Jane Austen kadınları

Jane Austen kadınları

İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Jane Austen ile 19’uncu yüzyıla uzanan bir hayal kurduk. Gözlerimizi açtığımızda, onun kitaplarındaki kadın karakterler üç ünlü oyuncuya ve roman gibi bir çekime ilham kaynağı olmuştu.

HEP MUTLU SONLA BİTEN JANE AUSTEN romanlarının sayfaları arasına karışmaya hazır mısınız? Aşık olduğu tek adam olan Tom Lefroy ile evlenemeyince hayatı boyunca başka biriyle evlenmeyi de reddeden, kendi döneminin tüm baskılarına baş kaldıran bir kadının, İngiliz edebiyatının en güçlü, en önemli ve belki de en romantik yazarlarından biri olacağı kimin aklına gelirdi ki? 42 yıllık hayatında tüm yaşadıklarını satırlarına bazen de satır aralarına taşıyan yazar, bir gün arkadaşına yazdığı bir mektupta ‘aşk olmadan kesinlikle evlenmemesini’ tavsiye eder. Romanlarında tasvir ettiği kadınlar da tam bu yüzden hep kuvvetli, kendi kendine yeten, mizah yönü güçlü ama sonunda da aşka teslim olan kadınlardır. Bu karakterlerin verdiği ilhamla Aslı Tandoğan, Didem İnselel ve Rojda Demirer ile gözlerimizi kapatıp o döneme ışınlandık. Onların gözünden aşkı, ilişkileri, evliliği ve erkekleri konuştuk. Bir yandan da romanlarını yazdığı dönemde adını saklı tutarak kitaplarını ‘A Lady’ takma adıyla yayınlayan bu gizemli kadına dair daha fazlasını keşfettik.



DİDEM İNSELEL
Gurur ve önyargı ile Emma’yı okudum. Ama ben roman karakterlerinden ziyade bizzat Jane Austen hayranıyım diyebilirim. 1800’lerde bir kadın olarak okumak ve roman yazarı olabilmek zaten başlı başına bir hayranlık sebebi. 
Romanlardaki gibi bir aşk var mı artık bilmiyorum. Aşkın içinde biraz merak var çünkü, beklemek var, sabretmek, hayal kurmak var. Ben teknolojinin duyguları öldürdüğüne inananlardanım. Kimsenin vakti yok artık. Sabrı yok. Hayat çok hızlı akıyor. İnceliklerle ilgilenemeyecek kadar hızlı. Bugün, kimsenin görmeden, dokunmadan bir aşk yaşayabileceğine inanmıyorum tabii ki. Ama çoğumuzun hayatında buna karşılık bir gençlik aşkı vardır sanıyorum. Benim ilk aşkım öyleydi. Aylarca görmediğim halde, sabah gözümü açtığımda aklıma ilk gelendi. Her telefona ya oysa diye atladığımdı. Evinin önünden geçtiğimde yananışığına bile heyecanlandığımdı.
Aşkta her yol mubah değil. Gurur, hiçbir duygunun arkasında kalamayacak kadar güçlü benim için. Kendimle böbürlenmek için söylemiyorum. Üzülürüm, ağlarım ama evimde...



ROJDA DEMİRER
Birçok çeviride ‘Aşk ve Gurur’ olarak yanlış çevrilen ‘Gurur ve Önyargı’ kesinlikle favorim ama son romanı ‘Emma’yı da ayrı severim. İkisinin de okuyucuda bıraktığı izler benzer aslında. En çok Elizabeth ile benzeşiyorum galiba. Ben de etrafımdaki herkesin yüzünde tebessüm bırakmayı, iyi vakit geçirmeyi severim ama en az Lizy kadar da duygusalım ve aşka çok değer veririm. Sevdiğim insanları sahiplenirim ve onları üzenlere karşı ister istemez bir duvar örerim. Lizy kadar olmasa da sevdiğim adama karşı zaman zaman hırçınlaşabilirim.

Erkeğin yarattığı güven duygusu, merhamet ve sevildiğini hissetmek kadınları ilişkide güçlü kılar. Çünkü önemli olan önünü görememek değil, gözünün arkada kalmaması.
Aşk her duyguyu barındıran eşsiz bir his. Her duygu gibi melankoli de kaçınılmaz. Aşkı yaşama biçimi herkese göre farklı. Kimisi aşkın melankoli tarafından beslenir kimisi başka taraflarından. Benim ilişki dinamitlerim arasında melankoli yok ama geldiği zaman da git diyemiyorsun, yaşıyorsun tabii...   Ama kararında. Jane Austen zamanında aylarca görmeden, dokunmadan sevmek, aşk yaşamak, sadece hayalden beslenerek aşka tutunmak mümkünken şimdi sosyal medya diye bir şey var ki deyip susasım geliyor!