‘Ben tekim’ sendromu

‘Ben tekim’ sendromu

Kendinizi mutfakta Jamie Oliver, yatakta Kim Kardashian, ofiste Steve Jobs, mizahta Gülse Birsel ve entelektüel ortamlarda İlber Ortaylı kadar iddialı ve dikkat çekmeye değer görüyor olabilirsiniz... Öyleyse başınızı gururla yukarı kaldırın, uzaklara bakın ve tekrarlayın: Yeterince değerliyim!

Yazı: Simay Engür

Benim fikirlerim en doğrusu, en güzel benim, en iyi kariyer bende, en iyi eş bende, aranızda en farklı olan benim... Peki, siz kim oluyorsunuz? Siz, insancıklar…

Şimdi gözlerinizi kapatın ve kendinizi diğerlerinden ufacık da olsa üstün hissettiğiniz anları düşünün, sizi ‘ben’ radyasyonuna maruz bırakan yakınlarınızı da. Aslına bakarsanız, dikkat çekme arzusu hemen herkesin içinde olan bir dürtü. Hatta kendinizde eksi gördüğünüz bir durumdan, artı duruma geçmeye çabalamanızda itici güç bile olabilir. Bir konuda dikkatleri üzerinize toplamayı arzulamak ve varolduğunuzu kanıtlamak, bireysel gelişiminize katkı da sağlayabilir. Bu tarz bir dikkat çekme arzusunun kimseye zararı yok, daha doğrusu kimsenin kişilik haklarını ezip geçmiyorsanız zararı yok. Ancak bu, kendiyle barışmış, ‘ben kimim?’ sorusuyla yüzleşebilmiş ve kendini diğer insanlarla ‘kıyaslamayı’ takıntı haline getirmemiş bireyler için geçerli.

Bizse kameralarımızı tam tersi yöne çeviriyoruz. Dikkat çekme arzusunu, kontrolsüz bir çabaya dönüştürerek ‘başkalarını küçümseme’ eyleminin ellerine bırakanlara... Öyle ki, girdikleri her ortamda önce kendilerinden üstün biri olup olmadığını gözetleyenlere ve varlıklarına tehdit olabilecek birini görmezlerse küçümsemek üzere avlarına yaklaşanlara...

Siz de onlardan biri olabilir misiniz? Normal olarak adlandırılabilecek dikkat çekme dürtüsü ile problemli olanı ayırt etmek için kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Sosyal ortamda kendimi yetersiz gördüğüm bir konu olduğunda ne hissediyorum? Yanıtınız; ‘Eksiğimi kabul ediyor, yola devam ediyorum veya kendimi o konuda geliştirmeye çalışıyorum’ ise her şey normal. Peki yetersizliğini, kusursuz varlığına hakaret olarak algılayanlar? İşte onlar etrafınızdaki ‘en çok ben’ insanları ve savaşı kazanmak için etraftaki herkesi küçümseyerek yeniden parlayacaklarından hiç şüpheniz olmasın. Çünkü eksik hisseden ancak bunun üzerini örtmek isteyenler genellikle tersi psikolojiye bürünür; mümkünse herkes duyacak şekilde hatalarınızı yüzünüze vurabilir veya fiziksel kusurlarınızla alakalı pek ulvi değerlendirmelerde bulunabilirler. Böylece alkışı kaparlar.

Peki kendi aramızda ‘ezikleme’ olarak tanımladığımız bu tavrın altında yatan asıl sebep ne olabilir? Psikolojideki yanıtı, değersizlik duygusu! Kendine değer vermeyen ve küçümsenmekten korkan insanlar, karşısındakini de hunharca küçümseyebiliyor. Şimdi yarattığınız küçük dağları elinizden yavaşça bırakın ve iyi dinleyin.

Değer mi?
Hobi olarak üzerinize basıp ‘ben biliyorum canım’ diyen ve alkışları toplayan ofis arkadaşınız, aslında kendini iflah olmaz bir gram altın olarak görüyor olabilir. Temelinde değersizlik duygusu yatan bu davranışı belki de fark etmeden siz de yapıyor olabilirsiniz. Peki, değersizlik duygusu nasıl oluşuyor? Uzman Klinik Psikolog Gonca Akkaya, durumun çocukluk yıllarına kadar gittiğini söylüyor ve ekliyor: “Yaşamın ilk yılları, anneyle iç içe bir halde geçer. Bebek, anneden ayrışmayı zaman içinde öğrenir. Bu süreçte annenin çocuğu zihninde nasıl anlamlandırdığı ve bunu nasıl dışa vurduğu kritik önem taşır. Bunlar olumlu olduğunda çocukta, dünyanın güvenli bir yer olduğu ve kendisinin de bu dünyada kabul gördüğü duygusu içselleşir. Kendine değer vermenin tohumları bu şekilde atılır. Bu sağlanamadığında, değersizlik duygusu oluşur ve türlü deneyimlerle zaman içinde pekişir. Kişi kendisini adeta defolu görür ve sevileceğine, değer göreceğine dair yoğun bir umutsuzluk içinde kaybolur. Kişinin değersiz hissetmesi, güncel hayattaki başarılarına veya etrafında ne kadar çok seveni olduğuna bağlı değil. Kısacası değersizlik duygusunun kökeninde, bilinçdışına kodlanmış erken çocukluk yaraları vardır.”

Çocukluktan gelen değersizlik duygusuyla barışmamış ve onu gizlemeye çalışan insan, kendini her an başkalarıyla kıyaslamak ve her ortamda üstün olduğunu hissetmek zorunda hissedebiliyor. “Bu durum kişinin ‘sözde’ özgüvenini zaman zaman yukarı çıkarsa da, resmin bütününde kendini daha da değersiz hissetmesine yol açabiliyor. Kendini eksik hissetmeyen biri ise başkalarına bunu ispatlama gereği duymuyor” diyen Uzm. Klinik Psikolog Akkaya, bu semptomun bir diğer karanlık yüzü olduğundan da bahsediyor: Başkalarını yücelten insan.



Tanrısallaştırma
Değersizlik hissi yaşayanlar için, eşitliğin neredeyse imkansız olduğunu söylesek hiç de abartmış olmayız. Diğerleri ya ondan üstündür ya da daha aşağıda. Yani küçümseme eğilimi kadar, hayal ettikleri görkeme sahip insanları abartılı biçimde yüceltmek de ‘değersizlik duygusu’yla ilişkilendiriliyor. Bu tanrısallaştırma davranışını Uzman Klinik Psikolog Akkaya şöyle açıklıyor: “Değersizlik duygusu nihayetinde bir semptomdur ve farklı görünümleri vardır. Başkalarını abartılı şekilde yüceltme de bunlardan biri. Bunu yapan kişi kimi zaman bizim ‘karşıt tepki kurma’ dediğimiz savunma mekanizmasını devreye sokmuş olabiliyor. Karşıt tepki kurma, kişinin gerçekte hissettiğinin tam zıttı şekilde davranmasıdır. Örneğin yoğun haset duyduğumuz birine çok yakın ve çok özelmiş gibi davrandığımızda da bu mekanizmayla hareket ediyoruz.” Çok güzel olduğu için, zeki veya başarılı olduğu için tanrılaştırdığınız birileri var mı? Yanıtınız evetse, başkalarını yüceltirken bilinçaltınızda ‘olmayı hayal ettiğiniz kişiye’ övgü yatıyor diyebiliriz. Tüm bunlara rağmen abartılı şekilde iltifatlar yağdırdığınız arkadaşınıza, bir süre sonra gizli bir düşmanlık beslemeye başlıyorsunuz. Çünkü o kişi sizin için bir yandan içten içe olmak istediğiniz kişiyi anımsatırken, diğer yandan kendi değersizliğinizi hatırlıyor. Değersizlik hissi yaşayanlar bu kısır döngü içinde, tahterevalli misali bir aşağı bir yukarı davranış sergileyerek denge kurmakta zorlanabiliyor.

Değersizlikten son çıkış
Peki, temelinde çocukluk dönemi yatan bu semptomdan nasıl kurtulabilirsiniz? Konuyla ilgili farkındalık geliştirmek için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

• Sosyal ortamda bilgi dağarcığı, dış görünüş veya maddiyat gibi konularda ‘kusursuz’ görünmeye çalışıyor muyum?

• Bilgi sahibi olmadığım bir konu hakkında konuşulduğunda veya herkesin çok güzel olduğu bir ortamda, oradan kaçmak istiyor muyum?

• Hatasını gördüğüm birinin, özellikle diğer insanlar duyacak şekilde açıklarını yüzüne vuruyor muyum?

• İçten içe kıskançlık beslediğim birini çok seviyormuş gibi yapıyor muyum?


Verdiğiniz yanıtlar değersizlik duygunuzu su yüzüne çıkarıyorsa, özellikle güçsüz yönlerinizle yüzleşme cesaretini göstermeniz gerekiyor. Yenilginin hayatın bir parçası olduğunu kabul etmeye çalışmak da, değersizlik duygusunu iyileştirmek için oldukça önemli. Bu süreçte bir uzmandan yardım almayı da düşünebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Gonca Akkaya, bazı terapilerin bu duyguyu anlamlandırmaya ve sonunda da değersizlik duygusunu dönüştürüp kişiyi içsel huzura kavuşturmaya yardımcı olduğunu belirtiyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.