Stres reflüyü tetikler mi? Uzmandan reflüye iyi gelecek önlemler
Stres yalnızca ruh halini değil, sindirim sistemini de etkileyebiliyor. Gastroenteroloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Salih Boğa, reflü ile stres arasındaki ilişkiyi ve uygun hastalarda değerlendirilebilen endoskopik yöntemleri anlattı.
Elele Online
Reflü, mide içeriğinin ve mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkan bir sindirim sistemi problemidir. Normalde yemek borusu ile mide arasında bulunan alt özofagus sfinkteri adı verilen kapakçık sistemi bu asit kaçması durumunu engeller. Ancak bu yapının işlevinin zayıflaması durumunda mide asidi yukarı kaçar ve yemek borusunda tahrişe neden olabilir. Bu durum en sık göğüste yanma, ağıza ekşi-acı tat gelmesi ve yemek sonrası rahatsızlık hissi ile kendini gösterir.
Reflü çoğu zaman yalnızca mideyle ilişkili bir sorun olarak düşünülse de, günlük yaşamda önemli bir yer tutan stres bu tabloyu doğrudan etkileyebilir.
STRES REFLÜYÜ NASIL ETKİLER?
Stres, sindirim sistemi üzerinde hem hormonal hem de nöromusküler düzeyde etkiler oluşturur. Stres hormonlarının artışı mide asidi üretimini artırabilir. Bunun yanı sıra stres altında mide boşalmasının gecikmesi, mide içeriğinin daha uzun süre midede kalmasına ve basıncın artmasına neden olur. Bu durum, mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını kolaylaştırabilir.
Ayrıca alt özofagus sfinkteri bir kas yapısıdır ve stres altında bu kasın tonusu azalabilir. Bu da kapakçık mekanizmasının yeterince etkin çalışamamasına yol açar. Stresli dönemlerde beslenme alışkanlıklarının bozulması, hızlı yemek yeme, asit, kafein ya da alkol içeren içecek tüketiminin artması da reflü şikayetlerini belirgin hale getirebilir.
YAŞAM TARZI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Reflü yönetiminde yalnızca ilaç tedavisine odaklanmak yeterli değildir. Yaşam tarzı düzenlemeleri tedavinin temel bileşenlerinden biridir. Düzenli uyku, kontrollü beslenme, öğün sonrası hemen yatmamak ve tetikleyici gıdalardan kaçınmak şikayetlerin azaltılmasına katkı sağlar.
Stres yönetimi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Yoğun tempoda çalışan kişilerde gevşeme egzersizleri, fiziksel aktivite ve düzenli günlük rutin oluşturulması, sindirim sistemi üzerindeki olumsuz etkileri azaltabilir.
NE ZAMAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR?
Reflü şikayetleri zaman zaman ortaya çıkabilir. Ancak haftada birkaç kez tekrarlayan, uzun süren ya da yaşam kalitesini etkileyen yakınmalar varsa endoskopik değerlendirme gereklidir. Çünkü kontrolsüz reflü, yemek borusunda tahrişten kansere kadar uzanan bir sürece neden olabilir.
Bu nedenle tanının netleştirilmesi ve uygun yaklaşımın belirlenmesi için gastroenteroloji uzmanı tarafından değerlendirme yapılması önem taşır.
ENDOSKOPİK TEDAVİLER NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?
Reflü tedavisi hastaya özgü planlanır. İlk aşamada yaşam tarzı düzenlemeleri ve ilaç tedavisi uygulanır. Ancak bazı hastalarda bu yaklaşımlara rağmen şikayetler devam edebilir ya da kapakçık sisteminde reflünün aşikar sebebi olan belirgin bir gevşeme saptanabilir.
Bu durumlarda endoskopik tedavi seçenekleri değerlendirilebilir. Bu yöntemler ağız yoluyla uygulanır ve dışarıdan kesi gerektirmez. Amaç, mide ile yemek borusu arasındaki kapakçık mekanizmasını destekleyerek asit kaçağını azaltmaya yönelik bir bariyer oluşturmaktır.
Anti reflü mukozektomi yönteminde, alt özofagus sfinkteri çevresindeki belirli bir alan endoskopik olarak işlenir ve iyileşme süreciyle birlikte bu bölgede bir sıkılaşma oluşması hedeflenir. Bu sayede kapakçık bölgesinin daha destekli hale gelmesi amaçlanır.
Endoskopik fundoplikasyon yönteminde ise mide girişindeki kapakçık yapısı içeriden endoskopik dikişlerle desteklenir. Özel sistemler yardımıyla yapılan bu işlemde, yemek borusu ile mide arasındaki geçiş bölgesi yeniden düzenlenir ve asidin yukarı kaçışını azaltmaya yardımcı olacak bir yapı oluşturulur.
Hangi yöntemin uygun olduğu; hastanın şikayetleri, yapılan ölçümler ve anatomik değerlendirmeler doğrultusunda belirlenir.
Reflü yalnızca mide yanmasıyla sınırlı bir durum değildir. Bazı hastalarda sessiz seyredebilir, bazılarında ise farklı şikayetlerle ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavide amaç, yalnızca belirtileri azaltmak değil, altta yatan mekanizmayı doğru şekilde ortaya koyarak buna uygun bir yaklaşım planlamaktır.