin uygulanmaması halinde vücutta kalıcı deformasyonlara yol açabiliyor.

Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal

Ankilozan spondilit adını daha önce duydunuz mu? Türkiye’de her 200 kişiden birinde görülen, halk arasında omurgayı tutan iltihaplı romatizma olarak bilinen bu hastalık, erken teşhis edilmemesi ve etkili tedavi uygulanmaması durumunda hareket kısıtlılığına, kalıcı sakatlıklara ve deformasyonlara neden olabiliyor. Ankilozan spondilit, çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkıyor. Esas olarak omurgayı ve omurganın son kısmı ile leğen kemikleri arasında yer alan sakroiliyak eklemleri etkileyen inflamatuvar (iltihaplı) bir romatizma olan bu hastalığın, toplumumuzda çok fazla bilinmediğini belirten Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Özbek, “Hastalığın tanınmaması, genelde geç teşhis konulmasına ve buna bağlı olarak tedaviye de geç başlanmasına yol açıyor. Bu da hastanın dayanılmaz ağrılar ve zorluk çekmesine neden oluyor. Ağrıların, özellikle de şiddetli bel ağrısının ihmal edilmemesi ve bir romatoloji uzmanına başvurulması önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özbek, ankilozan spondilit hakkında sorularımızı yanıtladı.

Bu rahatsızlığın hastaya etkileri neler? Nasıl belirti veriyor?
Romatolojik rahatsızlıklar grubu, hastaların günlük aktivitelerini gerçekleştirmesini zorlaştırabiliyor. Romatoid artritte, sabahları ve uzun süreli hareketsizlikten sonra eklemlerde tutukluk (katılık, sertlik) görülürken; ankilozan spondilitte, hastalar özellikle belin alt ve kalçanın arka kısmında ortaya çıkan ağrılardan yakınıyor. Süreğen inflamasyon sonucunda bel, sırt, boyun ve kalçanın arka kısımlarında ağrı ile tutukluk ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemlerde, bazen kamburluk ve omurgada kalıcı hareket kısıtlılığı gelişebilirken; göğüs kafesinde, çevresel eklemlerde ve kas kirişleri ile bağların yapıştığı kemik bölgelerinde de ağrı ve şişlikler görülebiliyor. Hastaların ilk yakınması, istirahat sonrası ortaya çıkan bel ağrısı oluyor. Sabahları uyandıklarında eğilemiyorlar. İstirahatle ortaya çıkan bu ağrı ile katılık tablosu, hareket ve egzersizle düzeliyor. Ancak bu durumun, hastalığın sıkça karıştırıldığı bel fıtığından tümüyle farklı olduğunun bilinmesi gerekiyor. Bel fıtığı olan hasta, ankilozan spondilitin aksine istirahatten yarar gördüğü gibi, bu durum ağrısını da azaltıyor. Başlangıçta sabahları ortaya çıkan bel ağrısı ve tutulma, ilerleyen dönemde gece uykudan uyandıran ağrılara, gündüzleri daha uzun süren ve artık egzersizle de düzelmeyen katılığa, yıllar içinde de omurgada şekil değişikliğine neden oluyor. Romatoid artritte hastalığın kontrol altına alınıp sönmesi mümkün olsa da bu durumun kalıcılığı için tedaviye devam edilmesi gerekiyor. Ankilozan spondilitte ise kesin tedavi sağlanamıyor. Yine de mevcut tedavi seçenekleri ve düzenli egzersizle çoğu hastanın yaşam kalitesi iyileşebiliyor.



Ortaya çıkmasında cinsiyet ve yaş gibi faktörlerin rolü var mı?
Çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkan bu hastalığın belirtileri, genellikle 15-40 yaş arasında görülüyor. Ancak küçük çocuklarda veya 40 yaş üstünde de rastlanabiliyor. Romatoid artrit ve ankilozan spondilit, iltihaplı romatizmal hastalıklar arasında en sık görülen iki rahatsızlık olarak biliniyor. Ankilozan spondilit; erkeklerde, kadınlardan iki-üç kat daha fazla görülüyor. Kadınlarda omurga bulguları genellikle daha hafif seyrederken, şekil bozukluğuna yol açmıyor. Hastalığın, genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde yani ailesinde spondiloartrit grubu hastalık olanlarda daha sık görüldüğü biliniyor. Yatkınlığı arttıran faktörlerin başında ise HLA-B27 geni geliyor.

Nasıl tanı konuluyor?
Çoğu hastalıkta olduğu gibi en önemli ipuçları hasta öyküsünden elde ediliyor. Kas-iskelet sistemi hastalıkları, özellikle de inflamatuvar yani iltihaplı romatizmalar konusunda uzmanlaşmış hekimler yani romatoloji uzmanları tarafından tanı konulabiliyor.

Geç tanı alması, hastalığın süreci ve hasta açısından ne tür sorunlara yol açabiliyor?
Sağlıklı insanlar için rutin ve kolay olan birçok hareket, ankilozan spondilit hastaları için oldukça zorlayıcı olabiliyor. Örneğin; kapıyı anahtarla açıp eve girmek, çocuğunu kucaklamak, bir yerden bir yere yürüyebilmek gibi... Dolayısıyla hastalığın erken teşhisi büyük önem taşıyor. Bu sayede hem kalıcı deformasyonların önüne geçilebiliyor, hem de hastalar toplumun geri kalanı gibi hareket özgürlüğüne sahip olabiliyor. Erken dönemde tanı koyulan ve uygun şekilde tedavi edilmiş birçok romatizmal hastalığın ilerlemesini geciktirmek hatta önleyebilmek mümkün. Çünkü ilk etapta yapılan uygun tedavi, hastanın sonraki yaşamı için büyük önem taşıyor.

Tedavi yöntemleri neler?
Ankilozan spondilit tedavisi, hasta ve ailesinin hastalık hakkında bilgilendirilmesiyle başlıyor. Bu sayede tedaviye uyum sağlanarak, başarı oranları artıyor. Öte yandan hasta eğer sigara kullanıyorsa, mutlaka bırakması gerekiyor. Ankilozan spondilit ve diğer spondiloartrit hastalıklarında tedaviyi düzenleyen hekim, sıklıkla bir romatoloji uzmanı oluyor. Ancak tedavi ekibinde fizik tedavi, gerektiğinde cerrahi işlemlerle düzeltmeler yapan ve protez uygulayan ortopedi ve travmatoloji, süreğen bir hastalıkla yaşama konusunda hastaya yardımcı olabilecek psikiyatri veya psikoloji uzmanları da yer alabiliyor. Ömür boyu devam eden ankilozan spondilit, bu özelliğiyle diyabet ve hipertansiyonu andırıyor. Başlangıç tedavisinin temelinde, non-steroid anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılıyor ve her aşamada egzersiz büyük önem taşıyor.

Önlenmesi mümkün mü?

Nedeni tam olarak bilinemediği için hastalıktan korunma yolları hakkında bilgi verilemiyor. Ancak uygun egzersizler ve yüzme gibi sporların düzenli yapılması, hareket kısıtlılığının gelişmesini engelleyebiliyor ya da en azından geciktirip, hafifletebiliyor.

Erken tanı ne tür avantajlar sağlayabiliyor?
Erken dönemde tanı alan ve uygun şekilde tedavi edilen birçok romatizmal hastalığın ilerlemesini geciktirmek hatta önleyebilmek mümkün olabiliyor. Romatizmal hastalıkların başlangıcında doğru tanı konması ve uygun tedaviye başlanması da bu açıdan büyük önem taşıyor. Başlangıçta yapılan uygun tedavi, hastanın sonraki yaşamı için kritik öneme sahip oluyor.

Hareket özgürlüktür!
Doğru zamanda, doğru hekimin koyduğu, doğru teşhis sayesinde hastalar, diğer insanlar gibi hareket edebilir. Prof. Dr. Süleyman Özbek de bu düşünceden hareketle hayata geçirdikleri “Hareket özgürlüktür” projesiyle, ankilozan spondilit hastalığının erken teşhis ve tedavisinin önemine dikkat çekmeyi amaçladıklarını belirtiyor: “Bu rahatsızlığın erken teşhisiyle kalıcı deformasyonların önüne geçilebileceğini ve doğru zamanda, doğru tedaviye başlanması sonucu hastaların normal hayatına geri dönebileceği mesajını topluma ulaştırmak istiyoruz. Projenin adını ‘Hareket özgürlüktür' olarak belirledik ve düzenlediğimiz etkinlikle ‘İkinci Bahar’ şarkısına yer verdik. Çünkü ankilozan spondilit hastalığından dolayı özellikle omurga ve kalçadaki tutulumlar nedeniyle hastaların hareketleri çok fazla kısıtlanıyor. Oysa erken tanı ve uygun tedaviyle sağlığına kavuşan hastalar, bu rahatsızlığın etkilerinden kurtulduklarında hayata yeniden başladıklarını ve ikinci baharlarını yaşadıklarını söylüyor.”

* Formsante dergisinden alınmıştır.