Kaygı durumu: Alarm! Kaygıyı nasıl yönetebiliriz?

Kaygı durumu: Alarm! Kaygıyı nasıl yönetebiliriz?

Pandemi günlerinde, anksiyete ve panik atağın gölgesinde yaşamaya çalışıyor ama yoğun kaygılardan uzaklaşamıyoruz. Kaygılanmak normal bir süreç iken kaygı seviyesi kontrolden çıkınca tıbbi bir hastalığa dönüşüyor. Peki bu durum kaygı bozukluğuna nasıl dönüşüyor? Kaygıyı nasıl yönetebiliriz?

Koronavirüsünün ortaya çıkıp pandemiye dönüştüğü andan itibaren stres seviyemizi dengede tutmakta zorlanıyoruz. Panik, aşırı endişe, yoğun bir üzüntü duyuyor, obsesif-kompülsif davranışlar gösteriyoruz. Hayatımız pek çok açıdan etkilendi. Sosyal izolasyon, karantina, yeni normal gibi aşina olmadığımız kavramlarla tanıştık. Bir değişim içerisindeyiz. Salgınla oluşan belirsizlik zemininde var olmaya, hayatımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Belirsizlik de kaygıyı beraberinde getiriyor. Kaygı, yaşamı sürdürmemiz için gerekli temel bir duygu ama zaman zaman hayatımızı olumsuz etkileyecek derecede şiddetli bir şekilde ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar bu süreçte kaygılarımızı yönetmemizi bekliyor. Kaygımızı yönetemiyorsak bu durum artık tıbbi bir hastalığa dönüşüyor. İki haftadan uzun süren, stres ve güvensizlik ile birlikte yoğunlaşarak günlük yaşamı olumsuz etkileyen kaygının tıbbi bir rahatsızlık olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, mutlaka tıbbi destek alınmasını tavsiye ediyor.

PANDEMİ BEYNİMİZ TARAFINDAN TEHLİKE OLARAK ALGILANIYOR

Acıbadem Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, “Kaygılı hissettiğimizde vücudumuzda çarpıntı, terleme, kasılma, uyuşma gibi panik atak belirtilerinin olmasının nedeni sinir sistemimizin çalışma şekliyle ilgili. Tehlike anında sempatik sinir sistemimiz devreye giriyor. ‘Savaş ya da kaç’ uyarısı başlıyor. Pandemi nedeniyle içinde bulunduğumuz durum, beynimiz tarafından bir tehlike gibi algılanıyor. Sinir sistemimiz sanki bir yırtıcı hayvanla karşı karşıya kalmışız gibi tepki veriyor. Aldığımız nefes yetmiyor hissine kapılıyoruz” diyor. Nörolog Dr. Mehmet Yavuz ise bu durumun ciddi korku ataklarını da beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor.

KAYGI NE ZAMAN KONTROLDEN ÇIKIYOR?

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Selvinaz Çınar Parlak, kaygının hayatta kalma dürtüsünün evrimleşmiş bir hali olduğunu söylüyor ancak kaygı koruyucu bir duyguyken kontrolden çıkınca hastalığa dönüşebiliyor. Gerçekte olmadığı kadar yüksek bir risk görmemize ya da sürekli bir şekilde riskler üzerine düşünmenize neden olan, kendimizi güvende hissetmemize engel olacak, günlük akışı aksatacak şekilde yoğun bir kaygı haline dönüştüyse kaygı bozukluğu halini alıyor. Kişi, gerçek bir risk olmamasına rağmen o durumu psikolojik olarak oldukça riskli ve ölümcül yorumlayabiliyor. Bu durumda nefesle başlayan kalp çarpıntısıyla devam eden titreme ve yüksek bedensel başka tepkilerin meydana geldiği bir tablo ortaya çıkıyor. Kişi şaşkınlık yaşadığı ve durumu kontrol edemediği için kaygı hali daha da yoğunlaşıyor. Bu duruma panik atak deniyor. Parlak, “Bu durum sık sık tekrar ediyorsa, beklenti anksiyetesi çerçevesindeki kişi olağan günlük hayatını sürdürüyorken ‘yine mi panik atak geçireceğim’ diye bulunduğu yere odaklanamıyorsa, kaygısını yönetmekte güçlük çekiyorsa artık panik bozukluğu dediğimiz ve kaygı bozuklukları ile devam eden tıbbi bir hastalık hali içerisindedir” diyor.

KAYGININ YÖNETİLMESİ ÇOK ÖNEMLİ!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Büşra Sübay, kaygıyı yönetmek için yapmamız gereken en önemli şeyin kaygıyı yok etmeye çalışmadan, kaygıyı fark etmek olduğunu söylüyor. Kaygının kendisini bir tehlike olarak görmektense, yaşadığımız duyguyu anlamak, kabul etmek işimize yarayacak. Kaygımızı anlamlandırmamız gerekiyor. Neden kaygılı hissediyoruz? Çünkü salgını tehlike olarak görüyoruz. Yani kaygımızın aslında anlamlı olduğunu fark ediyoruz. Dikkatimiz, hissettiğimiz kaygının oluşturduğu abartılı tehlike algısından, salgının yarattığı gerçekçi olan tehlikeye kayarsa işimize yarayan davranışlar sergilememiz için fırsat oluşur. Önlemler almamız kolaylaşır. Gerçekçi değerlendirmeler yapmamızın yolu kendimizi güvende hissetmekten geçiyor. Temel güven duygusu oluşmadığı zaman stresle birlikte güvensizlik hissinin yoğunlaştığı anlarda bu sürecin içinden çıkamıyoruz ve kaygı bozukluğu başlıyor. Aynı zamanda panik atakların şiddeti ve sıklığı gündelik hayatımızı sürdürmeyi engelleyecek düzeydeyse, zihnimiz sürekli sorular, vesveseler, huzursuzluk ve kaygı hali içindeyse kaygı bozukluğu yaşadığımızı kabul etmemiz gerekiyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

Panik bozukluk ve kaygı bozuklukları, ilaç tedavileri ve bunların yanı sıra kaygıya yol açan düşünce süreçlerindeki bozulmaların farkındalık kazandırılması ve iyileştirilmesi psikoterapilerle tedavi ediliyor. İlaç tedavisi ve psikoterapiler çoğunlukla kaygı bozukluklarının tedavisinde etkili yöntemler. Uzman Klinik Psikolog Selvinaz Çınar Parlak, “Öncelikle beyinde olan biyolojik değişikliklerin tespit edilmesi ve buna bağlı olarak farmakolojik yani bir ilaç ile bu hastalığın tedavi edilmesi gerekir” diyor.



KAYGI NELERE NEDEN OLUYOR?

• Günlük işleri yapmakta zorluk
• Uyku sorunları
• Çarpıntı
• Terleme
• Huzursuzluk
• Nefes almada güçlük çekme
• Sıkıntı hissi
• Uyuşma
• Kas kasılmaları
• Baş dönmesi

NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ?

• Doğru nefes almak sakinleşmek için çok önemli, bu noktada nefes egzersizleri ile sakinleşme ve yeniden odaklanma sağlayabilirsiniz.

• Korku veya tehlike hissedildiğinde bilinçaltından gelen bir dürtüyle öne eğilerek kalbi ve akciğerleri koruma anlayışı oluşur. Ayağa kalkmak ve dik durmak, vücuda her şeyin normal olduğu mesajını vererek sakinleşmenizi sağlayacaktır.

• 3-3-3 kuralını öğrenin. Bunun için etrafınızdaki üç şeyin ismini söyleyin, duyduğunuz üç sesi söyleyin, vücudunuzun üç bölgesini yani parmak, bilek ve kollarınızı oynatın.

• İçinde bulunduğunuz ana konsantre olun.

• Gevşeme egzersizleri yapın.

PSİKİYATRİ UZMANI DR. BÜŞRA SÜBAY
“SEVDİKLERİNİZLE İLETİŞİM HALİNDE OLUN”

“Kaygıyı yönetmeye çalışırken, ruhumuzu besleyecek, kendimize iyi gelecek şeylerden destek almalıyız. Sevdiklerimizle iletişim halinde olmak, hoşa giden hobilere vakit ayırmak, bedensel aktiviteyi ihmal etmemek, psikolojik dayanıklılığımızın artmasına yardımcı olacak. Salgınla ilgili haber alımı ve sosyal medya takibini sınırlandırmak, huzursuzluğu azaltacak. Bazen her şeye rağmen, kaygıyla baş etmekte zorluk yaşanabilir. Bu durumda uzmandan destek almak yerinde olacaktır.”

NÖROLOG MEHMET YAVUZ
“SABIR EN ÖNEMLİ UNSUR”

“Panik atak ve anksiyete tedavisinde ilaç tedavisi, psikoterapi ve TMS uygulamaları, başlıca tedavi seçenekleri. Uzun soluklu olan panik atak tedavisinde ilaçlar yaklaşık iki hafta sonrasında etkisini göstermeye başlıyor. Bu sebeple tedavide sabır en önemli unsur. Hastaların ilaç tedavisini iyileştiklerini düşünerek yarım bırakmamaları da oldukça önemli. Ağır vakalarda ilaç tedavisinin yanı sıra psikolojik destek ve psikoterapi de uygulanabilir. Psikoterapi hastada panik atağa ve kaygıya neden olan etkenlerin telkin yoluyla ortadan kaldırılması esasına dayanır. Hastaya panik atakla baş etme mekanizmaları öğretilir. Atağı yatıştıracak nefes alıp verme teknikleri öğretilir.”

Yazı: Gülru İncu

İLGİLİ İÇERİKLER