Bir başkaldırı meselesi: Aktivizm

Bir başkaldırı meselesi: Aktivizm

Sokak hala işe yarıyor mu, yoksa akıllı telefonlar sayesinde aktivist eylemler kabuk mu değiştiriyor? İlham veren altı aktivist ile birlikte dijital aktivizmin derinlerine iniyoruz.

Haksızlığa karşı umudun, eşitsizlik karşısında ‘biz’ olabilme düşüncesinin, tutsaklığa karşı özgürlük arayışının; tutkunun, coşkunun, kucaklamanın, kuşatmanın, düş bolluğunun ve düşüncelerin serpilip tek yumruk olduğu her yerde aktivizm var. Peki sokağa çıkmak hala işe yarıyor mu, yoksa teknoloji ile birlikte aktivizm kabuk mu değiştiriyor? Bugün; bastığınız her like butonu, attığınız her tweet ve tepkinizi haykırdığınız her hashtag toplumun değişen yüzüne katkı sağlıyor.

Zamanında sokakta avazı çıktığı kadar bağıran ve hak arayan her prototipten insan, bugün direnişlerini sosyal medya aracılığıyla gösteriyor. Dijital aktivizmin sanal boyutu, hak arayışının gerçekliğini bulandıracak mı; ya da elimize ‘özgür hissetme’ vaadiyle verilen bir oyuncak mı? Yanıtı henüz kimse bilmiyor. Ancak gerçek şu ki; bastığınız her like butonu, attığınız her tweet ve tepkinizi haykırdığınız her hashtag; toplumun değişen yüzüne katkı sağlıyor. The Beatles sonrası barış çağrısı yapan John Lennon’dan Nobel Barış Ödülü alan Pakistanlı insan hakları aktivisti Malala’ya aklımıza gelen elbette onlarca aktivist var. Günümüzün aktivistleri ise biraz şekil değiştirdi. Dijital yayıncı Engin Önder bir aktivist çünkü mesajlarını bugünün en kitlesel aracı internet aracılığıyla veriyor. Zülal Kalkandelen bir aktivist çünkü hayvanların özgürlüğü için sözcüklerin gücüne inanıyor. Simay Bülbül bir aktivist çünkü çocukların bireysel dokunulmazlığını haykırıyor. Yeşim Paktin aktivist bir sanatçı çünkü engelli kadınların somut sorunlarını, soyut aklın gücüyle duvarlara çiziyor. 12 yaşındaki Atlas Sarrafoğlu bir çocuk aktivist, büyüklerin iklim krizi konusundaki hayal tacirliğine dur deme cesaretini gösteriyor...



Zülal Kalkandelen
Yazar, Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu Kurucusu

Gazeteci Zülal Kalkandelen, aynı zamanda hayvan özgürlüğü aktivisti. Makyaj malzemelerinden beslenme alışkanlıklarına kadar veganlığı savunuyor. Birçoğumuzun sorgulamaktan kaçtığı bir gerçeği de her fırsatta dile getiriyor: Hayvansever değil, hayvanseçer olabilir misiniz?

“Bence aktivizm, toplumda değişim yaratmak için her tür yolu ve aracı kullanarak yürüttüğüm bir çaba, bir karşı duruş, bir direniş, beni rahatsız eden ve sona ermesini istediğim haksızlıkları protesto yolu.

Hayvan hakları deyince, birçok kişinin aklına sadece belli hayvanlar geliyor. Evlerini paylaştıkları hayvanlar ya da doğrudan sömürmedikleri hayvanları düşünüyorlar. Mesela kedi, köpek, kuş, fil, yunus veya kaplumbağayı korumak istiyor; onlara yapılan şiddete en sert şekilde karşı çıkıyor ama konu yediği, bedenini sömürdüğü hayvanlara gelince onları görmezden geliyorlar. Bu kişilere ben ‘hayvanseçer’ diyorum. Mezbahada dehşet verici zulümlere maruz kalan koyun, kuzu ya da süt çiftliklerinde yavrusundan ayrılarak sütüne el konulan inek, yumurta üretim tesislerinde doğar doğmaz katledilen erkek civcivler, derisi veya yünü için bin bir türlü acıya maruz kalan hayvanlar, nedense hayvan hakları kapsamında değerlendirilmiyor. Onlar birer mal, eşya ya da köle gibi muamele görüyor sanki. Bu, türcü algının yarattığı bir bozukluk elbette. Bunu aşmak için ‘türcülüğü’ sorgulayıp, hayvanlar arasında yapılan ayrıma son vererek, hepsinin sömürüye maruz kalmadan yaşama hakkını savunan veganlığı benimsemek gerekiyor. Biz bu nedenle, hayvan haklarını savunmak veganlıktır diyoruz.”



Feyza Altun 
Avukat

Feyza Altun, yaklaşık beş yıl önce bebeğiyle birlikte duruşmaya girerek çalışan annelerin ortak derdini dile getirmişti. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair feminist duruşuyla o günden bugüne hepimize güç veriyor.

“Bence aktivizm, bir yaşam biçimi; itiraz etme yöntemi. Politik bir değişiklik yaratmak için bir belli grupların ya da kişilerin tek başına kasıtlı ve bilinçli olarak yaptığı eylem ya da muhalefet etme biçimi. 

968 sonrası dünyada görülen yeni toplumsal hareket biçimleri ve post-modernizm etkisi ile feminizm yeni bir boyut kazandı. ‘Ne kadar kadın varsa o kadar hikaye vardır’ anlayışı ve toplumsal hareketlerin sınıflar arası bir savaş olmaktan çıkmaya başlaması, feminizmi de etkiledi ve aktivistler başarılı olabileceklerini gördü. Bugünse dijital aktivizm, Türkiye’de ve dünyada birçok toplumsal hareketin kaynağı oluyor. İnsanlar en çok telefonlarıyla, doğal olarak sosyal medyada vakit geçiriyor. Haliyle tepkilerini, düşüncelerini, öfkelerini telefonları aracılığıyla dışa vuruyorlar. Elbette bunun bir sonucu da oluyor. Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğü, Twitter’da çok fazla etiketlenince siber suçlar harekete geçiyor ya da bir kadın kendisini taciz eden adamın görüntüsünü yayınlayarak o kişinin hızlıca bulunmasını sağlayabiliyor. Aktivizm sadece eline pankart alıp sokağa çıkmak, slogan atmak değildir. Bu tür örgütlü eylemlerin değerini elbette tartışmayacağım ama sosyal medya doğru kullanıldığında, bir kişi tek başına da çok ciddi değişiklikler yaratabilir.”



Simay Bülbül
Moda tasarımcısı, Kırmızı Çocuklar Derneği Kurucusu

Tasarım yolculuğunun başından bu yana kadınlardan aldığı ilhamı, Kapıları Aralayan Kadınlar isimli son koleksiyonuna da taşıyor. Bir süredir ise kurucusu olduğu dernek aracılığıyla, ihtiyacı olan tüm çocuklara yardımda bulunuyor.

“Bence aktivizm, inandığınız düşüncelere ses vermek... Tepki vermek!

Her sanat ve tasarım dalı aktivizm ile ilişkide olduğu zaman anlamını ve değerini güçlendirir. Moda ile aktivizm arasında da güçlü ve değerli bir bağ olduğuna inanıyorum. Günümüzde doğru kullanıldığında sosyal medya, olaya ve konuya doğru tepki vermenin en basit ve en kişisel yolu aslında. Bu kişisel ifadeler sayesinde çoğunluğa ulaşılıyor ve son derece etkili sonuçlar elde edilebiliyor. Kurduğum dernek çocuklar üzerine; en hassas konumuz çocuk istismarı ve çocuk gelinler. Bu konuda tepkimizi asla esirgemeyeceğiz ve dijital aktivizm en önemli tepki aracımız bence.”



Yeşim Paktin
Sanatçı

Yeşim Paktin, sanat ve aktivizm arasındaki dirimsel bağı kuvvetlendiren kadınlardan. Bu seneki Engelsiz Filmler Festivali kapsamında, engelli kadınların şehir hayatındaki sorunlarını mural sanatı aracılığıyla Ankara duvarlarına taşıyor.

“Bence aktivizm, tamamen özgür irade ile her şeye rağmen herkesin iyiliği için hareket etmektir.

Bu çabanın pek çok şekilde tezahürü olabilir. Belirli bir yöntemi veya kuralları yoktur. Dolayısıyla herkes elinde olan bir imkan veya bir kanat çırpışıyla, başka bir yerde kelebek etkisi yaratabilir. Bazen yalnızca bir insanın içinde kıvılcım yaratabilmenin anlamı ve değeri büyüktür. Bu yüzden aktivist sayılabilmek için o anda milyonları etkilemeye veya çok büyük toplumsal değişimler yaratmaya gerek yok. Zira genellikle büyük değişimler öyle uzun sürede gerçekleşir ki, bu değişimi sağlayan her bir küçük eylem zaman içinde hiç olmamış gibi unutulur. Bana göre aktivist eylemler için sanat, en etkileyici yollardan biri. Belki de bu yüzden sanat ile aktivizmin son yıllarda gittikçe artan bir birlikteliği oldu ve hatta literatürde aktivist sanat için artivizm tanımı kullanılmaya başlandı. Sanatın görsel ve sezgisel gücü ile evrensel olarak herkese ulaşılabileceğini düşünüyorum. İmgelerle güçlü bir ifade yaratabilme çabası ise, heyecan verici bir oyun. Dolayısıyla aktivizm ve sanat ilişkisi benim için ayrılmaz bir bütün, varoluşumu ortaya koyma yolum diyebilirim. Yakın zamanda çizimlerini yaptığım Olympe de Gouges’un çok asil bir mücadeleci ruhu var örneğin, oldukça ilham verici bir kadın.”




Atlas Sarrafoğlu
Öğrenci

Atlas Sarrafoğlu, büyük büyük laflardan sıkılan ve gerçekçi çözümler bekleyen 12 yaşında bir iklim aktivisti. 16 yaşındaki İsveçli aktivist Greta Thunberg’in iklim krizi çağrısına yanıt, Atlas’tan geliyor.

“Bence aktivizm, bir çeşit hakları savunma hareketi ki ben de tam olarak bunu yapıyorum.

Bugün iklim krizini yaratanlar büyüklerimiz olduğundan dolayı, kendi geleceğimizi ve haklarımızı savunmak da biz çocuklara düşüyor. Alışılmış hayatlar yaşayan büyüklerimizden, artık bu alışkanlıklarından vazgeçmelerini istiyoruz. Çünkü gelecekte biz sizin kadar şanslı olmayacağız. İklim değişikliğini geri çevirmek için 11 yılımız kaldı. Bunu yapabilmemizin bir yolu da kömürü, petrolü, doğal gazı yerin altında bırakmak. Yoksa 11 yıl sonra atmosferdeki karbon değerleri ve denizler yükselirken, artık yapacak bir şey kalmayacak. Son yaptığımız üç küresel iklim grevinde, sosyal medyanın çok önemli rol oynadığını düşünüyorum. Sadece İstanbul’da yürüyüşümüze gelen 4 bin kişi hiç de az bir sayı değildi. Dijital aktivizm sesini duyurmak için çok iyi bir araç; fakat sosyal medya başında oturup like’lamakla olacak bir iş de değil aktivizm. Gerçekleri söylemek, bilimden örnekler vermek ve savunduğun şeyin doğruluğunu göstermek çok önemli. Tüm bu süreçte Greta Thunberg, en büyük ilhamım. Üstelik kendisiyle tanışıp, çalışma fırsatı da bulabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.” 



Engin Önder
Dijital Yayıncı

Ana akım medyanın yayınlamaya cesaret edemedikleri, bugün dijital yayıncıları aktivist kılıyor. Hadi kabul edelim, bugün Türkiye’de gerçekleri söylemek, aktivist bir eylem. 140journos’un kurucusu Engin Önder de onlardan biri.

Bence aktivizm, sıra dışı ve marjinal bir fikri çok yüksek sesle söyleme ve bu ekosisteme yeni bir fikir kazandırma hali.

27 yaşındayım, dijital ortam olmadan kendimi ifade edemezdim sanırım. İçinde bulunduğumuz koşullardan dolayı sokaklar, binlerce insanın bir araya gelmesi için uygun yerler değil belki… Kendimiz gibi insanları bulmaya hasretiz ve internette su akıp gerçekten yolunu buluyor. Bu 10 yılın başından beri bir geyik var: Twitter’la diktatörleri devirmek! Tam söylendiği gibi değil bu. Elimizdeki araçtan Black Mirror’daki gibi distopya yaratmayı başardık ama bunu da çok basit şeyler için gerçekleştirdik, distopyayı daha fazla reklam izletmek için yarattık sanki… İnternet, örgütlenmesi çok kolay bir platform ama amacımız değiştirmekse, sosyal medya düşünceleri değiştirmiyor, belki provoke ediyor. Davranışsal bir değişimin olması gerekiyor ki, toplumsal bir değişim olsun. Mesela 140journos’ta dijital yayıncıyız ve yaratıcı belgesel dediğimiz bir format uyguluyoruz. İnsanlar izlerken ‘evet ya, benim gibi düşünen başka insanlar da var’ fikrini görüyor ama ne yapacak bu fikirle? Hayalet bu insanlar… Aynı çatı altında buluşabilir mi, bir araya geldiğinde hoşlanacak mı acaba o izlediği kişiden? Şu anda 140journos olarak bunun peşinden koşuyoruz, ortak ilgi alanları olan insanları bir çatı altında toplamak çok kışkırtıcı bir düşünce. Sahip olduğumuz, tükettiğimiz o bütün markalar üzerimize yapışmışken; bir de aktivist diye etiket yapıştırmak çok hoşuma gitmiyor açıkçası. Ama evet, aktivizm yapıyoruz. Hadi itiraf edelim.”

Röportaj: Simay Engür
Fotoğraf: Emre Yunusoğlu
Styling: Oscarmoriss
Saç: Mehmet Boray Alpan
Makyaj: Hidayet Korkmaz
Fotoğraf Ekibi: Sinan Arslan, Enes Yurtbay, Berrak Başpınar
Styling Asistanı: Sinem Demirdöğen
Set Asistanı: Bala Katırcı
Kıyafetler için; V2K Designers, Vakkorama, Zara, H&M, Nocturne, Berrin, Branded, Vakko’ya teşekkür ederiz.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.