Yalnızlığın dayanılmaz hafifliği ve pozitifliğine inananlar ne düşünüyor?

Üzerine yüklenen tüm negatifliğe rağmen, tercih edilmiş yalnızlığın pozitifliğine inananları sahneye davet edelim.


Yazı: Baran Alışkan

Kendiyle baş başa kalmanın ve bir başkasına ihtiyaç duymamanın adı, yalnızlık. Üzerine yüklenen tüm negatifliğe rağmen, tercih edilmiş yalnızlığın pozitifliğine inananları sahneye davet ediyoruz. Tek başına da mutlu olanlara kulak verin, bakın ne diyorlar?

Pencereden dışarı baktığımızda kahverengi ve turuncu renklerin yerini beyaz ve griye bıraktığı bu mevsim, biraz durulmaya ve tek başınalığa ihtiyaç duyuyoruz. Yılın başından bu yana zorunlu bir şekilde dört duvar arasında ve bilgisayar ekranları başında hazır kıta bulunan bedenlerimiz, sosyal mesafeyle birlikte kalabalıklardan hayli uzak kaldı. Bu uzaklık kimilerimizde beklenmeyen olumsuz ruh hallerine sebep olsa da bazılarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şeydi. -Ona ne şüphe!- Bu mevsimde havayı soluduğunuzda, beyaz perdeye baktığınızda, yeni çıkan şarkılarda ve iç sesinizde yalnızlığı bulacaksınız. Çünkü kışın genetik kodları yalnızlık üzerine yazıldı. Biliyoruz, yalnızlık çok tercih edilen bir kavram değil ama onu sevmeyi başardığınız anda ona olan büyük bir tutkuyla bağlanacaksınız. Fonda çalan bir şarkıyla yolumuza devam ediyoruz: Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu… Yalnızlık ömür boyu!

ÖZEL BİR ÇABA GEREKTİREN YALNIZLIK

ldous Huxley, “Vücut bulmuş her ruh, yalnızlığa mahkumdur” sözleriyle tercih edilen veya mecbur kalınan yalnızlığı tanımlamış. Edip Cansever ise “İnsanın insana verdiği en değerli şeydir yalnızlık” sözleriyle onu adeta tamamlamış. Bugün, fazlasıyla sosyal hayatlarımızda yalnız kalmayı başaramayan modern dünyanın insanları için bu kavram adeta bir ütopya. Bir de içinde bulunduğumuz toplumun ve kültürün, bizi bir bütünün parçası olarak görme isteğini de hesaba kattığımızda işin içinden çıkmak imkansıza dönüşüyor. Tam bu noktada bir saniyeliğine gözlerinizi kapatarak en son ne zaman yalnız kaldığınızı düşünmenizi isteriz... Günümüz dünyasında özel bir çaba gerektiren yalnızlığın tüm olumsuz algısına, tüm imkansızlıklarına rağmen onu sevmek için geçerli birçok sebebimiz var ve bu mevsim onunla barışmaya kararlıyız!

Yalnızlığı sevme konusuna gelmeden hemen önce, sosyal çevresinde yalnızlığının muhatabı olan kişilere değinmekte fayda var. ‘Single Shaming’ adı verilen yalnızları yargılayan kavrama göre; toplum, yalnız takılmayı, yalnız vakit geçirmeyi ve yalnızlığı seven insanları, tek vücut olmuş şekilde yargılıyor veya üzerlerinde baskı kuruyor. Romantik anlamda yalnızlık, sosyal çevrede başarısızlık olarak kabul görüyor ve bir an önce bir ilişkinin tarafı olmanız adına çeşitli tavsiyelerle karşılaşıyorsunuz. Sosyal anlamda yalnızlık durumunda ise yapılan hatalar ve mutlaka yapılması gereken doğrular listesiyle yalnızlığınızdan bir an önce kurtulmanız adına önerilerle karşılaşıyorsunuz. Psikolog Sema Özcan, ‘Single Shaming’ kavramının oldukça yaygın görüldüğünü ve bunun insanların önyargılarına bağlı olduğunu düşünüyor. “Kişiler; işte, okulda, aile arasında kısacası her yerde Single Shaming’e maruz kalabiliyor. ‘Ne zaman evleniyorsun, bak yaşın geldi!’, ‘Yine mi tek başınasın?’ gibi cümleler en sık duyulanlar arasında yer alıyor. ‘El alem ne der?’ düşüncesiyle hareket etmenin de bir sonucu bu. Bu düşünceyle hareket eden bir insanın kendisini sürekli bir başkasıyla kıyaslaması ve ardından yetersizlik duygusu yaşaması olağan. Yetersizlik, kişiye kendisini sorgulatır ve kendini değersiz hissetme süreci başlar. Oysa değer duygusu böyle kazanılmaz. Ayrıca, bu duruma sürekli maruz kalmak, kişinin toplumdan izole olmasına, yabancılaşmasına, içe çekilmesine ve öfkeli hissetmesine neden olacaktır. Kendini topluma kabul ettirme çabası olmadan kendi özerkliği ile yaşamaya çalışan, kendi doğrularına inanan kişi kimi zaman vurdumduymaz algılanabilir kimi zaman da diğer kişilerle sürekli bir çatışma yaşayabilir.” Anlayacağınız; evlenme vaktiniz, yalnız yaşama isteğiniz, tek başına tatile gitme alışkanlığınız hatta kendinizle baş başa izlediğiniz bir sinema filmi dahi birçok soruya ve yargıya konu olabiliyor. Tüm bu sınır tanımayan sorulara karşı hala yalnızlığı savunanlarla birlikte kalabalıklara meydan okumaya devam ediyoruz.

psikoloji yalnızlık

KIYMETİ BİLİNMEYENLERDE BUGÜN: KENDİMİZ

Yalnızlık, genel olarak olumsuz bir kavram olarak kabul görse de kişinin kendiyle vakit geçirdiği önemli anlardır. Bu düşünceyle birlikte ‘Peki, bu yalnız olma halinin üzerimizdeki etkileri neler?’ sorusunu sormadan edemiyoruz. Psikolog Sema Özcan’a göre, yalnızlık birey olabilmenin en önemli özelliği olarak karşımıza çıkıyor. “Yalnız olmaktan keyif alan bir kişi, başkalarını memnun etme ihtiyacı duymayan, kendi kendine yetebilme ve duygusal olgunluğuna erişmiş, özgüven sahibi bir kişi olarak karşımıza çıkar. Yalnızlık ilk önce kişinin kendini tanımasını sağlar. Kendimizi tanımak, kendimizi sevmek, kendimize değer vermek kendi adımıza olmazsa olmazlarımız arasında yer alıyor.” Kısacası, tercih ettiğimiz yalnızlığın kendimizi önemsemek ve sevmek noktasında önemli bir rolü var. Kıymeti pek bilinmeyenlerde bugün, belki de kendimiz varızdır.

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu kabul etmekle birlikte, mutlaka toplumun bir parçası olması gerektiğini yok saymıyoruz. Hatta dışlanma ve yalnız hissetme durumunun psikolojimiz üzerindeki etkilerini de yok sayamayız. Fakat, burada bahsettiğimiz konu biraz daha yumuşak bir alanı temsil ediyor. Tercihen romantik bir ilişkinin içinde bulunmamak, sosyal anlamda fazlasıyla aktif olmamak veya tek başına olma halinden keyif almak gibi maddeleri sıralayabiliriz. Elbette kalp kırıklıklarıyla gelişen yalnızlıkları da hesaba katmalıyız. Bazen yalnızlıktan hoşlanmayanlar dahi romantik anlamda yalnızlığı tercih edebiliyor. (Bkz. Tercih edilen yalnızlığın -bazı- sebepleri*). Geçmiş dönemlerde yalnızlık, özellikle Asya kültürünün de hakim olduğu bizim gibi toplumlarda negatif algılansa da zamanla toplumun üyeleri bireyselleşerek bu algıyı olumlu yönde değiştirdi. Yalnızlığı pozitif anlamda destekleyen yapımlar da bu noktada hayli fayda sağladı. Burada fenomen dizi Sex and the City’nin hakkını mutlaka teslim edelim. Carrie Bradshaw ve arkadaşları, 90’lı yılların sonundan itibaren yalnız ve güçlü kadın imajına büyük katkıda bulundu. New York’un gözde bekarlarına teşekkürü bir borç biliriz.

BİRİNCİ TEKİL KİŞİNİN HİKAYESİ

Tercih edilen yalnızlık ile çıkılan içsel yolculuk, kendini keşif ve yeni alışkanlıklarla tamamlanıyor. İki veya daha fazla kişinin olduğu bir hayattan birinci tekile dönüşen hikayeler sayesinde kişi belli tecrübelerin ertesinde bir başka ‘ben’ ile tanışma imkanı buluyor. Psk. Sema Özcan, önce kendimizi tanımamız gerektiğini ve kendimizi diğerlerinden arındırmamız gerektiğini ifade ediyor. Bu arınmayla birlikte kendimize olan yatırımımız da başlıyor. “Bu dönemde tüm önceliklerinizi, uzun zamandır ertelediğiniz şeylerin bir listesini yapın. Kendinizden ne kadar uzaklaştığınızı gözlemleyin. En önemlinin kendiniz olduğunu yeniden fark edin ve bunu her gün kendinize hatırlatın. Kendi olmayan insan her zaman sığınak arar. Bu sığınak kendiniz olun.” Tamamen kendi zevkleri, istekleri ve kararlarıyla hayatını sürdüren ve kalabalıklara nazaran yalnızlığa sarılanlar bize çoktan hak verdi, değil mi? Bir Edward Hopper tablosunun başrolü kadar yalnız ama asla öyle hüzünlü olmayan yalnızlar, Hollywood’un gösterişli yapımlarının başrolü yalnızlar, kahvesini içerken yağmuru izleyenler yalnızlar, yatakta kucağında kitabıyla uyuyakalan yalnızlar, tek kişilik kahvaltısıyla favori dizisini izleyen yalnızlar ve bu satırları okurken yalnız olmadığını anlayan yalnızlarla gönül birliği yapıyoruz. Tüm yargılara ve anlaşılmamalara rağmen aşkta da sosyal hayatta da yalnızlığı savunuyoruz. Küresel bir salgının tam ortasında yalnızlıktan daha iyi bir fikri olan var mı? Biraz mesafe… Yalnız günlerde görüşmek üzere!

YALNIZLAR NE DİYOR?

Müge U. (33)

Yalnızlık çekmiyorum ama yalnızlıktan keyif alıyorum diyebilirim. Bu sayede hayata ve kendime dair dingince düşünebiliyor, kendimi tanıyor ve ne istediğimi keşfediyorum. Sosyalleşmeye olan bağımlılığımı da bu vesileyle kırabildim. Yalnızlık yalnızca dışarıda değil, evde de önemli. Her istediğini tam da istediğin gibi ve istediğin zamanda yapabilirsin. Mesela çıplak gezebilirsin, kim ne diyebilir?

Orkun Ö. (28)

Yalnız yaşamanın da yalnız olmanın da bağımlılık yapan bir tarafı var. Zamanla buna alışıyor ve hayatına birini katma korkusu kaplıyor insanı. Çünkü yalnız olmanın dışında, her şeyin özgürlüğünü kısıtlayacağı ihtimalini düşünüyorsun. Evdeki kediden bitkiye, faturalardan tuvalet kağıdına kadar birçok alanda sorumluluk duygusu sarıyor dört bir yanını. Kendinle baş başa kalabildiğin vakit artıyor ve kendini çözümlemene ve belki de diğer insanların aksine kendini daha iyi tanımaya fırsatın oluyor. Hayatını biriyle paylaşmak zevklerini ya da isteklerini sınırlıyor ister istemez. Hayatımın sadece bana ait olduğunu fark ettiğim an huzur doluyorum.

Neslişah Ö. (29)

Yalnızlık, kavramın hissettirdiği negatiflikten çok daha uzak ve pozitif bir şey bence. Tek başına yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek ve hayatı keşfetmek çok güzel. Daha güzeliyse iç dünyana döndüğünde aslında kendi kendine yetebildiğini ve sadece kendinle mutlu olabildiğini hissetmek. Bunun gücünü başka bir şeye değişebileceğimi sanmıyorum. Herkes tek başına da tam ve geriye kalan yalnızca sevdiklerinle paylaştığın birkaç gülümseme.

Miray A. (24)

İnsanın yalnız kalma isteği dışarıdan bakıldığında bir seçim değilmiş gibi geliyor nedense. Sanki yalnızlık bizim başkası tarafından mecbur bırakıldığımız bir durum olarak görülüyor. Oysa hayatı tek başına yaşamak da bir seçenek, bundan zevk almak da. Susma haykır, tercih edilen yalnızlıklar vardır!

TERCİH EDİLEN YALNIZLIĞIN (BAZI) SEBEPLERİ

Psikolog Sema Özcan’a göre;

Güven duygusu, ilişkinin en temelini oluşturur. İlişkilerde güven eksikliğinin yaşanması ile beraber kişi genellemeye girebilir ve kimseye güvenememeye başlayabilir. Geçmiş ilişki deneyimleri genelleme zincirinin halkasını oluşturmaya başlar. Beklentiler, ilişki içerisinde çiftler birbirlerine karşı beklentilere girer. Farklı kişilik özellikleri, beklentilerin gerçekleşmemesi bir çatışma doğurur. Kişiler bu duygusal yorgunluktan bunalır ve yalnızlığı tercih etmeye başlayabilir. Terk edilme korkusu, en büyük korkularımızdan biri olarak görülebilir. Yolunda giden bir ilişkinin ardından terk edilen ve yalnız kalan kişiler, bu korkuyu daha önce yaşamış kişiler tekrar yaşamamak adına yalnızlığı tercih edebilir. Anlaşılamama hissi veya bu düşüncelere sığınmak bazen ilişkilerden kaçınmaya sebep olabilir. Partnerlerin birbirini dinlememesi ve anlamaya çalışmaması veya suçlayıcı bir dil kullanması en sık rastlanan iletişim problemleri olarak görülür. Bu tarz ilişki deneyimlerinin ardından kişiler daha huzurlu olmak adına yalnızlığı tercih edebilir. Yalnızlığı nasıl konumlandırdığımız ve dengeyi oluşturabilmekse çok önemli.

İlgili İçerikler;

Etiketler: #yalnızlık