Kaygı (anksiyete) ne zaman günlük hayatı kısıtlayan bir soruna dönüşür?
Geleceği düşünmek, sevdiklerimiz için endişelenmek ya da belirsizlik karşısında kaygılanmak hayatın doğal bir parçası. Ancak zihnin sürekli “Ya kötü bir şey olursa?” sorusuyla meşgul olması, kişinin günlük yaşamını giderek daraltabilir. Psikiyatrist ve Psikoterapist Prof. Dr. Deniz Adnan Çoban, kaygının hangi noktada olağan bir duygunun ötesine geçtiği ve günlük yaşamı etkileyen bir tabloya dönüşebildiği hakkında merak edilenleri anlattı.
Elele Online
Telefonuna birkaç dakika ulaşamadığınız bir yakınınız için hemen kötü bir senaryo mu düşünüyorsunuz? Çocuğunuz biraz geciktiğinde zihninizde kazadan hastalığa kadar pek çok ihtimal mi beliriyor? Ya da işler yolunda gitmesine rağmen “Her an bir şey ters gidebilir” düşüncesinden kurtulamıyor musunuz?
Kaygı, henüz gerçekleşmemiş bir durumla ilgili hissedilen endişe ve sıkıntıdır. Belirli ölçülerde kaygı, insanın riskleri fark etmesine ve önlem almasına yardımcı olabilir. Ancak bu kaygı günün büyük bölümüne yayılan, kontrol edilmesi zorlaşan ve kişinin davranışlarını yönetmeye başlayan bir endişeye dönüşmüşse durumun daha yakından değerlendirilmesi gerekebilir.
Zihin sürekli en kötü senaryoyu yazıyorsa…
Yaygın kaygı yaşayan kişilerde çoğu zaman ortada somut bir tehlike bulunmasa bile “kötü bir şey olacak” beklentisi görülebilir. Bir yakına telefonla ulaşılamaması, trafikte kısa bir gecikme, iş hayatındaki küçük bir belirsizlik ya da sıradan bir sağlık belirtisi zihinde hızla olumsuz senaryolara dönüşebilir.
Üstelik burada sorun yalnızca kişinin endişelenmesiyle kalmaz. Bu endişeyi azaltabilmek için sürekli kontrol etme, tekrar tekrar arama, aşırı tedbir alma, bazı ortamlardan kaçınma ya da kararları sürekli erteleme gibi davranışlar gelişebilir. Bir süre sonra kişi hayatını kaygısına göre düzenlemeye başlayabilir.
Kaygı bedende de kendini gösterebilir
Kaygı yalnızca düşüncelerle sınırlı kalmaz. Sürekli tetikte olma hali bedensel belirtileri de beraberinde getirebilir. Kaslarda gerginlik, baş, sırt ve bel ağrıları, çarpıntı hissi, halsizlik ve enerji azalması görülebilir.
Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, huzursuz uyuma ve sabah dinlenmeden kalkma da tabloya eşlik edebilir. Zihin sürekli olası tehlikelerle meşgul olduğunda dikkat ve konsantrasyon azalabilir; unutkanlık, karar vermede zorlanma ve günlük işlere odaklanamama ortaya çıkabilir.
“Tedbirli olmak” ile hayatı kaygıya göre yaşamak aynı şey değil
Kaygının günlük yaşamı kısıtlamaya başladığını gösteren en önemli işaretlerden biri işlevsellikteki değişimdir. Kişi kaygıları nedeniyle sosyal hayatından uzaklaşıyor, işine odaklanamıyor, ailesini sürekli kontrol ediyor, bazı yerlere gitmekten kaçınıyor veya sıradan kararları dahi almakta zorlanıyorsa profesyonel değerlendirme gündeme gelebilir.
Özellikle mükemmeliyetçi, kontrolcü, detaycı, titiz ve aşırı duyarlı kişilerde belirsizliğe tahammül etmek daha zor olabilir. Ancak kaygı bozukluklarını yalnızca kişilik özellikleriyle açıklamak doğru değildir; kişinin yaşam öyküsü, stres kaynakları ve geçmiş deneyimleri de değerlendirilmelidir.
Kaygıyla baş etmede nasıl bir yol izlenebilir?
Kaygı uzun süredir devam ediyor ve kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa psikiyatrik değerlendirme önemlidir. Kaygı artık bir bozukluk boyutuna gelmişse bu beyin kimyasında bir dengesizliğe işaret eder. Bu aşamada bu dengeyi sağlayacak güvenli ilaçlardan istifade etmek gerekir. Ayrıca bu kaygıyı oluşturan ruhsal ve zihinsel zemin gözden geçirilmelidir. Bunun için de bilişsel davranışçı ya da EMDR gibi travma odaklı psikoterapi yöntemlerinden yararlanılabilir. Burada temel amaç, kişinin yalnızca kaygısını bastırması değil; kaygıyı besleyen düşünce ve davranış örüntülerini fark ederek günlük yaşamını yeniden daha rahat sürdürebilir hale gelmesidir.