Özgüveninizi geri kazanın!

Özgüveninizi geri kazanın!

Kendinizi olduğunuzdan daha yetersiz mi hissediyorsunuz? Ya da kendinize güven konusunda eksiklikler mi yaşıyorsunuz? Cevabınız evetse, bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmiş demektir…

Yazı: Elif Gürsoy

Özgüven, bireyin kendisine yönelik iyi, olumlu duygular geliştirmesi sonucu kendini iyi hissetmesi olarak tanımlanıyor. Kişi, iyi hissetme sonucu kendisiyle ve çevresindekilerle barışık oluyor. Özgüven kişinin koşullarına, mevcut konumuna, yaşam içinde yaşanan gelişmelere göre değişebiliyor. Kimi zaman yüksek özgüven, kimi zaman düşük özgüven şeklinde olumlu veya olumsuz şekilde olabiliyor. Bireyin özgüveni benlik kavramı ile ilişkili oluyor. İki farklı benlik kavramından bahsediliyor. Birincisi, benlik yani kişinin kendisinin ne olduğu; ikincisi ise ideal benlik, kişinin olmayı istediği ben olarak tarif ediliyor. Özgüven de bu iki kavram arasındaki “olunan” ve “olunmak istenilen” arasındaki farka ilişkin duygular şeklinde ifade ediliyor. Uz. Psk. Sevgi Büker Terzioğlu, kişinin kendine güvenme duygusu olarak da tanımlanan özgüveni, geri kazanabilme konusunda önemli tüyolar verdi.

Özgüven sadece çocukluk yıllarında mı gelişmeye başlar? Yetişkinlik döneminde de kazanılabilir mi?
Çocukların psikososyal gelişimleri, doğumla birlikte başlıyor ve bir yaşa kadar sürüyor. Bu evrede çocuklarda temel güven duygusu gelişiyor. Çocuğa gösterilen ilgi ile sevginin, tutarlı, yeterli ve devamlı olması onun güven duygusunu kazanmasında önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla çocuğun annesine veya ona bakım veren kişi kimseye güvenmesi çok önemli. Çocuklarda kendisine ait farkındalık üç yaşına kadar tam olarak gelişmediğinden bu yaşa kadar olan süreçte kendilik algısında, çevresindeki kişilerin davranış ve tutumları büyük bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Bu doğrultuda, çocuk ihtiyaçları çevresi tarafından yeterli düzeyde karşılandığında kendini değerli bir varlık olarak görüyor. Temelde baktığımızda özgüvenin doğumdan itibaren kazanıldığını söylüyoruz. Fakat bazen mevcut şartlar çocuğun özgüven geliştirmesi için yeterli olmayabiliyor ya da yaşamın ileriki yıllarında yaşadığımız bazı olaylar özgüvenini kaybetmesine sebep olabiliyor. Bu durumda, alınabilecek psikolojik destekle yeterli özgüven kazanımı sağlanabiliyor.

Özgüvenin eksik olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Özgüveni düşük olan kişilerin kendine ait kronikleşmiş, olumsuz düşünceleri oluyor. Ayrıca bu kişiler, kendileriyle ilgili var olan olumsuz düşüncelerini değiştirilemez bir gerçek gibi algılıyor. Genelde kendilerine dair olumlu düşünceleri yok denecek kadar az oluyor hatta olumlu özellikleri hiç yokmuş gibi davranıyorlar. En fazla hissettikleri suçluluk duygusudur. Yaşanan her olumsuz durumda kendilerini fazlaca sorgulayıp, suçluyor ve kendine inanmıyorlar. Bunun yanı sıra yaşadıkları olumlu olayları, kazandıkları başarıları küçümsemeye meyilli oluyorlar. Kendilerinin bir şey yapmadığını şansın onlara yardım ettiğini ve çok da önemli bir şey başaramadıklarını söylüyorlar. Kendi düşüncelerini, isteklerini ve ihtiyaçlarını savunma konusunda çok zorlanıyorlar.



Bu durumun beden dilindeki etkileri neler?
Ruhsal durumumuzda yaşadıklarımız çoğu zaman bedenimize de etki ediyor. Özgüveni düşük olan kişiler, çevresindekilerle iletişime geçmekten çekiniyor, iletişime geçtiklerinde göz teması kurmaktan kaçınıyorlar. Otururken genelde omuzlar düşük ve başları aşağı eğik bir şekilde oluyorlar. Aynı zamanda oturdukları koltuğa yaslanmak yerine, her an kalkacakmış gibi koltuğun ucunda kalıyorlar. İnsanlarla karşılaştıklarında, selamlaşma esnasında çekingen davranışlar gösteriyorlar ve ürkek bir şekilde tokalaşıyorlar. Çevresindekilerle iletişimde kaldıkları süre içinde ellerini ve kollarını ya saklıyorlar ya da gereğinden fazla hareket ettiriyorlar. Yüz ifadeleri de genellikle kaygılı ve stresli bir görüntüde oluyor.

Özgüven ve ego arasındaki ilişkiye değinecek olursak... İkisini birbirinden ayıran ince çizgi nedir?
Ego ve özgüven birbirinden farklı iki kavram olsa da birbiriyle karıştırılıyor. Toplumumuzda ego diye nitelendirilen kavram, kişinin kendisinde var olan özellikleri olduğundan daha fazla göstermesinin yanında, olmayan özellikleri de varmış gibi göstermesi ve bu doğrultuda davranması anlamına geliyor. Çevresindeki kişilere küçümseyerek yaklaşıyor, kendisini oldukça büyük göstermeye çalışıyor ama asla mütevazı olmuyorlar. Sürekli göz önünde olmak, beğenilmek ve konuşulmak istiyorlar. Yaptıkları en ufak bir şeyi abartarak, çok önemli ve büyük bir şey yapmış gibi anlatıyorlar. Özgüven ise kişinin kendi yapabileceklerinin, yeteneklerinin ve becerilerinin farkında olması durumudur. Özgüvenli kişi, “Neysem, oyum” diyor. Kendisini olduğunun dışında gösterme çabası içerisine asla girmiyor.

Özgüvenli olmayan kişinin, karşısındakiyle de güven problemi yaşıyacağı olası bir durum, değil mi?
Kendisine özgüven duymayan kişi çevresine karşı da güvensiz davranışlarda bulunabiliyor. Fakat bunun tam tersi davranışlar da sergileyebiliyor. Kişi kendine dair olumsuz atıflar içinde olduğundan, etrafındaki insanların daha olumlu ve yeterli özelliklere sahip olduğunu kabul ediyor. Bu düşünceden hareketle, yapmış olduğu işlerde hata yapmaktan korktuklarından ya hiç harekete geçmiyorlar ya da etrafındaki insanların onayına ihtiyaç duyabiliyorlar. Genellikle aile bireyleri ya da arkadaşlarının dediklerini önemsiyorlar. Atacağı herhangi bir adımda sürekli başka birinin fikrini alıp, o fikri olduğu gibi uygulamaya geçirebiliyorlar. Bir nevi, etrafındaki insanlara bağımlılık geliştiriyorlar.

En çok hangi olaylar karşısında özgüven kaybı yaşanıyor?
Özgüven kaybı ile ilgili birçok etken sıralamak mümkün. Anne-baba tutumlarından aşırı koruyucu, müdahaleci, tutarsız ve aşırı baskıcı otoriter tutum özgüvenin gelişmesini engellediği gibi, var olan özgüvenin de kaybolmasına neden oluyor. Anne ve babanın boşanmasıyla, çocuklar için değişen yaşam koşullarında olması gereken düzenin sağlanamaması gibi durumlarda kendini güvende hissetmeyen çocuk özgüven kaybı yaşayabiliyor. Akademik ortamda karşılaşılan öğretmenin uygun tutum ve davranışlarda olmayışı, sürekli eleştiren, takdir etmeyen, başarıdan ziyade başarısızlıklara odaklanan bir öğretmen özgüven kaybına sebep olabiliyor. Bunların yanında yaşanabilecek bir ruhsal rahatsızlık, iş kaybı, sevdiği bir insanın kaybı, yaşadığı yeri değiştirme, fiziksel rahatsızlıklar gibi birçok etken de özgüven kaybının yaşanmasına ortam sağlayabiliyor.



Yaşanan olumsuz deneyimler sonrasında özgüveni geri kazanmak için ne yapmak, nasıl bir düşünce yapısına sahip olmak gerekiyor?
En başta insanın kendisini olduğu gibi sevmesi ve kabul etmesi gerekiyor. Bununla beraber kendimizi değerlendirirken objektif bir değerlendirme ya da öz eleştiri yapabilmeliyiz. Öz eleştiri yapabilmek, özgüveni geliştiren en önemli faktörlerden biri. Bu şekilde, kişi herhangi bir davranışı neden yaptığını, nerede hata yapıp nerede doğru davrandığını kendimiz saptayarak, kimseye bağımlı olmuyor. Kişinin başarı duygusunu tatmış olması da özgüvenini büyük bir ölçüde geliştiriyor. Başarı duygusunu tadabilmek için herhangi bir işe adım atmak yani risk almak gerekiyor. Ayrıca net, tarif edilebilir ve zor da olsa çaba gösterilince ulaşılabilir, gerçek hedeflere sahip olmak özgüven duygusunu besliyor.

İş ve özel hayattaki başarısızlıkların getirdiği özgüven probleminin etkileri aynı mı? Yoksa farklı sonuçlara yol açıyor mu?
İş hayatında yaşadığı bir özgüven problemi sonucu, kişi işini kaybedecek noktaya kadar gelebiliyor ve bundan sonraki iş hayatını da olumsuz etkileyebiliyor. Özel hayatta yaşanan bir durumda ise ilişkiler için ciddi sorun olmaya başlıyor. Kişi bundan sonra ya hiç ilişkiye başlayamıyor ya da başlasa bile doyum alabildiği bir ilişki kuramayabiliyor. Burada ayrıca uygun partnerlerle karşılaşmazsa, duygusal anlamda sömürüye bile uğrayabiliyor. Bütün bunlarla birlikte, iş hayatında olabilecek bir başarısızlık özel hayatını etkileyebileceği gibi, özel hayatında yaşadığı bir başarısızlık da iş hayatını etkileyebiliyor.

Kişiler özgüvenli hissetmeye çalışırken neleri yanlış yapıyor?
Psikolojik destek için gelen kişilerde özgüven kavramının yanlış anlaşıldığına sıklıkla rastlıyoruz. Kişi, özgüveni etrafında beğendikleri özelliklere sahip insanlar gibi olmak olarak algılıyor. Buraya ya bir arkadaşı, ya kardeşi ya da tanıdığı biri gibi olmak üzere geliyor. Halbuki özgüvenin tanımı tam anlamıyla “Nasıl birisiysen, o olmaya çalış ve olduğun seni sev”. Fakat tam tersi davranıldığında, sürekli olarak kendimize olumsuz mesajlar veriyoruz. Kendimizi beğenmediğimizi, sevdiğimizi iç ses olarak sürekli tekrarlıyoruz. Örneğin, “Ben de çok esprili biri olmalıyım, herkesi güldürmeliyim” düşüncesine sahip fakat bu özelliğimiz yoksa, farkında olmadan kendimize “Sen de bu özellik yok, bundan ötürü seni beğenmiyorum” diyoruz. Bunun yerine kendimizde var olan farklı bir özelliği bulup, onu geliştirebiliriz.

* Formsante dergisinden alınmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.